BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hasîb Dürrî Efendi

Hasîb Dürrî Efendi

“İslâm terbiyesi altında yetişen yüzbinlerle Müslümân evlâdı, İslâm düşmanlarının yalanlarına, iftirâlarına aldanarak dinsiz, mürted ve hattâ din düşmanı olabiliyor!..”



Hasîb Dürrî Efendi, Gâziantep velîlerindendir. 1848 (H. 1264) senesinde doğdu. Abdullah-ı Dehlevî silsilesinden Ali Âkif Efendinye talebe oldu. 1913 (H.1332) senesinde vefât etti. Hasîb Dürrî Efendi vefatından kısa bir zaman önce, kendisine; “İslâm memleketlerinde dünyâya gelen Müslümân çocukları, ana, babasından, komşularından, hocalarından görerek, öğrenerek Müslümân oluyor. Başka memleketlerdeki kâfir çocukları ise, kâfir olarak yetişdirilip, Müslümânlıktan mahrûm ediliyor. Bunlar da İslâm terbiyesi ile yetişdirilseydi, Müslümân olur, Cennete giderlerdi. Böyle yetişenlerin Cehenneme gitmesi haksızlık olmaz mı?” diye bir sual sordular. Cevap olarak buyurdu ki: “Adâlet ile ihsânı karıştırmamalıdır. Allahü teâlâ, her memlekette yetişen kulları için, adâleti fazlası ile yapmıştır. Yanî âkıl ve bâliğ olmadan ölen kâfir çocuklarını Cehenneme sokmayacakdır. Âkıl ve bâliğ olduktan, yanî evlenecek çağa geldikten sonra, Muhammed aleyhisselâmın dînini duymadan ölen kâfirlere de azâb yapmayacaktır. Bunlar, İslâm dînini, Cenneti, Cehennemi işittikten sonra, merak etmez, öğrenmez ise, inât edip inanmazsa, o zamân azâb göreceklerdir... Âkıl ve bâliğ olanlar, ana babanın, muhîtin yapmış oldukları eski tesîrlerin altında kalmaz. Eğer kalsaydı, senelerden beri İslâm memleketlerinde, İslâm terbiyesi altında yetişen yüzbinlerle Müslümân evlâdı, İslâm düşmanlarının yalanlarına, iftirâlarına aldanmaz, dinsiz, mürted ve hattâ din düşmanı olmazdı. Bunlar, âkıl ve bâliğ olduktan sonra, hattâ kırkından sonra, hattâ, hoca, hâfız olduktan sonra, dinden çıkmakta, hattâ din düşmanı olmakta, hattâ din düşmanlığında önderlik yapmaktadırlar... Bu pek acı misâller, ana baba terbiyesinin tesîrinin devâmlı olmadığını açıkça göstermekdedir... İHSÂN VE ZULÜM!.. Diğer taraftan, birçok kâfirlerin, ilm, fen adamlarının Müslümân olduğunu görüyoruz. Pek az olsa da, dînini değiştirmeyenlerin bulunması, ana terbiyesinin tesîrinin, ba’zan da devâmlı olduğunu gösteriyor denirse, bir çocuğun Müslümân evlâdı olması, İslâm terbiyesi ile yetişmesi, Allahü teâlânın bir ihsânıdır. Kâfir çocuklarına bu ihsânı yapmıyor. Fakat, kimseye ihsân yapmaya mecbûr değildir. İhsân yapmamak zulüm olmaz. İhsân ettiği kimseler kâfir olursa, bunların cezâsı, azâbı da, kat kat ziyâde olacaktır...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT