BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Heykelci zihniyet beni de çarptı

Heykelci zihniyet beni de çarptı

12 Eylül 1980 darbesini yapan Atatürkçü subaylar, Kültür Bakanlığına Cihat Baban’ı getirdiler. Yeni bakan, koltuğuna oturur oturmaz beni çağırdı ve sordu: - 100. yıl için ne gibi çalışmalar yapacaksınız?



12 Eylül 1980 darbesini yapan Atatürkçü subaylar, Kültür Bakanlığına Cihat Baban’ı getirdiler. Yeni bakan, koltuğuna oturur oturmaz beni çağırdı ve sordu: - 100. yıl için ne gibi çalışmalar yapacaksınız? Anlattım. Çıkarmayı planladığım 100 kitabın listesini istedi. Dosyamdaki listeyi çıkarıp masasına koydum. Kitap isimlerini dikkatle inceledi. Sonra başını kaldırıp yüzüme baktı. - Kitaplar güzel seçilmiş. Kim hazırladı bu listeyi? - Kitaplar konusunda eski bakanımız ve müsteşarımız yetkiyi tamamen bana bırakmışlardı. Sonra hazırladığım listeyi görüp onamışlardı. - Peki çıkarabilecek miyiz bu 100 kitabı? Türkiye çapında bir ağaçlandırma faaliyetine girmek bizim vazifemiz mi? - Bu listedeki 100 kitaptan 40’ının basımı tamamen bitti. Dağıtımına önümüzdeki yıl başlayacağız. Bana göre her bakanlık ağaçlandırma üzerinde durmalı. Bütün valilerimize bakan adına bir yazı göndererek, şehirlerinde bir bölgenin ağaçlandırılmasını istedim. Kaç ağaç dikebileceklerini sordum. Gelen cevabi yazılardan anlaşıldı ki 1981 yılında beş milyon ağaç dikilecektir. Kalan 60 kitap da önümüzdeki yılda elimizde olacaktır. Cihat Baban, bıçkın bir Bab-ı âli delikanlısının pervasızlığıyla konuşuyordu: - Bu yapılacak işlerin parasını iyi hesab ettin mi? Sonra bir yerlerin açıkta kalmasın dedi. Bir süre “utanmıyor musun?” der gibi yüzüne baktım. Eğilip masasındaki dosyamı aldım. Sonra sadece: Kalmaz, dedim ve çıktım. Tesbitlerime göre, Türkiye’de en rahat hırsızlık Atatürk’ün ismi arkasında yapılıyor. Eğer ben helâl ve hâram düşüncesi içinde olmasaydım, tamamen benim tasarrufumda olan o 120 milyon liradan çok rahat bir şekilde on daire parası çalabilirdim (10 milyon lira). Bir gün Cihat Baban beni çağırdı. Makamına girdiğimde gördüm ki, eski İzmir Belediye Başkanı, eski Sağlık Bakanı Behçet Uz da oradadır. Cihat Baban bana dedi ki: - Behçet Uz Bey, İzmir’den teşrif buyurdular. İzmir’e ulu önder Atatürkümüzün bir heykelini dikecekler. 10 milyon liraya ihtiyaçları var. Hemen yazısını yaz getir imzalayacağım! - Mümkün değil efendim dedim veremeyiz. Biz İzmir’e 10 milyon verdik mi bu kuvvetli bir gerekçe olur. Yarın Samsun gelir. Arkasından Erzurum, Sivas, Amasya, Ankara, Afyon, Çanakkale, Eskişehir, İstanbul gelir. Karşı çıkamayız. İzmir’de, Kordonboyu’nda bir Atatürk heykeli var. İzmirliler kendi aralarında para toplayıp on heykel daha diktirsinler ama bizden on milyon istemesinler! Veremeyiz efendim. Cihat Baban, ince çıngıraklı bir sesle bağırmaya başladı: - Bu bakanlıkta bakan ben miyim, sen misin haaaa? - Bakan elbette sizsiniz. Ama ben de çok ciddi bir hizmeti yürütmekle vazifeliyim. Size doğruları söylüyorum. İzmir’e 10 milyon veremeyiz! Cihat Baban’ın öfkeli sesi, bütün bakanlığı doldurdu: - Çık dışarıyaaa! Ben de aynı hışımla: Çıkıyorum! dedim ve çıktım. Cihat Baban bir gün sonra beni müsteşar yardımcılığından aldı. Almakla kalmadı Atatürkçü bakan, beni birinci dereceden beşinci dereceye düşürttü. İtiraz ettim. Altı ay sonra intibakım üçüncü dereceye çıkarıldı. Tekrar itiraz ettim. Altı ay sonra yeniden birinci dereceye yükseldim. Beni Atatürk değil Atatürkçüler çarptı. Cebesoy’un kitabı da bastırılmadı.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT