BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir hikâye de benden!

Bir hikâye de benden!

“Geçmişi cinayetlerle dolu olan bir ülke için bu tarihî bir dönüm noktasıdır.” “Geçmişi katliamlar tarihi olan bir devletin, yaptığı zulümlerden dolayı ilk kez kendi vatandaşlarından özür dilemesidir.” “Dersim’de gerçekleşen açıkça bir insanlık suçudur.” “Aslında Dersim bir halkın kökünü kurutmak amacıyla yapılmıştır.”



“Geçmişi cinayetlerle dolu olan bir ülke için bu tarihî bir dönüm noktasıdır.” “Geçmişi katliamlar tarihi olan bir devletin, yaptığı zulümlerden dolayı ilk kez kendi vatandaşlarından özür dilemesidir.” “Dersim’de gerçekleşen açıkça bir insanlık suçudur.” “Aslında Dersim bir halkın kökünü kurutmak amacıyla yapılmıştır.” Kalem şirâzeden çıkmış! Bu cümleler geçen hafta gazete köşelerinde rastladığım yazılardan alıntı. Bu ne öfke, nasıl bir nefret?! Demek ki dünyanın en berbat milleti bizmişiz! En yere batasıca devleti! Bazı tarihî olayları, siyaset kürsülerinde, fertlerin şahsî hikâyelerine odaklayıp siyasî çekişme malzemesi yapınca, bazı kalem erbabı ipin ucunu kaçırdı. Tarihimizde (bütün tarihlerde) acıklı, yürek burkucu hikâyeler çok vardır. Fatih Anadolu’da birliği sağlamak için Türk beyliklerini dize getirirken kimbilir fertler planında ne acılar yaşandı? Ama bir cihan devleti de ondan sonra kuruldu. Seyit Rıza’nın torununu dinleyince aklıma geldi: Devletin (Osmanlı’nın) düze indiremediği Çakırcalı Mehmet Efe Nazilli’de Karıncalı Dağ’da jandarma tarafından muhasara edilir. (Birinci Dünya Savaşı’ndan birkaç yıl önce) Orada vurulur. Efe’nin adamlarına vasiyeti vardır, vurulursa başı kesilecektir ki tanınmasın, cesede eziyet edilmesin. Vasiyet yerine getirilir. Fakat jandarma başsız cesedin Çakırcalı’ya ait olduğundan şüphe eder. Ödemiş’ten hanımını getirirler. Hanımı önce hayır bu o değil der, sonra sırtındaki bene gözü ilişince gözleri yaşarır, o zaman anlaşılır ki bu Çakırcalı’dır. Başsız ceset Nazilli meydanına ayaklarından asılıp teşhir edilir. Sonra orada bir yere gömülür. Çakırcalı öldürüldükten sonra operasyon devam eder, kızanları da bir bir ortadan kaldırılır.Civar halk mezara türbe muamelesi yapar. Yıllar sonra Çakırcalı’nın kemiklerini anneannem bizzat giderek getirip doğduğu yer Ödemiş’e defnettirmiştir. Çakırcalı Mehmet Efe benim büyükdedemdir. Ne Alevî’dir, ne Kürt’tür, ne de kendi devletine karşı İngiliz’den yardım dilenmiştir. Ama sonu böyle olmuştur.Evveliyatında da acılar çok. Meselâ, Çakırcalı’yı yola getirmek, dağdan indirmek için aile efradını, kırk günlük bebeğiyle beraber Çorum’a sürerler, bebek yolda ölür. Başka da erkek çocuğu olmaz... Biz bu acıklı hikâyeleri çok dinledik, ama büyüklerimizden asla ve asla “kahrolası padişahlar!” diye bir beddua işitmedik. Bir kere bile devlet aleyhine lâf duymadık. “Geçmişi cinayetlerle dolu olan bir ülke, geçmişi katliamlar tarihi olan bir devlet...” demedik. Hata mı ettik? Diyeceğim o ki, yürek burkan, bir tarafı “devlet” olan acı hikâyeler ülkemizin her yanında var. Tarihimizle yüzleşeceğiz derken işi şirâzesinden çıkarırsak kitap dağılır!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT