BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bunların yüzlerini kızartmak gerek!

Bunların yüzlerini kızartmak gerek!

Bu ne acele; “Yangından neyi, kimi, kimleri kaçırmak” istiyorlar; “neden” Cumhurbaşkanı’nın “Anayasal ‘inceleme’ hakkını bile kullanmamasını isteyecek kadar” büyük bir paniğin ve de çok telâşlı bir acûlluğun içindeler; yüzleri “neden” kızarmıyor, “neden” sıkılmıyorlar?..



Utanç Yasası’nın, “Cumhurbaşkanı’nca enine boyuna incelenmesine bile tahammül gösteremeyerek hadlerini aşan” Kulüpler Birliği yöneticilerine, “tokat gibi” cevabı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Yasayı yeniden görüşülmek üzere Meclis’e iade ederek” verebilir!.. Bu ne acele; “Yangından neyi, kimi, kimleri kaçırmak” istiyorlar; “neden” Cumhurbaşkanı’nın “Anayasal ‘inceleme’ hakkını bile kullanmamasını isteyecek kadar” büyük bir paniğin ve de çok telâşlı bir acûlluğun içindeler; yüzleri “neden” kızarmıyor, “neden” sıkılmıyorlar?.. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bile “Kanunu çıkardın, sahip çık ve bir an önce onaylaması için Cumhurbaşkanı’na baskı yap” mesajını vermeye “neden” kalkışıyorlar?.. Bildirilerindeki, “gerçekleri yansıtmayan” şu ibarelere bakın; “Kendi platformunun tüm paydaşları tarafından mutlak mutabakat içerisinde olan ve TBMM çatısı altındaki siyasi partilerimizin ortak desteği ile onay bekleyen bu hayati düzenlemenin bir an evvel sonuçlandırılması ile ilgili ortak görüşümüzü arz ederiz. Adalet Komisyonu’nda 9 ay bekleyen ve tek bir itiraza dahi maruz kalmayan bu yasanın yeni düzenlemesi, tüm paydaşların ve siyasi partilerin mutlak mutabakatı ile sunulduğuna göre, kalıcı ve herkes tarafından titizlikle sadık kalınan bir yasa metni olacaktır.” Nerede “mutlak” mutabakat, nerede “tüm” paydaşlar; ne demek “hayati düzenleme” ve ne demek “Bir an önce sonuçlandırılması?..” Spor Bakanı Suat Kılıç “doğru” söylüyor; “Böyle bir baskıya hakları da yok, hadleri de değil!..” Ama, “Spor temiz olmalı ve bunun için herkes görevini yapmalı” düşüncesinin temsilcileri olmak yerine, kendilerini “kirli gelmiş, kirli gitsin” zihniyetinin savunucuları yapacak “böyle” bir Utanç Yasası’nın, “Cumhurbaşkanı’nca enine boyuna incelenmesine bile tahammül gösteremeyerek hadlerini aşan” Kulüpler Birliği yöneticilerine, “tokat gibi” cevabı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Yasayı yeniden görüşülmek üzere Meclis’e iade ederek” verebilir!.. Bu üzerinde derin derin düşünülmesi gereken “acı” tablo Meclis Başkanı Cemil Çiçek’i bile isyan ettirdi; “Yasa çıksın diye dolaşan kesimler, ‘bir an evvel bu yasayı çıkarın’ diye kendileri geldi. Belli süre geçti denildi ki, ‘Yeni yasa yapalım.’ O da tepki yasasıydı, bu da. Tepki yasaları hiçbir zaman düzgün yasalar olmaz. Mutlaka içinde haksızlıklar, eksiklikler, aksaklıklar olabilir. Altı ay önce çıkmış olan bir yasanın daha düzgün çıkması gerekirdi. Yasanın ilk uygulanacağı dönemde değişikliğe uğraması, yasanın dikkatli bir şekilde incelenmesinin gerekliliğini gösteriyor. Bunun için inceleniyor.” Hiç sıkılmadan diyorlar ki; “Cezalar indirilmezse, kulüpler yönetici bulamaz!..” Bu nasıl bir lâftır; bunun anlamı “şu” demek değil midir; “Yöneticiler şike yapar, teşvik primi verir; bunları yapmayacak yönetici yoktur. Cezalar ağır olursa, kimse yöneticiliğe talip olmaz!..” Bilmem ki, Koca Ragıp Paşa, “Şecaat arz ederken, merd-i kıpti sirkatin söyler” derken haksız mıydı?.. Savaş dengede!.. “Fenerbahçe’yi kurtarmak isteyen” Mehmet Ali Aydınlar ve Federasyonu ile “Aziz Yıldırım’ı kurtarmak isteyenler” ve onların “güç birliği” savaşıyor; bakalım, şu anda dengede görünen savaşı kim kazanacak?.. Galatasaray futbolu üzerine!.. Galatasaray’ın futbolunda eksikler, hatalar, yanlışlar var; elbette olacak ve de elbette “düzeltilmesi için” gerekenler yapılmalı, yapılacak!.. İşte benim tespitlerim: 1- Arda’nın futbolcu olarak da, kaptan olarak da yeri doldurulamadı!.. 2- Muslera topu tuttuğunda eliyle atacak futbolcu arıyor, yok; degaj yapıyor; yüksek topların büyük çoğunluğunu rakip defans topluyor!.. 3- “Geriden oyun kurmak”, Selçuk “genelde geriye ve yana oynadığı için” Ujfalusi - Semih - Hakan sonra gene Selçuk arasında “Al gülüm ver gülüm”e dönüşüyor; böyle oluca rakip defans da toparlanıyor, orta sahada çoğalıyor ve de rakibin hücum oyuncuları baskıya başlıyor; baskının paniği içinde toplar kaptırılıyor; rakibe tehlikeli pozisyonlar veriliyor, taktik fauller yapılınca da “kartlar” gelmeye başlıyor; hızlı hücum, rakibe baskı, tempo nerede ise “sıfıra yakın!..” Selçuk ve Kâzım “ağır futbolun, baskı uygulayamamanın, tempo düşüklüğünün baş mimarları”, onları Riera, Hakan, Melo izliyor; Eboue’nin, Elmander’in, Sabri’nin çabaları yetmiyor!.. 4- Kanat akınları sıfıra yakın, “Galatasaray’ın ileri ortasına yığınak yapan” rakipler, sarı-kırmızılılara “çok az gol pozisyonu veriyorlar”; gol de şansa kalıyor!.. 5- Duran topları “İlle de ben kullanacağım” diyen Sabri’ye, bu sezon rakip olarak “Selçuk çıktı”; ortalama “yüzde 15’lik bir verimi” var; bu oran büyük bir takıma yakışmıyor!.. 6- Hakemler, ortasıyla, yardımcısıyla “Galatasaray’la istedikleri gibi oynuyorlar”; yönetim seyretmeye devam ettiği için, olan “futbolculara oluyor!..” 7- Teknik Direktör Fatih Terim’in moralini ve psikolojisini bozmak için medyamın bir bölümünde haberler imâl ediliyor; yönetimden ses seda yok; Hoca’nın “polemik kazanına atlaması ve yıpranması” mı isteniyor?.. Rıdvan kan kaybediyor!.. “İş sahtekârlıktan açılmışken, Lig TV’de İsmail Kartal’ın aktardığı bir olayla yazıyı noktalayalım” diyor Fanatik Gazetesi’nde sevgili Hamit Turhan ve “olayı” anlatıyor; “Yıllar önce oynanan bir Galatasaray maçında Yusuf Altuntaş bana biraz dokundu. Ben de kendimi yere attım. Rıdvan yanıma geldi. Bir şeyin var mı, diye sordu. Yok, dedim. Hakem geliyor, kalkma sakın diye tembihledi. Hakem Erman Toroğlu’ydu. Yanımıza geldiğinde Erman Hoca’ya benim yumruk yediğimi, hatta kafamın kanadığını dahi söyledi. Erman Hoca da Yusuf’a kırmızı kart gösterdi.” Turhan yazısını “şöyle” bitiriyor; “İşte böyle sevgili okurlar. Üzerine yabancı madde yağan Eboue’yi ‘sahtekâr’ diyerek yerden yere vuran adam bu!” Bilmem ki, sevgili Rıdvan Dilmen, Hamit Turhan’ın bu yazısını okuduğunda yüzün kızardı mı?.. Seyirciye yazık!.. “Sıfır sayıyla oynayan” Domercant’ı oyunda tutan ve ikinci yarıda “onun müthiş performansı ile” Galatasaray’ı domine eden Unics Kazan koçu bir yanda; “inisiyatif alıp topu potaya atan” ama “girmeyince” kenara aldığı oyuncularla “hücumda iğdiş ettiği” sarı-kırmızılı takımı “kız ekibi skorlarına mahkûm eden” Galatasaray koçu öbür yanda!. Seyredin maçın kasetini dikkatle, göreceksiniz ki, çok zaman Lakoviç de, Shipp de, Caner de, Ender de, Tutku ve hatta Shumpert de “potaya bakmıyorlar” bile, “Top benden gitsin, başkası atsın, atamazsa kenara o alınsın” bilinçaltı beslenmesiyle “basketbol kimliklerini” kaybetmiş gibiler. Sadece “defans için alınan” geçici pivot Zaza da iş yapamayınca, ortaya nasıl bir basketbol ve de skor çıkıyor, perşembe gecesi gördük!.. Salonlara sığmamaya başlayan Galatasaray seyircisi “böyle bir basketbola müstahak değil”; bunu birilerinin Oktay Mahmuti’ye anlatması gerek; acaba anlayacak ve “kör” inadından vazgeçecek mi?..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT