BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dersim yarasını yeniden kanatmak

Dersim yarasını yeniden kanatmak

Meşhur halk şairimiz Karacaoğlan, bugünkü İngiltere Kraliçesinin ne dereceye kadar özbeöz torunu ise, Dersim ayaklanmasında asılan Rıza Ağa da, işte o derecede Seyiddir.



Meşhur halk şairimiz Karacaoğlan, bugünkü İngiltere Kraliçesinin ne dereceye kadar özbeöz torunu ise, Dersim ayaklanmasında asılan Rıza Ağa da, işte o derecede Seyiddir. Çünkü bir kimsenin Seyid olabilmesi için, hem safkan Arap ırkından olması, hem de Hz. Hüseyin’in zürriyeti arasında bulunması gerekmektedir. Bilindiği gibi Hz. Hasan’ın soyundan gelenlere Şerif, Hz. Hüseyin’in zürriyetinden olanlara da Seyid denilmektedir. Dersimli Rıza Ağa ne Arap’tır ne de Hz. Hüseyin soyundandır. O, gerçek anlamda bir Dersim Ağasıdır. Üç köyün sahibi, iki yüzden fazla köyün de eli silahlı bir hâkimidir. Kör olası cehaletimiz, beynimizin bütün hücrelerini kuruttuğu için, Rıza Ağa da, rahatlıkla çıkıp Seyidlik postuna oturmuştu. Hiç kimse ona; “Bu Seyidlik neyin nesi? Sen nereden Seyid oluyorsun?” diye sormamıştı. Belki de korkusundan soramamıştı. Rıza Ağa, 1937 yılında, cehaleti yüzünden, devletimize başkaldırmıştı. Bir köprümüzü yaktırmış, 33 askerimizi kurşuna dizdirmişti. Şimdi, onun yolunda ve kafasında olanlar, o katliama “yalan” diyorlar. İddialarına göre, Dersim halkı 1937 yılında işinde gücünde iken, çiftinin-çubuğunun başında dururken devletimiz onların üzerine saldırmış ve sırf onlar Alevi ve Kürt oldukları için on binlercesini katletmiş ve sürmüştür. Bu iddianın gerçeklik payı, sıfır noktasının bile altındadır. Keşke Dersim hadiseleri hiç olmasaydı. Keşke bir kişinin bile burnu kanamasaydı. Ama, aklını peynir-ekmekle yiyen bir devlet bile, durup dururken, ülkesinin bir kısmında yaşayan vatandaşlarına silah doğrultmaz. Kendi işlerinde-güçlerinde çalışan vatandaşlarına bomba yağdırmaz. Ama aynı şekilde, dünyanın neresinde olursa olsun, bir devlet, kendisine başkaldıran, isyan eden kimseler karşısında da kayıtsız kalmaz. Her devlet, kendisine isyan eden vatandaşlarını mutlaka sindirmek yoluna gider. İmparatorluk devrimizde de, Cumhuriyet devrimizde de, devletimize karşı, çeşitli bölgelerimizde isyanlar oldu. Mesela: Bozkır Ayaklanmasında, Düzce ve Yozgat Ayaklanmasında, Konya Delibaş İsyanında, Zile, Menemen, Çerkez Ethem, Demirci Mehmet Efe Ayaklanmalarında, Pontus İsyanında, devletimiz silahlı kuvvetlerimizle isyancıları nasıl tepelediyse Dersim ayaklanmasında da kendisine başkaldıranlar karşısında hareketsiz kalmadı. Seyit Rıza diye bilinen kişi etrafındakilerle birlikte devletimize isyan ettiği için asıldı. Bu harekette kantarın topuzunun kaçtığı doğrudur ama ne yapalım ki böyle hadiselerde, maalesef kurunun yanında yaş da yanmaktadır. Bundan 20-25 yıl önce, birtakım kimseler, Dersim’de 20 bin kişinin öldürüldüğünü ve sürüldüğünü söylüyorlardı. Benzer ağızlar bugün, 90 bin kişinin öldürüldüğünü iddia ediyorlar. 25-30 yıl sonra, galiba 200 bin kişinin katledildiğini ileri süreceklerdir. Hedef, dün olduğu gibi bugün de devletimizdir. Dün olduğu gibi bugün de, en büyük düşmanımız gaflet ve cehalettir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT