BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Budur!

Budur!

Ezberin ve rutinin giderek daha sık bozulduğu bir ülke burası... Veya şöyle diyelim: ‘Böyle gelmiş böyle gider, takmayın siz kafanıza’ sözünün geçerliliğini yitirdiği bir ülke...



Ezberin ve rutinin giderek daha sık bozulduğu bir ülke burası... Veya şöyle diyelim: ‘Böyle gelmiş böyle gider, takmayın siz kafanıza’ sözünün geçerliliğini yitirdiği bir ülke... Şike’ye ağır cezalar getiren sporda şiddet yasasının Mecliste, eski Türkiye’de sıkça ratladığımız bir ‘el çabukluğu ile’ değiştirilip kuşa çevrilmesi rutin bir ülke klasiği olarak belirmişti zihinlerimizde... Hatta şike tutuklularının avukatları Cumhurbaşkanının onayını bile beklemeden hemen ‘salıverilme dilekçeleri’ verdiler mahkemelere... Köşk onayı formalite idi ne de olsa... Lakin işler bir süredir ‘eski rutine göre’ yürümüyor bu ülkede... Cumhurbaşkanı Gül önce ‘rahatsızım’ dedi, sonra da gereğini yaptı, yasayı TBMM’ye geri gönderdi. Kulüpler Birliğinin son dakikada -biraz da panik havasıyla- yaptığı ‘bir an evvel onaylayın’ açıklamasına Gül ‘bir an evvel veto ederek’ cevap verdi bir bakıma.. Kulüpler Birliğinin açıklamasında bahsi geçen ‘paydaşların’ işi laf kalabalığına getirip kuyudan adam çıkarma operasyonu akamete uğradı. Cumhurbaşkanı Gül ‘bu ülkenin geleceğine umutla bakanların’ umudunu tazeledi. Mesele sadece futbol ve şike değil... Güçlü olan zümrenin ‘daima haklı ve üstün olduğu’ eski düzenin değişmekte olduğunun misali oldu bu veto... Yapmayın Allah aşkına Bu ülkenin yakın tarihi, kurulu düzenin birçok zalimane uygulamasıyla dolu değil mi? İstiklal Mahkemelerinden Varlık Vergisine, İzmir suikastından Dersim katliamına, Birçok kıtal, tenkil, yargısız infaz, tehcir yaşanmadı mı? O halde, Başbakan Erdoğan’ın devlet adına özürü ile tekrar zihinlerde canlanan Dersim katliamını hâl⠑devletin isyan eden şakileri sindirme hareketi’ olarak nasıl tarif edebiliyorsunuz? Dersim katliamını -ve tabii diğer yakın dönem zulümlerini- gündeme getirmek ‘Yarayi yeniden kanatmak’mış! O yara hep kanıyordu için için... O zulme maruz kalan ailelerin, toplulukların, inanç gruplarının içinde değil sadece, vicdanı olan herkesin içinde kanıyordu. Neymiş efendim, devlet Dersimlileri etnik ve dini sebeplerle sürmemiş, asayişi temin için isyancıları sindirmiş! Peki Çağlayangil’inden Muhsin Batur’una kadar o harekatta yer alanları ‘gördüklerini anlatmaktan alıkoyan vahşet’ de bu sindirmenin bir parçası mı idi? Veya Başbakan’ın açıkladığı resmî kayıtlardaki 13 bin -gerçekte kaç kişi Allah bilir- öldürülmüş insan da mı sindirildi’? İstiklal Mahkemesinin astığı İskilipli Atıf Hoca da mı sindirilmişti mesela? Üstad Necip Fazıl’ın ‘bu facianın bir benzeri gösterilemez’ diye bundan 40 yıl önce yazdığı bir katliamı hâlâ savunmaya kalkanlara el insaf diyorum. Ve onlara Necip Fazıl’ın ‘Son Devrin Din Mazlumları’ kitabını bir kez daha okumalarını tavsiye ediyorum.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT