BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Anafartalar ve Anzaklar!..

Anafartalar ve Anzaklar!..

Geçen hafta 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 85’inci yıldönümü idi. Eğer ilgili, yetkili makam rütbe ve şahsiyetlerin alışılmış kutlama mesajları da olmasa idi belki çoğumuz farkında bile olmayacaktık. İç politikaya öylesine dalmışız!...



Geçen hafta 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 85’inci yıldönümü idi. Eğer ilgili, yetkili makam rütbe ve şahsiyetlerin alışılmış kutlama mesajları da olmasa idi belki çoğumuz farkında bile olmayacaktık. İç politikaya öylesine dalmışız!.. Çanakkale Savaşları İstiklal mücadelemizin sağlam zeminini oluşturur. Anafartalar kahramanı Atatürk bu mücadeleyi “Çanakkale Geçilmez!..” ruhu ile başlatmıştır. Bunu unutmaya hiç hakkımız yoktur. Burada Anzaklardan bahsetmem bu yüzdendir. Çanakkale Savaşlarına katılan İngiltere, Fransa ve müstemlekelerinin asker sayısı yarım milyon civarındadır. Sonraları Anzaklar diye ün yapacak olan Avustralya ve Yeni Zelandalılar tam bir kolordu oluşturuyorlardı. Şimdilerde Anzak koyu olarak tanımlanan kumsala ilk çıkanlar da bin pişman olanlar da onlar olmuştu. Ülkelerine dönebilenler savaş hatırası olarak sadece “Türk Civanmertliği”ni götürebildiler. Bunun anısına da hep sadık ve saygılı kaldılar. Her sene 24-25 Nisanda ecdatlarının savaştıkları bu yerleri mutlaka ziyaret ederler. Zira Anzak olmak onlarda bir nevi ayrıcalık, bir asalet mertebesine sahip olmak anlamına gelir! * * * Evet geçen hafta bu mesajları dinlerken ben aynı konu ile ilgili, bilgili, belgeli, bol resimli, krokili çok güzel hazırlanmış bir kitabı okuyordum.. Adı “Çanakkale savaşları üzerinde bir inceleme” gibi mütevazı ve iddiasız, ama içeriği gerçekten dolu dolu ve öğretici veya daha doğrusu yönlendirici nitelikte idi. Yazarını ilk defa 12 Eylül döneminin İçişleri Bakanı olarak tanımıştım. Sonradan daha yakından tanıştığımızda kendisine de söyledim. Bu ilk tanışmadan pek parlak bir izlenim edinmemiştim. Yaş haddinden emekli olarak Türkiye’ye yeni avdet etmiş bir eski Büyükelçi idim. Sayın Süleyman Demirel’in tevcih ve teveccühleri ile kendimi feshedilen eski Adalet Partisi’nin yerini alması tasarlanan Büyük Türkiye Partisi’nin kurucuları ve hatta Y. Kurulu üyeleri arasında bulmuştum. Başkanımız rahmetli E. Orgeneral Ali Fethi Esener ile kuruluş dosyamızı tevdi etmek üzere İçişleri Bakanlığı’na gittik. Başkanımız, Bakanı çok yakından tanıyordu. Birlikte çalışmışlar, ondan sanki evladı imiş gibi bahsediyordu. Bizi kapılardan karşılayacağını söylemişti. Gerçekten de öyle yaptı, ama bizi içeriye buyur edemeden evrakı havale etti. “Hayırlı olsun” diyerek, havaalanına hareket etti. Yabancı bir Bakanı karşılamaya gidiyormuş. Esener Paşa pek renk vermedi ama benim içime bir kurt değilse bile bir kuşku düştü. Nitekim Anıtkabir’e çelenk koymak için bile bir hayli bekledik. Bir iki gün sonra Güniz Sokakta eskiler ve yenileri buluşturan bir toplantıda düşündüklerimi söyledim. Gülüşmelere vesile oldu. “Oğuz bey, sen politikada henüz acemisin!” Doğru söze ne denir? Politikada durmasını bilenler ancak başlamamış olanlardır diyor bir ünlü yabancı devlet adamı!.. Biz de durmuş olduk.. Sonra hüzünlü bir Zincir Bozan faslı başladı, sonradan işler yine normal yörüngesine oturdu. Bugünlere kadar çok şükür gelebildik. * * * Efendim, Çanakkale Savaşları hakkında ben de çoğumuz gibi, çok kitap okudum. Çoğu yabancı kitaplardı. Beni çok etkileyenler arasında Çetiner Paşa’nın “İncelemesi” başta gelir. Zaten kendisinin bir de Cumhuriyet döneminde Kürt ayaklanmaları hakkında bir başka incelemesini de vaktiyle okumuş, çok faydalanmıştım. Çanakkale hakkındakinden daha çok faydalandım. Belleğimdeki darmadağınık bilgileri rahatça onun döktüğü kalıplara kolayca yerleştirebildim. Yazar kitabında olayları “Kurmay Komutan” formasyonu ile ve duygusallığa, hamasete kaçmadan titizlikle anlatmış, kitabını Mustafa Kemal ve arkadaşları ile babası 27’nci Alay Birinci Tabur Komutanı İbrahim Çetiner’in hatırasına ithaf etmek kadirşinaslığını göstermiş. Kendisini içtenlikle kutluyor ve bu kitabı okuyucularıma -eğer ellerine geçerse- okumalarını tavsiye ediyorum. 300 sayfa kroki ve belgeler dahil kuşe kağıt üzerine basılmış. Ama dağıtım ve fiyatı hakkında herhangi bir işarete rastlamadım. * * * Diplomasi hayatımda görev yaptığım yabancı ülkelerde Çanakkale Savaşları ve Atatürk hakkında pek çok övücü sözler dinlemişimdir. Avustralya sefirinin bulunduğu başkentlerde mutlaka Anzak Günü bir hal ile kutlanır. 24-25 Nisandan önce sizi mutlaka ziyaret ederler ve merasime davet ederler. Almanya’da görevli bulunduğum sırada da öyle oldu. Avustralya Sefiri, Pakistan sefiri ile ziyaretime geldiler. Almanlar’ın meçhul asker anıtında tören yapılacak ve İngiliz, Fransız büyükelçilerinden başka Almanlar da katılacakmış. Bana Almanlar sordular, “Siz de konuşma yapacak mısınız?” Soran Devlet Sekreteri dostumdu. “Hayır” diye cevap verdim. “Konuşacak olsam Çanakkale’de ne aradıklarını sorardım!” diye ilave ettim. Güldü, “Hakkınız var ben de konuşmam dedi.” Merasim parlak oldu. Hepsi pırıl pırıl üniformalarını giymişler, askeri ataşelerini de beraber getirmişlerdi. İri yarı Avustralya sefiri dokunaklı, ağlamaklı uzun bir nutuk çekti. Bizleri göklere çıkaran beyanlarda bulundu. Sonra Hindistan sefiri daha acıklı bir konuşma yaptı. Öğle saati olduğu için Avustralya sefiri bizleri “kahve ile kahve altı arası” evine götürdü. Hepimiz biraz da meraktan gittik. Adam diplomatik davetlerde pek görünmezdi. Meğer tahta oyma mobilya yapmak merakı varmış. Bizlere kahve ikram ederken atölyesini gösterdi. Heyecanı yatışmıştı. Bir fırsatını buldum “Kuzum dedim ne düşünerek kıtalar aştınız da Türklerle savaşmaya geldiniz?” Şimdi siz olsa idiniz yine yapar mısınız?” Bana “yok yook!” dedi. “O bir defa olur!.. Hem bilir misiniz Yunanlılar’ı İzmir’e getirdikten sonra İngiltere Başbakanı ‘muhtemel bir savaş halinde Türkler’e karşı ne kadar askeri kuvvet gönderibilirsiniz?’ diye sordu. Biz de kapalı mesajla cevap vermek yerine basın aracılığı ile açıkladık; Türkler’e karşı zinhar bir daha savaşmayız!” dedik. Ben de ona Atatürk’ün 1934 yılında Çanakkale’de ölen yabancı asker anıtı için söylediklerini mealen anlattım: “Uzak diyarlardan gelerek burada Mehmetçikle birlikte toprağa düşenleri biz evlatlarımız gibi sayarız. Huzur içinde yatsınlar!” Adam nerede ise yeniden ağlayacaktı!. Anzaklarla biz böyle kan dostu olduk!..
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT