BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Terim’in verdiği ders!.

Terim’in verdiği ders!.

“Galatasaray’ı yazmaktan, konuşmaktan, seyretmekten, tartışmaktan, bıkmaya başladık. Yetti artık” diyenler var! Yooo! Böyle oynayan, böyle coşturan, böyle kazanan bir takımı onların hocalarını yazmaktan, tartışmaktan, seyretmekten, konuşmaktan bıkmak mümkün değil!



“Galatasaray’ı yazmaktan, konuşmaktan, seyretmekten, tartışmaktan, bıkmaya başladık. Yetti artık” diyenler var! Yooo! Böyle oynayan, böyle coşturan, böyle kazanan bir takımı onların hocalarını yazmaktan, tartışmaktan, seyretmekten, konuşmaktan bıkmak mümkün değil! Biz Türkler, nedense “son yıllarda” çok karamsar olduk! Özellikle “medyamız”, ülkemizdeki güzellikleri, iyilikleri, yüreklere ferahlık serpecek olayları ve bunların kahramanlarını “şöyle bir geçiştirirken”, ekranlarını ve sayfalarını, “kötülere, çirkinlere, felaketlere özellikle ayırmakta” adeta yarışıyor! Bırakalım hiç olmazsa Galatasaray, “böyle bir coşkulu atakla” medyamıza, sadece “Galatasaray ve futbol konusunu” değil, güzel ülkemizin güzel ve başarılı başka insanlarının yaptıklarını da ve “her gün onlarcası, yüzlercesi cereyan eden güzel olayları” da ekranlarında ve sayfalarında Türk insanına aktarmayı “görev sayma” duygusunu aşıladı. Perşembe gecesi Galatasaray adeta “güle oynaya” ve “8 - 10 gol atabileceğini gösteren” bir şovla Mallorca’yı eleyip UEFA Kupası’nda yarı finale çıktı! Elbette Galatasaraylı futbolcuların ve bu kahramanları “bu noktaya getiren” hocalarının alınlarından öpmek gerek! Ama “beni çok daha fazla duygulandıran” bir başka haber var! “Fatih Terim, heykelini dikmek isteyen Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’tan okul yaptırmak için arsa istedi. Başkan’a ‘Heykeli bırakalım, okulu yapalım’ dedi” haberi, günlerden beri içimi sıkan bir gelişmeyi birdenbire durduruverdi! “Bazı konuları” öylesine sulandırıyor ve abırtıyoruz ki, “Başarıları da, insanları da gölgeliyoruz!” İşte son günlerde başlatılan “heykel dikme” kampanyaları da bu türdendi! Terim “alkışlanacak bir etik hamle ile”, olaya “çok popülist yaklaşanlara ve özellikle politikacılara unutamayacakları bir dersle cevap vererek”, yapılmak istenenin “ne kadar boş olduğunu” gösteriverdi. Terim’i “Mallorca’yı eleyen bir takımın teknik direktörü” olduğu için elbette kutluyoruz! Ama “bu hareketi, bu jesti, bu düşüncesi, bu adımı” inanın ki “çok daha fazla kutlanmaya değer!” Ey Terim “heykel - okul tercihin için” ayağa kalkıyor ve şapkamı çıkararak seni selamlıyorum! Tabii Fenerbahçe derbisi için Galatasaray seyircisine yaptığın “fair play çağrısı” için de!. Sağ ol!. Ve de, UEFA Kupası’nda yarı finallerde, finallerde sana da talebelerine de başarılar diliyorum! Yolunuz açık olsun! Oy vermeseniz bile dinleyin! Galatasaray Genel Kurulu yapılıyor! “Mekteb-i Sultani’lileri bile şaşkına çeviren” senaryolarla ve çalımlarla Faruk Süren “adeta kendisi istemiyormuş, ama camianın duayenlerinin baskısıyla ve genel istek üzerine sahne alıyormuşcasına başkanlığa “yeniden” aday oldu ve herkes “seçileceğine muhakkak gözü ile bakıyor!” Özhan Canaydın için “Galatasaray Tarihi’nde yıldızın parladığı bir andı!” Ama Canaydın “bu tarihi fırsatı”, galiba “medeni cesaret bakımından birazcık zafiyeti olduğundan” kaçırıverdi! “Eski başkan” Alp Yalman ise, “Galatasaray’ın içinde bulunduğu durumu çok iyi bildiğinden”, kaybedeceğini bile bile “aday oldu ve baskılara rağmen çekilmedi!” O, “tam ve cesur bir Galatasaraylı” olarak kulübüne karşı sorumluluğunu ve görevlerini çok iyi bildiğinden, “tarihi” bir misyon yüklendi! “Başkan adayı olarak” kürsüye çıkacak genel kurul üyelerine doğruları söyleyecek ve anlatacak! Galatasaraylıları “yarınlar için uyaracak!” Elbette “seçim kazanmak” da önemli! Ama “bu uyarı”, başkan seçilip seçilmemekten çok daha önemli! “Bu uyarılara rağmen” bugünlerin “yaldızlı büyüsüne kapılıp” Süren’i omuzlarda yeniden başkanlık koltuğuna oturtma yarışına çıkanlar, “yarınlarda olacakların da sorumlusu olacaklardır!” Terim ve talebelerinin başarılarının ardına sığınarak “Başkanlığa aday olmayacağım” dedikten sonra “tam bir U dönüşü yapan” Süren’in yarınlarda “ne yapacağı” ortadadır; “Bugüne kadar ne yapmışsa o!” “Şirketleşmenin puslu ve şeffaf olmayan labirentlerinde dolaşarak” ve onun da ötesinde “yüksek faizlerle alınan borçlarla” kulübü bir batağa sokarak, hatta “bakkala manava bile icra - haciz kapılarını açacak hale düşüren ve sanal projelerin arkasına saklanarak bugünlere gelen “bir yönetim zihniyetinin”, hâl⠓baştacı edilmesini” anlamak çok güç! Hem de Galatasaray gibi bir camiada! Al Yalman “genel kurul konuşmasında” neleri anlatacağına dair ipuçlarını hafta içindeki açıklamalarıyla verdi! Bir tarafta, “acı da olsa gerçekleri söylemeyi görev sayan” bir eski başkan! Bir tarafta, “yıllardır” Galatasaray camiasına “gerçekler söylememeyi alışkanlık haline getiren” bir başkan! “Bu tip konularda” çok ilkeli olduğuna inandığım “sevgili” kardeşim Hıncal Uluç bile çıkıp “şu veya bu sebepten” şöyle diyebiliyor ya da yazabiliyorsa, “iş” zaten çoktaaan bitmiş: “Ben genel kurullara gitmem. Gitseydim Süren’e oy verirdim!” Buna “Papaza kızıp oruç bozmak” denmezse ne denir? Kulübü “yüzlerce milyon dolar daha borca soksun” ve “hayali projelerle” bir “dört yıl daha geçirsin” diye mi? Aylardır “sadece ben değil”, aklı başında bir çok Galatasaraylı genel kurul üyesi ile yazar - çizer” Faruk Süren’e “bunca soru sordu”, soruyor! “Bir tanesine bile” tatmin edici cevap verilebildi mi? Neden? “Verecekleri cevap yok” da ondan! Yazık değil mi Galatasaray’a? 12 Kişi oynamak! Galatasaray’ın İspanya’da Mallorca’yı 4 - 1 yendiği gece Kemal Zorlu telefon etti! “Tebrik ederim” dedikten sonra devam etti: “Şu anda Viyana’dayım, maçı burada TV’den seyrettim. Ama ortada bir haksızlık var; Galatasaray 12 kişi oynadı!” Biraz bozulur gibi oldum: “Yoo! Haksızlık etme! Hakem çok iyiydi ve tarafsızdı!” Telefonun ahizesinden bir kahkaha sesi geldi: “Yahu ben hakemi kastemedim! Taffarel’i kastettim! O kalecilik yaparken bir taraftan da libero gibi oynuyor ve Galatasaray sahada 12 kişilik bir takım haline geliyor! Rakip 11 kişi, nasıl başa çıksın?” Ertesi günden itibaren çok gazetede, çok yazardan “Taffarel libero gibi” diye yazılar okudum! Ama hepsi, bana göre eskimişti!. “İlk yazan” Kemal Zorlu’ydu! Kutlarım! Purosunu yaksın! Ali Şen yazıyor: “Karışık duygular içindeyim! Galatasaray’ı alkışlasam mı, kıskansam mı, umursamasam mı? Bir Fenerbahçeli olarak ızdırap içindeyim!” Yooo! İşi bu kadar karıştırmaya gerek yok! Başkanlık yıllarında hep derdi ki: “Öyle bir takım kurmak istiyorum ki, tribüne oturduğum ya da TV karşısına geçtiğim zaman puromu yakayım, içimde en ufak bir endişe olmadan güven ve keyif içinde maçları seyredeyim!” Eh! İşte oldu! Gerçi “biraz farklı oldu” ama, oldu! Bence duygularını fazla karıştırmadan gelsin otursun trübünlere ya da geçsin TV karşısına “yaksın purosunu,” hiç endişe duymadan “keyif içinde” seyretsin maçları! “Bir takımın nasıl olmasını” o tarif etti; Galatasaray da öyle bir takım kurdu! Bence Galatasaray Yönetimi Ali Şen’e telif hakkı olarak Ali Sami Yen’de “bir numaralı koltuk tahsis etmeli!” “Purosunu yakıp rahat rahat maç seyretsin” diye! Neymiş? “Efendim Fenerbahçe 4 - 4 bilmem ne oynar mıymış? Fenerbahçe 3 - 5 - 2 oynamalıymış! Yoksa işte böyle bol bol gol yermiş. Zeman futbolu hiç bilmeyen bir psikopatmış” diye diye Zeman’ı İtalya’ya gönderen Fenerbahçe medyasının “aklı şimdi başına geldi!” Sergen’in de TV ekranlarında açık açık söylediği gibi, “ağır idmanları sebebiyle futbolcular Zeman’ı hiç istemedi!” Ve de “Pendik faciasına” bile bile gelindi! Futbolcuların hali meydanda! “3 - 5 - 2 oynar” denilen Fenerbahçe, kendi sahasında Adanaspor’dan 4 yiyor! Ve Fenerbahçe medyası, her maçta “bugünkü teknik direktörü” fırçalayan futbolcuları gördükçe “Suçlu futbolculardır, ne kondisyonları var, ne de futbol oynamasını biliyorlar” demeye gelecek yazılar yazıyor, yorumlar yapıyor!. Günaydıııın! Zeman’a zaman tanımayanlar, Zeman’ı “kuyruğuna teneke bağlayarak” gönderirken hâl⠓futbolcuları göklere çıkaranlar”, bilmem ki şimdi neredeler? Hoş Ali Şen hâl⠓bu futbolcuların üzerine toz kondurmuyor” ama “işine bunlar geliyor” da ondan! Başka türlü “bu yönetimin karşısında” söz söylemek için TV’lerde “reyting yakalayabilir mi?” 3 - 5 başarılı sonuçtan sonra pabucunun dama atılacağını çok iyi biliyor ve onun için “Fenerbahçe’yi yakan ve yakmaya devam eden bu futbolculara” sahip çıktıkça çıkıyor! Akıllı adam! Nasıl sevineyim? İsteyen inansın, isteyen inanmasın! Perşembe gecesi Galatasaray’ın Mallorca’yı yenmesine ve elemesine sevinemedim! O keyfi, coşkuyu yudum yudum bile tadamadım! Zire “aldığım” bir acı haber herşeyi “kapkara görmeme” sebep oldu! Çok sevdiğim bir dostumu, çok değer verdiğim bir meslekdaşımı, “yıllarca beraber olduğum” bir arkadaşımı Aydın Köker’imi kaybetmiştim! Bir hafta gibi kısa zamanda “ard arda” gelen “üç acı haber!” Önce Odhan Baykara! Sonra Övül Tezişler! Ve de Aydın Köker! 45 yıllık gazetecilik hayatımda çok uzun yıllar birlikte koşuşturduğumuz, birlikte mücadele ettiğimiz, “zaman zaman yollarımız ayrılsa” da gönüllerimizin hiç bir zaman ayrılmadığı “değerli” arkadaşlarımdı “onlar!” “Onlar?” Ne kadar acı! “Artık yoklar!” Ne diyordu Yahya Kemal: “Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol, Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol!” Elbet bir gün bizler de bineceğiz o “meçhule giden” gemiye! Ve “o meçhulde buluşacağız, Köker’lerimizle Odhan’larımızla Övül’lerimizle!” Buluşacağız! “Dün” beraber olduğumuz gibi! Nur içinde yatsınlar! Olmadı sevgili başkanım! Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin “bir unutkanlığından doğan” skandalla ilgili sorulara komitenin genel sekreteri Togay Bayatlı başkanımız cevap vermiş! Gazetelerde, haberi de, başkanımızın cevabını da okuyunca çok üzüldüm! İşte “bu durumlar sebebi” iledir ki, ben “Türkiye Spor Yazarları Derneği başkanlarının ve ondan da öte Uluslararası Spor Yazarları Derneği Başkanı olan Togay Bayatlı’nın” TMOK gibi kuruluşlarda “aktif mevkilerde görev almalarına” hep karşı oldum! Olay tam bir skandal! Ama “karşımızda” genel başkanımız var; şimdi biz ne yazabiliriz? Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nde, “rüşvet olayları” sebebiyle tasfiye edilen üyelerin yerine “sporcu kontenjanından” üyeler alınacak! Bütün ülkelere “adaylarınızı bildirin” diye resmi yazı gelmiş! Bizde de “Naim Süleymanoğlu gibi” Dünyaca ünlü bir sporcu var! “Adı zamanında bildirilse” üyeliğe seçilmek için şansı var! Ama “verilen zaman geçiyor” ve Naim’in ya da “bir başka sporcunun adı bildirilmiyor!” Sebep; “Unutkanlık ve de gaflet!” Gazeteler skandalı yazınca, cevap verme görevi genel sekreter Togay Bayatlı başkanımıza düşüyor! Nerede, “nerede ise ömür boyu başkanlık koltuğunda kalmaya ahdetmiş anlı - şanlı Sinan Erdem bey? Yoo! o böyle zamanlarda “ortada hiç görünmez!” Zaten, “Komitenin de hiç bir zaman ramp ışıklarına çıkmasını istemez!” Bunu sevgili Abdülkadir Yücelman’a açık açık söylememiş miydi? Ama, “olimpiyatı alacağız” ninnileri söyleyerek “bütün Dünyayı dolaşmak olunca, ziyafetler ve ziyaretler olunca,” hem de “cümbür cemaat yollara düşülmek hiç unutulmaz!” O konuda “gaflet yoktur!” Ne diyor Togay Başkan: “Efendim, adayı sporcu komitesi kontenjanından istediler. Bizde maalesef bu komisyon kurulamadı!” Hani ne derler, “kusura bakma” başkan! “Şecaat arz ederken” mi nedir, işte öyle bir lâf vardı! “Acaba” diyorum; “Bu komisyonu kurmak benim görevimdi de unuttun mu? Yoksa; “Çıkıp kamuoyundan özür mü dilesem?” Skandal birken, şimdi oluyor iki! “Türkiye’de olimpiyat yapma yaygalarıyla trilyonlar toplayan bir komite” yapması gereken bir görevi, 2000 yılına gelinmiş hâlâ yapmamış!. “Sporcu Komitesi kurmamış!” Vay ki, ne vay! Togay başkan devam ediyor: “Zaten aday gösterseydik ne olacaktı? Lisan bilmiyor ki orada kime ne anlatacaktı, nasıl anlatacaktı?” Keşke bu sözleri hiç ama hiç söylemeseydi! “Eğer bu mazeret adaylığa mani ise,” elbette koca Türkiye’de “lisan bilen bir sporcu” da bulunabilirdi! Üstelik, Naim’in “lisan bilmiyor” gerekçesiyle adaylıktan düşürülmesi “daha gündeme gelmemiş” ki; ortada “unutkanlık ve ilgilenmemek var!” Gazete haberlerinin yanında “diğer ülkelerin adaylarının isimleri bulunuyor. Acaba “hepsi,” Togay Başkan gibi “lisan biliyorlar mı?”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 89898
    % 0.37
  • 4.8232
    % -0.22
  • 5.6284
    % -0.33
  • 6.3815
    % -0.47
  • 192.903
    % -0.91
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT