BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İllerimizde AB için hazırlık sürüyor

İllerimizde AB için hazırlık sürüyor

AB Bakanlığı tarafından yürütülen “İllerimiz AB’ye Hazırlanıyor” programları, ilk etapta 25 ilimizde gerçekleştiriliyor. Bu illerde kurulan AB birimleri, bugüne kadar şahit olmadığımız bir yoğunlukla, AB fonlarından istifade etmek için projeler hazırlıyor.



UYGULAMA İLK ETAPTA 25 ŞEHİRDE... AB Bakanlığı tarafından yürütülen “İllerimiz AB’ye Hazırlanıyor” programları, ilk etapta 25 ilimizde gerçekleştiriliyor. Bu illerde kurulan AB birimleri, bugüne kadar şahit olmadığımız bir yoğunlukla, AB fonlarından istifade etmek için projeler hazırlıyor. ÇOK DAHA FAZLASINI ELDE EDERİZ Türkiye, AB üyeliğinden önce, sürecin kendisinden istifade etmeye yoğunlaşmaya devam ederse, kendi öncelikleri çerçevesinde reformlarını sürdürürse, belki de üye olsaydı elde edebileceği faydadan çok daha fazlasını elde edebilecektir. Bu program çerçevesinde, AB Bakanı Bağış’ın sıklıkla ifade ettiği gibi, “Bazı AB üyeleri Türkiye’ye havlu attırmaya çalışsa bile, Türkiye’nin kendi bildiği yolda kararlılıkla yürümeye devam edeceği” yaklaşımı yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Aynı anda katılım müzakerelerine başladığımız Hırvatistan’ın 2013’te Avrupa Birliği (AB) üyesi olacağının kesinleşmesiyle birlikte, Türkiye’nin müzakere sürecinin ne zaman biteceği sorusu bir defa daha akıllara geldi. Bu soruya “belki de hiçbir zaman” cevabı verilse, eminim Türkiye’de kimse şaşırmayacaktır. 17 Aralık 2004’teki Brüksel Zirvesi’nde AB’den müzakere tarihi alan Türkiye’de neredeyse bir bayram havasının hâkim olduğunu hatırlıyoruz. Brüksel’den dönen heyetimiz için kutlamalar tertip edilmiş, sanki Türkiye AB’ye girmişçesine açıklamalar yapılmıştı. Türkiye’deki bütün gazeteler haberi tam boy, birinci sayfalarından vermişlerdi. Hâlbuki o zamanki yorumcuların çoğunun gözden kaçırdığı iki ayrıntı, müzakerelerin bugün içinden geçmekte olduğu tıkanıklığın en önemli sebepleri olarak, 2004 Zirve kararları arasında, neredeyse patlamaya hazır birer mayın gibi yer almaktaydı. SÜREÇ NASIL TANIMLANDI? Türkiye’nin başlayacak müzakere süreci tanımlanırken yerleştirilen birinci mayın, her müzakere başlığının açılmasına, geçici olarak kapanmasına ve nihai kapanmasına, AB’ye üye olan bütün devletlerin oy birliğiyle karar verecek olmalarıydı. Bu bağlamda, sadece Komisyon’un değil, üye devletlerin de, istemedikleri fasılların açılmasını şu veya bu sebeple engellemeleri söz konusu olabilecekti. Nitekim Fransa ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) çok sayıda müzakere faslını bloke etme fırsatını kaçırmadı. REHİN ALACAK İFADELER İkincisi, Zirve kararlarının 19. paragrafıyla, Türkiye’nin “müzakerelerin fiilen başlamasından önce Ankara Anlaşması’nı AB’ye yeni katılan ülkelere, bir protokolle teşmil etmeyi” taahhüt ettiğinin teyid edilmesiydi. Kararlarda yer alan ve tırnak içinde yazıldığı için Türkiye’nin kesin taahhüdü olarak addedilen bu ifade, Türkiye’nin bütün müzakere sürecini bugüne kadar rehin alacaktır. Türkiye gerçekten de Temmuz 2005’te, aralarında “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin de bulunduğu, 10 yeni AB üyesine Ankara Anlaşması’nı genişleten bir protokol imzaladı. Ama aynı anda -protokolde adı geçen Kıbrıs Cumhuriyeti’ni diplomatik açıdan tanımış olmamak endişesiyle- bir deklarasyon yayınlayarak, “protokolün imzalanmasının, onaylanmasının ve uygulanmasının hiçbir biçimde Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımak anlamına gelmeyeceğini” kayıtlara geçirdi. MÜZAKERELER YAVAŞLAR Bunun üzerine, AB dönem başkanlığı Eylül 2005’te bir karşı deklarasyon yayınlayarak, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1 Mayıs 2004’ten beri AB’nin üyesi olduğunu” hatırlatmakla kalmadı, “Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’yle ilişkilerini normalleştirmediği sürece, müzakere sürecinin yavaşlayacağını” bildirdi. Türkiye, imzalamış olmasına rağmen bu protokolü TBMM’de onaylamadığı ve liman ve havaalanlarını GKRY bandıralı gemi ve uçaklara kapalı tuttuğu için, Aralık 2006’da AB Konseyi, “Türkiye Protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirene kadar, sekiz faslın müzakerelerine başlanmayacağını, açılmış fasılların ise kapanmayacağını” kararlaştırdı. Bugün Türkiye’nin 13 fasıl açmış olmasına rağmen, sadece, yukarıdaki kararın alınmasından önce tek bir fasıl kapatabilmesinin sebebi budur. Her ne kadar Ankara, “AB’nin KKTC’ye uyguladığı izolasyonların kaldırılması halinde iş birliği yapmaya hazır olduğunu” bildirse de, Temmuz 2005’te imza atılan metinde böyle bir karşılıklılık söz konusu değildi. Türkiye, müzakerelere başlamak için, protokolü yapmayı taahhüt etmişti; yoksa protokolün ancak izolasyonların kaldırılması halinde uygulanacağı şeklinde bir hüküm yer almıyordu. Brüksel, göstere göstere bir mayını 17 Aralık 2004 kararına sokmuştu. Bu mayın patlayınca da, müzakereler felç oldu. KASITLI OLARAK TIKANDI Ankara, sürecin AB tarafından kasıtlı olarak tıkandığını ve başta Fransa, Avusturya, Danimarka, Hollanda olmak üzere bazı üye ülkelerin hükümetlerinin, Ankara ne yaparsa yapsın, müzakerelerin hızlanmasına yeşil ışık yakmayacaklarını geç de olsa 2009 ortalarında anladı. Müzakerelerin hızlandırılması, Kıbrıs konusunda siyasi bir karar alınmadığı sürece mümkün olmayacaktı. Hatta liman ve havaalanları açılsa dahi, bu defa başka gerekçelerle, fasılların açılmasına karşı çıkılabilirdi. 2008’de bütün dünyayı kasıp kavurmaya başlayan küresel mali krizden derinden etkilenen AB’nin, bazı üyelerini de bu fırtınaya kurban vermesiyle birlikte, Türkiye’nin muhtemel üyeliğinin getirebileceği ekstra yükler daha fazla dillendirilir oldu. YENİ STRATEJİ PLÂNI Ankara ise AB sürecine büyük bir önem atfetmiş olduğundan, “papaza kızıp, oruç bozmayız” diyerek, yeni fasıllar açmak için teknik çalışmalara devam etti. Fakat bir yandan da, Egemen Bağış’ın Başmüzakereci olmasıyla birlikte, o zamana kadar yapılmayan son derece önemli bir girişim başlatıldı. Bugün TBMM Dışişleri Komisyonu başkanlığını yürüten Volkan Bozkır’ın da, Avrupa Birliği Genel Sekreteri sıfatıyla imza attığı, Türkiye’nin yeni AB Stratejisi Ocak 2010’da yürürlüğe girdi. Buna paralel olarak, 2010-2011 Eylem Planı da hazırlandı. Yıllar boyunca, edilgen ve karşı tarafın istediği gibi şekillendirdiği Türkiye’nin AB’ye karşı tutumu, tam anlamıyla radikal bir değişikliğe tabi tutuldu. Yeni stratejiyle, AB üyeliğinin değil, sürecin kendisinin Türkiye için önemli olduğu, ilk defa devletin resmi belgelerinde yer almış oldu. “Fasıllar açılsın ya da açılmasın, Türkiye’nin ulusal programları çerçevesinde zaten taahhüt ettiği reformları yapacağının” açıkça belirtildiği stratejide, ileride siyasi problemler aşılır da, müzakereler hızlanırsa, Türkiye’nin pek çok alanda zaten üyeliğe hazır olacağının altı çizildi. Son olarak, AB’nin değil, Türkiye’nin ihtiyaçlarına uygun olarak hazırlanan eylem planıyla, Ankara hangi konuda müktesebat uyumu yapmak istiyorsa, o konuya öncelik verileceği dile getirildi. MEYVELERİNİ TOPLUYORUZ AB Bakanı Egemen Bağış tarafından hazırlattırılan bu stratejinin meyvelerini bugünlerde toplamaya başladık. Türkiye’nin her ilinde, bir vali yardımcısının koordinasyonunda kurulan AB birimleri, bir yandan öncelikli alanlarda müktesebat uyumunu yerel düzeyde gerçekleştirmeye uğraşıyor, diğer yandan da, bugüne kadar şahit olmadığımız bir yoğunlukla, AB fonlarından istifade etmek için projeler hazırlıyor. AB Bakanlığı tarafından yürütülen “İllerimiz AB’ye Hazırlanıyor” programları, ilk etapta 25 ilimizde gerçekleştiriliyor. 2012 sonuna kadar Türkiye’de bu programdan faydalanmayan ilimiz kalmayacak. Bu program çerçevesinde, bir yandan AB’nin Türkiye için ne anlam ifade ettiğinin vatandaşlarımız tarafından daha iyi anlaşılması hedeflenirken, diğer yandan da, AB Bakanı Bağış’ın sıklıkla ifade ettiği gibi, “Bazı AB üyeleri Türkiye’ye havlu attırmaya çalışsa bile, Türkiye’nin kendi bildiği yolda kararlılıkla yürümeye devam edeceği” yaklaşımı yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. MAYINLARIN TESİRİ BİTER Eğer gerçekten Türkiye, yakın vadede gerçekleşmeyecek olan AB üyeliğinden önce, sürecin kendisinden istifade etmeye yoğunlaşmaya devam ederse, kendi öncelikleri çerçevesinde reformlarını sürdürürse ve bir süredir azalmaya başlayan “AB sürecine verilen kamuoyu desteği”ni tekrar yükseltmeyi başarırsa, belki de üye olsaydı elde edebileceği faydadan çok daha fazlasını elde edebilecektir. Yeter ki, hazırladığımız stratejilere ve eylem planlarına harfiyen uyalım. Böylece, Türkiye’ye karşı olan ülkelerin AB yolumuza döşediği mayınlar da kendiliğinden etkisiz hale getirilmiş olacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT