BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sayın Başbakanım arşivleri açınız!

Sayın Başbakanım arşivleri açınız!

Dersim tartışmasında Başbakan Erdoğan’ın “arşivlerde bu konuyla ilgili çok önemli belgeler” olduğunu söylemesiyle, farklı bir boyuta taşındı... Çağdaş bir devlette üzerinden 73 yıl geçmiş bir olay tartışılırken belgeler kullanılır...



DERSİM’DE NELER OLMUŞTU? Dersim tartışmasında Başbakan Erdoğan’ın “arşivlerde bu konuyla ilgili çok önemli belgeler” olduğunu söylemesiyle, farklı bir boyuta taşındı... Çağdaş bir devlette üzerinden 73 yıl geçmiş bir olay tartışılırken belgeler kullanılır... BAŞBAKAN’DAN İSTİRHAM EDİYORUM... Dışişleri arşivi hâlâ, “kapı duvar”... Türk siyasi tarihçilerinin, artık ihtimaller üzerinden değil, gerçek belgeler üzerinden konuşabilmesinin önünü açınız. Bunu yapabilecek tek kişi sizsiniz. İki satırlık bir talimatla, gizlilik kaldırılabilir. Peki, arşivler kapalıyken tarihçiler ne yapsın? Struma olayını, Dersim’i, Hitler’in 50. doğum günü kutlamalarına neden Türkiye’den heyet gönderildiğini, Onikiada’yı Türklere vermeyi teklif eden Almanlar’a, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün neden “hayır” dediğini, Türkiye’deki Amerikan üs ve tesislerinin hangi şartlar ve anlaşmalar dâhilinde kurulduğunu ve bunlar gibi yüzlerce konuyu tarihçiler önce arşivde değil de, nerede araştıracak? Geçtiğimiz haftanın en göze çarpan iç siyasi konularından biri, iktidar ile ana muhalefet partisi arasında yaşanan Dersim polemiğiydi. Ana muhalefet partisinin içinde başlayan, “1938’de Dersim’de aslında ne olmuştu?” tartışması, bir süre sonra Başbakan Erdoğan’ın “arşivlerde bu konuyla ilgili çok önemli belgeler” olduğunu söylemesiyle, farklı bir boyuta taşındı. O DÖNEMİN ŞAHİDİ On yıl kadar önce, rahmetli dışişleri bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil’in hatıralarını okurken, Dersim isyanının bastırılması sırasında devletin nasıl bir yöntem takip ettiğiyle ilgili olarak, “Mağaralara sığınanlar zehirli gazla fare gibi zehirlendiler” ifadesini gördüğümde çok şaşırmıştım. Çünkü resmî tarih söyleminde hiç bahsedilmeyen, apayrı ve döneme yaygın kanaate aykırı sözlerdi bunlar. Dahası Çağlayangil, isyanın önde gelen isimlerinin nasıl da hukuk dışı yollarla yargılandıklarını, mahkeme heyeti üzerine nasıl bir baskı yapıldığını ve nasıl apar topar idam edildiklerini, son derece çarpıcı cümlelerle dile getirmekteydi. Çağlayangil gibi siyasete atılmadan evvel uzun yıllar devlette çok önemli hizmetler vermiş ve o döneme şahitlik etmiş bir kişinin bunları söylemesinin ciddi bir anlamı vardı. BELGELER KULLANILMALI Çağlayangil, “Dersim’de insanlar fare gibi zehirlendiler” dedikten yıllar sonra, bugün yine aynı konuyu konuşuyoruz. Bugün hâlâ o dönemde yaşananlar siyasi polemik konusu olabiliyor. Hâlbuki çağdaş bir devlette üzerinden 73 yıl geçmiş bir olay tartışılırken belgeler kullanılır. Zira bütün çağdaş ülkelerde, özellikle de Türkiye’nin üyesi olmaya çalıştığı Avrupa Birliği’nde, kanunlarla öngörülen süre geçtikten sonra, arşiv belgeleri araştırmacıların kullanımına açılır. Bir tarihî olayı incelemek isteyen araştırmacılar, rahatlıkla arşiv kurumlarına giderler; kendilerine yardımcı olan uzman personelin de yönlendirmesiyle, ulaşmak istedikleri bütün belgeleri elde ederler ve o konudaki bilimsel çalışmalarını belgelere dayalı olarak yazarlar. Evet, bu ülkelerde de bazı belgelerin üzerindeki gizlilik kaydının devam ettiği vakidir. Fakat bu durumda da, neden gizli oldukları araştırmacıya izah edilir. Belgelerin toptan kapalı tutulması diye bir şey söz konusu olamaz. HEPSİ AYNI: KAPALI Son üç yıl içinde, Türkiye’deki arşivlerin, bilhassa Dışişleri, Milli Savunma ve Genelkurmay arşivlerinin araştırmacılara hâlâ kapalı tutulmasının çağdaş bir ülkede asla kabul edilemeyecek bir durum olduğunu savunduğum çeşitli yazılar yazdım. Bilgi Edinme yasasından faydalanarak, Dışişleri Bakanlığı’na çok sayıda soru sordum. Bu durumun hem Türk bilim adamlarının Türkiye’nin yakın tarihini, maalesef yabancı arşivlere mahkûm kalarak yazması sonucunu doğurduğunu, hem de belgelere dayanmayan, çoğu zaman polemiklere açık, gerçeklerle çok da örtüşmeyen ürünler ortaya çıkabildiğini anlattım durdum. Hiçbir işe yaramadı. Dışişleri arşivi hâlâ, “kapı duvar”. Diğerleri de farklı değil. NEDEN HÂL AÇILMIYOR Buradan başta Sayın Başbakan olmak üzere, ilgili bütün hükümet yetkililerine bir defa daha soruyorum: “Türk bilim adamlarının, kendi tarihlerini araştırırken arşiv belgelerinden yararlanamamaları reva mıdır? Sayın Profesör Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı’nın arşivi neden hâlâ kapalıdır?.. ‘Yerimiz dar; henüz tasnif edilmedi; personel az; yeni bina yapınca açacağız; komisyon çalışıyor’ gibi yıllardır duymaktan bıktığımız bahaneleri daha ne kadar dinlemeye devam edeceğiz?..” Bu vesileyle Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan istirham ediyorum: Sayın Başbakanım, lütfen bu konuya özel ihtimam gösteriniz. Türk bilim adamlarını, yabancı ülkelerin arşivlerinde çalışırken, “Keşke Türkiye’de de, yakın tarihimizi rahatlıkla inceleyebileceğimiz imkânlar olsa” şeklinde iç çekmekten kurtarınız. Üzerinden 50 yıldan fazla zaman geçmiş konuları araştırırken Türk siyasi tarihçilerinin de, artık ihtimaller üzerinden değil, gerçek belgeler üzerinden konuşabilmesinin önünü açınız. Bunu yapabilecek tek kişi sizsiniz. Tarih yaptığınıza hiç şüphe yok. Ama artık, “tarih yazanların” da önünü açınız. İKİ SATIRLIK BİR TALİMAT Peki Sayın Başbakan ne yapabilir? Mesela, sadece iki satırlık bir talimatıyla, üzerinden yarım yüzyıldan fazla zaman geçmiş fakat hâlâ gizliliği devam eden Bakanlar Kurulu kararlarının üzerindeki gizliliği kaldırabilir. Bu belgelerin araştırmacıya sunulması için ne yeni arşiv binalarına ne de yeni personele ihtiyaç vardır. Tek yapılacak şey, Resmî Gazete’nin internet sitesinden bunlara erişim imkânı vermektir. Bugünkü haliyle, 1930 ve 1940’lı yıllarda çıkartılmış çok sayıda Bakanlar Kurulu kararnamesine Düstur’dan veya Resmî Gazete’den ulaşmak mümkün değildir. İŞTE BAZI ÖRNEKLER Bir örnek vermek gerekirse, “Alman, Macar ve Rumen uyruklu Yahudi ırkından kişilerin Türkiye’ye girişlerinin yasaklanmasıyla ilgili” 1938 tarih ve 2/9498 sayılı kararname neden hâlâ gizlidir? Veya 1941 yılında çıkartılan ve yine “Yahudilerin ülkeye girişlerine dair alınacak tedbirler”le ilgili 2/15132 sayılı kararnamenin hâlâ gizli olmasının makul ne gibi bir açıklaması olabilir? Bu türden belgelerin incelenmesi imkânı yokken, tarihçilerimiz, mesela Struma trajedisinin gerçek hikâyesini nasıl yazabilirler? Romanya’dan gelen ve Filistin’e gidiş vizeleri bulunmadığı için yollarına devam etmelerine izin verilmeyen, motoru bozuk olan gemileri tamir edilene kadar Türkiye’ye sığınmak istediklerinde ise, buna kat’i bir dille karşı çıkılan, 763 Yahudi’nin 24 Şubat 1942’de Karadeniz’de boğulmalarıyla sonuçlanan bu elim olayın sorumluluğu sadece vizeyi vermeyen İngiltere’ye veya Struma’yı bir denizaltıdan atılan torpille batıran Sovyetler’e mi aittir? GİZLEMEYE SON VERİLSİN Türkiye yıllardır çeşitli propaganda -güncel adıyla kamu diplomasisi- yöntemleri kullanarak, Atatürk döneminde çok sayıda Yahudi profesörün Hitler zulmünden nasıl kurtarıldığını; İkinci Dünya Savaşı sırasında bazı Türk diplomatlarının Paris, Marsilya, Rodos gibi yerlerde, çok sayıda Yahudi’yi, kimi zaman sahte evrak düzenleyerek, nasıl Türkiye’ye ulaştırabildiklerini dünyaya duyurmaya çalışmaktadır. Ama aynı dönemde, onbinlerce Yahudinin de Türkiye’ye girmemeleri için bizzat devlet eliyle tedbirler alındığına dair belgeleri gizlemeye devam ettiğimiz sürece, tarihin gerçek mahiyetiyle öğrenilmesine hizmet etmiş olur muyuz? YÜZLERCE KONU VAR Ermeni iddiaları söz konusu olduğunda sık sık devlet yetkililerimizin ağzından “bu mesele tarihçilere” bırakılmalıdır cümlesini duyuyoruz. Sadece Ermeni meselesi değil, yakın tarihte gerçekleşmiş ve bugün siyasi tartışmalara konu olmaya devam eden bütün konuların aydınlatılmasında da elbette tarihçiler üzerlerine düşen sorumlulukla hareket etmekte ve mesleki refleksle önce arşivlere koşmaktadırlar. Peki, arşivler kapalıyken tarihçiler ne yapsın? Struma olayını, Dersim’i, Hitler’in 50. doğum günü kutlamalarına neden Türkiye’den heyet gönderildiğini, Onikiada’yı Türklere vermeyi teklif eden Almanlar’a, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün neden “hayır” dediğini, İkinci Dünya Savaşı sırasında İngilizlerle yapılan pazarlıkları, savaştan sonra Marshall Yardımı’ndan yararlanmak için Amerikalılarla yapılan müzakereleri, Türkiye’deki Amerikan üs ve tesislerinin hangi şartlar ve anlaşmalar dâhilinde kurulduğunu, Kıbrıs’ta Türk Mukavemet Teşkilatının kuruluş hikâyesini ve bunlar gibi yüzlerce konuyu tarihçiler önce arşivde değil de, nerede araştıracak? BU ADIMI BEKLİYORUZ Sayın Başbakanım, bazıları akademisyen olan bakanlarınıza bel bağlamıştık. Ama tarihçiler için, su kadar, hava kadar önemli olan arşivlerin tam olarak açılması için gerekli ve hızlı adımları atmadılar. Türlü sudan bahanelerle bizleri hâlâ oyalamaya devam ediyorlar. Bu işi olsa olsa siz çözersiniz. Üstelik sadece iki satırlık bir talimatla. Bütün siyasi tarihçiler olarak, dört gözle bu adımı atmanızı bekliyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT