BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şiddet şiddeti doğurur!

Şiddet şiddeti doğurur!

Kanuna rağmen sporda şiddet sorgulanıyor. Dört büyüklerin birbirleriyle olan deplasman maçlarına seyirci götüremeyen bir ülkede fanatizm nasıl sorgulanmasın ki?



Kanuna rağmen sporda şiddet sorgulanıyor. Dört büyüklerin birbirleriyle olan deplasman maçlarına seyirci götüremeyen bir ülkede fanatizm nasıl sorgulanmasın ki? Eğer spor, barış, dostluk ve kardeşlik ise her takım her deplasmana seyirci götürebilmeli. Öyle, “Küçükler götürür, büyükler götüremez” gibi ayırım asla yapılmamalı. Bu, futbolun ruhuna da adalet duygusuna da aykırıdır. Böyle saçma tercih asla tercih olamaz. O halde bu yasak niye? Bir soru da şu, bizim düşünüp yazdığımızı, sporu yönetenler bilmiyorlar mı, biliyorlarsa neden bu yasağı getiriyorlar? Doğrusunu isterseniz, milenyumda bu yasakçı zihniyet ne insan haklarıyla bağdaşır ne de sporun özü ile. Ancak fanatizm eğer “eşrefi mahlukat” denilen yaratılmışların en şereflisi olan “insan”ın hayatını tehdit ediyorsa o zaman en radikal kararı almak gerekir. Peki çözüm, maç yasağı mı? Kesinlikle hayır. O ancak günü kurtaran tedbir olabilir. Ama orta ve uzun vadeli süreçte sporu fair-play çizgisine oturtacak sistemi kurmak gerekir. Yoksa; “Futbol asla futbol değildir” türünden zihnimize kazınan ve insanı robotik, gözü dönmüş canavara dönüştüren söylemler, bindiğimiz dalı kesmekten başka ne işe yarar? Sporun tehdit unsuru fanatizm veya holiganizmi sıradan bir vakasıymış gibi kabul ettirmeye çalışan ve o tüyleri ürperten “Sarı, kırmızı, lacivert, yeşil meşil fark etmez... Yürüyoruz aynı yolda biz, futbol terördür. Futbol holiganlıktır. Futbol adam bıçaklamaktır” veya “Çektik dönerleri kafalara attık taş, yine kaçtı Beşiktaş” şeklindeki körpecik beyinlere kazınan o tezahüratlara masumane denilebilir mi? Ayrıca, endüstriyel futbol adına o kafa “taraftar”ı “müşteri”, tatlı “rekabeti”, “intikam” mücadelesine çevirmedi mi? Bu ve buna benzer yanlışlarla kaybedilen değerlerimiz ne yazık ki, insanımızı farkında olmadan fanatizm bataklığına sürüklemedi mi? Sen, ben, o; hepimiz, o bataklığı kurutmak yerine sivri sinekleri yok etmekle zaman geçirmiyor muyuz? Özetle yöneticisi, sporcusu, taraftarı, teknik adamı, spor medyası ve spor polisi ile bindiğimiz dalı kesiyoruz. Futbola bundan daha büyük darbe ne olabilir? Yazık!.. Çözüm ne? Yüksek teknoloji bugün öyle bir noktaya geldi ki, bırakın statları, ara sokakların dahi mobeselarla gözetlendiği ortamda, fanatikleri stat çevresinin uzağında tutmak pekala mümkün. Ama benim teklifim şu, birazcık seyirci konforu üstüne kafa yorun; toplu bilet yerine, kredi kartı ile kişiye bilet satışı yapın ve sonucu izleyin. İnsana, insan gibi değer verilir, tribünlere tiyatro saygısı getirilirse, orada şiddet olur mu? Olursa, o tribünler, fanatiklere prim verir mi? Lütfen, başımızı iki elimizin arasına alalım ve sporda şiddeti azdıran nedenler ile çözümünü iyice düşünelim. TAHMİN İçimden bir his, “Trabzonspor, İnter’i yine 1-0 yenip Şampiyonlar Ligi’ne devam edecek” diyor. Çarşı sınıfta kaldı Çarşı, benim için düne kadar Türk sporunun tribündeki fikir öncüsüydü. Temiz futbol operasyonu sırasında cesaretle en öne çıkan ve kendi yönetimine “Aklanın da gelin” diyebilen onlardı. 2007’de Liverpool maçında bütün dünyaya “12. adam nasıl olur”u en iyi sunan onlardı. Eto‘ya yönelik ırkçlığı “Hepimiz Eto’yuz” diye protesto eden, “teröre karşı çıkan” onlardı. Bu köşeden bu saygı duyulan girişimlerine takdir hislerimi gönderdim. Tıpkı, “Van üşüyor, biz de üşüyelim” hassasiyetlerine olduğu gibi hep saygı duydum. Ama o hassasiyeti gösteren aynı Çarşı, G.Saray maçında ağızlarından düşmeyen küfürler ve sahaya attıkları yaralayıcı maddelerle, sempatiyi nefrete dönüştürdüler. Gönlümde kurdukları tahtı yıktılar. Açıkça kendi kendilerini tekzip eden davranışlarıyla sınıfta kaldılar. Çarşı’nın hayallerimizi yıktıkları için en azından bu topluma bir özür borçları var, diye düşünüyorum.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT