BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Duvarın gözü ve kulağı!..

Duvarın gözü ve kulağı!..

Bitişik bahçelerin ağaç dalları birbirlerine sarktığından, olgunlaşınca meyveler komşuya döküldüğünde, iade edilirdi. Ağzımızın suyunu akıtan ve bizde bulunmayan meyveleri koparıp yememiz imkânsızdı.



Bir miskal sevaba ve günaha sebep olacak her şeyi, hatta içimizden geçenleri bile kaydeden ve karşılıksız bırakmayan en üstün güç. Bu gücü bilen ve iman eden toplumlarda insanlar; kavga ve hastalıklardan uzak, sevgi, saygı, huzur içinde yaşarlar. Hiçbir gözlemci maddi kameraya gerek kalmadan... Çocukluğumda yazları Kayaardı Bağları denilen bahçelere taşınırdık. Bahçelerimiz 1 metre yüksekliğindeki duvarlarla çevrili idi. Birbirlerimizin bahçesine kolayca geçebilirdik. Bahçelerimizde elma ağırlıklı olarak, erik, armut, kayısı ağaçları vardı. Şekerpare ve elmaların çok çeşitli cinsleri yetişirdi. O zamanlar henüz ilaçlama bilinmediğinden, tatları ve gıda değerleri bugünkülerden çok iyi idi. Bazen bizde bulunmayan bir meyve çeşidi komşuda, komşuda bulunmayan bizde bulunurdu. Bitişik bahçelerin ağaç dalları birbirlerine sarktığından, olgunlaşınca meyveler komşuya döküldüğünde, iade edilirdi. Bize sarkan ağaçtan ağzımızın suyunu akıtan ve bizde bulunmayan meyveleri koparıp yememiz imkânsızdı. Ne için? Zira “duvarın gözü var, kulağı vardı”... 3-4 yaşlarında ufacıkken, ana-babamız, büyüklerimiz bize böyle derlerdi, sevgi-şefkat dolu lisanlarıyla. Başkasının görmesinden, duymasından utandığımız, yani ayıp olan, günah olan şeyleri yapayalnız iken de yapmamamız için ufacık yaşlarda bizlere büyüklerimizin telkinlerinin özeti: “Duvarın gözü var, kulağı var” cümlesi idi. Tabii ilkokula başlayıp okumayı öğrendiğimiz günlerde de evimiz ilmihallerle, atalarımızın üstün ahlak yapılarını, evliyaları anlatan hayat hikâyeleri ile dolu idi. Onları okumanın tadıyla, heyecanıyla büyürdük. Eğitim ana rahminde başlar derler ya, daha 3-5 yaşlarımızda, her yerde, her zaman bizi görüp, işiten bir gücün varlığı ruhumuza, benliğimize işlenmiş olduktan sonra; toplumda huzuru, hakkı, adaleti, edebi sağlamak ve öyle bir ortamda enerjilerimizin müsbet yolda birleşerek, teknolojide, ilimde zirvelere ulaşarak, en güçlü millet olmak çok kolaydır. Ne yazık ki 80 yıl evvelki çocukluğumun eğitimi zamanla masal oldu... Yüce Yaradan’ın hudutsuz nimetlerinin kadrini bilmeyenler, günah-sevap-ayıp düşünmeyenler çoğaldı. Bizim çocukken öğrendiğimiz “duvarın gözü var” telkinlerinin yerine; marketlere, önemli kurumlara, yollara sayısız “kameralar” yerleştirdiler. Yine de vurgunlar, hırsızlıklar, edepsizlikler, devlete itaatsizlikler, yani günah olan her şey diz boyu, her geçen gün de artmakta. Nerede o namaz vakti dükkânını kilitleyip namaza koşan atalarımızın devri? Şimdiki kameralar beni üzüyor, utandırıyor. Nereden nereye çöküş... Demek ki o ana-babalarımızın, atalarımızın yüreklerimize işlediği o “gizli kamera”ların yerini tutacak yeryüzünde hiçbir güç yoktur!.. Opr. Dr. Ethem İlhan Olgay Çocuklarımız bu tehlikeden koruyalım Terör örgütünün, faaliyetlerini ilköğretim okullarına kadar yaydığı, yandaşlarını sözleşmeli öğretmen olarak okullara yerleştirmeye çalıştığı söyleniyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki öğretmen açığından faydalandığı söylenen örgütün, yeni bir strateji geliştirdiği tespit edildi. Örgüt, kadrolu öğretmen açığı olan bölgede örgüt elemanlarını, ücretli öğretmen olarak çalışmaları için yönlendirmeye başladı. Örgütün dikkat çekmeyecek bazı kişileri ücretli öğretmen olarak okullara yerleştirdiği, bu şekilde okullarda propaganda yaptığı, örgütün öğretmenleri kaçırma ve tehdit etmesinin temelinde de bu amacın yattığı belirtiliyor. Bu yolla çocukların eylemlerde kullanılmasının da amaçlandığı ifade ediliyor. Bu gerçekler de ortada iken, tayin bekleyen binlerce öğretmene rağmen okullar öğretmensiz kalmamalı; hem öğretmenler mesleklerine kavuşmalı, hem okullar öğretmensiz kalmamalı, hem de çocuklarımız bu tehlikeden korunmalıdır... Atama bekleyen bir grup öğretmen Bu haksız uygulama düzeltilsin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, MBSTS duyurusu şöyle idi: “Diyanet İşleri Başkanlığı Sınav Yönetmeliğinin 23. Maddesi uyarınca görevlilerin bilgi seviyelerini ölçmek ve mesleki bakımdan göreve en iyi şekilde hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla; Görev (müktesebi olup başka unvanlarda görev yapan personel) veya görev yerlerini değiştirmek isteyen cami görevlileri ile yurt dışına din görevlisi olarak gitmek isteyenler, hac ve umre hizmetlerinde (Müftü, Vaiz ve Eğitim Merkezi Öğretmenleri hariç) din görevlisi olarak görevlendirileceklere yönelik (4/B statüsünde çalışan sözleşmeli personel dahil) Başkanlıkça yapılacak sınavlara katılmak isteyen Diyanet İşleri Başkanlığı personeli için Mesleki Bilgiler Seviye Tespit Sınavı (MBSTS) 19/03/2011 tarihinde yapılacaktır.” Hac Görevlisi seçim duyurusunda da; “3. Bayan Kur’an-ı Kerim Kursu Öğreticisi olarak fiilen çalışanlardan din görevlisi statüsüyle irşat hizmetlerinde görevlendirilecek olanlarda; ç) Başkanlıkça yapılan MBSTS sınavlarından birisine katılmış olup, hac ve umre ağırlıklı bölümden en az 50 ve üzeri puan almış olmak” ibaresi yer alıyor. Sınav sonuçlarının kullanılmasına ilişkin açıklamalarda “Bayan din görevlileri için hacda irşat görevlisi olarak görevlendirilmek” bulunmaz iken ve geçen sene de uygulanmamış iken, hac görevlisi seçim kriterlerinde, “MBSTS sınavlarından birisine katılmış olup, hac ve umre ağırlıklı bölümden en az 50 ve üzeri puan almış olmak” ibaresi haksız bir şekilde yer almaktadır. 1. Bunun adı; “oyun başladıktan sonra oyunun kurallarını değiştirmek” demektir. 2. Bunun adı “bunu önceden duyum alanlara” avantaj sağlamaktır. 3. Bunun adı adaletsizliktir, haksızlıktır. İsmi mahfuz Adres: İhlas Medya Plaza 29 Ekim Cad. No:23 Yenibosna/ İSTANBUL Tel: (0212) 454 38 22 Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT