BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Niye bu kadar rahatsız oluyorlar?..

Niye bu kadar rahatsız oluyorlar?..

Bu ülkede bazıları, PADİŞAH veya SULTAN ismini duyunca, nasırına basılmış gibi yerinden zıplıyor, böğürmeye başlıyor!..



Bu ülkede bazıları, PADİŞAH veya SULTAN ismini duyunca, nasırına basılmış gibi yerinden zıplıyor, böğürmeye başlıyor!.. Neden, niçin bu kadar rahatsız oluyorlar? Bu kadar kin, husumet, nefret ve korku niye? Saltanat kaldırılalı doksan sene olmuş. Keza Hilafetin ilgası da o kadar eski. O tarihten bu yana, padişahlık ve halifelik hesabına; herhangi bir talep, iddia, kalkışma ve dahi tartışma bile olmamış. Fransız İhtilalinden sonra, 170 yıllık süre içinde, iki defa krallık, bir defa imparatorluk ve dört defa da cumhuriyet düzeni yıkılmış... Ama Türkiye’de, yaklaşık bir asırlık zaman içinde, buna benzer durumlar asla vukua gelmemiş. Bazıları hemen “Şeyh Sait Vak’ası”nı öne sürecektir. Hayır efendim hayır, o hadise; ne bir hilafet kalkışmasıdır, ne de esasında bir Kürt isyanıdır. İçeride tenkil için fırsat oluşturmak üzere, yapılan büyük ve sinsi tahriklerin sonucudur. Dışarıdan emperyalist güçler de, sonuna kadar kullanmıştır. Menemen hadisesine de aynı pencereden bakabilirsiniz!.. Dersim isyanı da aynı paranteze girer. Şu sıralarda Dersim olayı etrafında epeyce hararetli tartışmalar sürüyor. Bazıları, halının altına süpürülmüş pisliklerin açığa çıkmasını istemezse de, er-geç kaçınılmaz olarak o netice de tahakkuk edecektir... Konuyu dağıtmadan sadede gelelim: Evet, artık çok gerilerde kalmış, daha açık ifadesiyle tarih olmuş bir meselede, yani saltanat ve hilafet konusunda hâlâ daha bitmeyen bu paranoyanın sebebi nedir? Hangi sefil düşüncenin, hangi çağ dışı eğitimin ürünüdür bu? Sultan Abdülmecit Han ve dönemi ile ilgili bir sempozyumun düzenlenmiş olması karşısında, ter ter tepinen zavallılar ne demeli? Belki de hiçbir şey dememek daha doğru olur. En iyisi kendi hallerinde debelenip durmaları. Ama genç kuşakların da, tarihî hakikatlerden bir nebze haberdar olması lazım. Yoksa Millet Meclisi kürsüsünde büyük büyük nutuklar çeken, kimi ucuz siyaset bezirganlarının doğru söylediklerini zannedebilirler! Öyle ya, bu cingöz politikacılar, padişah Abdülmecit Han ile padişah olmayan son Halife Abdülmecit’i bile birbiri ile karıştıracak kadar derin tarih bilgisine sahip... Vah vah! Daha neler göreceğiz acaba?!. Senenin 365 günü köşesinden “Atatürk bezirgânlığı” yapan bir başka entel-dantel yazar da, bula bula sempozyumun düzenlendiği tarihin derin iz ve işaretlerini bulmuş. Neymiş efendim, 17 Kasım gününün Sultan Abdülmecit Han ile hiçbir ilgisi yokmuş (Sanki böyle bir irtibatın varlığı zaruri imiş gibi...), o gün Sultan Vahdettin’in memleketten kaçıp gittiği (o yazar, Sultan filan demiyor, tıynetine uygun başka ifadeler kullanıyor tabii!) günmüş. Ya gördünüz mü? Sultan Abdülmecit diye, aslında “Vahdettin anılıyormuş...” İşte böyle, meğerse bir sempozyumla, bu devlet ve bu memleket aleyhine ne kumpaslar çevriliyormuş da, haberimiz yokmuş! Daha yaşlı bir yazar da, bu kadar keskin yazmıyor ama, mesela; “Meclis Başkanı’nın görevleri arasında bir padişahı anma sempozyumunu himaye etmek var mıdır?..” diye önemli sorular soruyor. Ah bu kafa... Bu kafa ile bir yere varmak mümkün mü? Bu zihniyete tutulmuş olanların değişmesi imkânsız. Ne mutlu ki, artık nesilleri tükeniyor!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT