BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hukukun bilinmeyen bir yüzü daha var

Hukukun bilinmeyen bir yüzü daha var

Ekrem Buğra Ekinci’nin kaleme aldığı “Hukukun Serüveni”, yalnızca umumi hukuku değil, insanlık mirasını enteresan hikâyeler eşliğinde gözler önüne seriyor.



Hukuk, insanlık tarihinin belki en eski müessesesidir. Hatta kanunların sık değiştirilmediği zamanlarda, tarihin ta kendisi idi. ‘Bir şeyi tanımanın en iyi yolu, onun mazisini bilmektir’ derler. Antik Çağ’a ait bir kaide, asırlar sonra bambaşka bir coğrafyada karşımıza çıkabilmektedir. Hukuk sistemlerinin birbirine tesiri şaşırtıcı derecededir. Yazarımız Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin yeni eseri “Hukukun Serüveni”, yalnızca umumi hukuku değil, insanlık mirasını da gözler önüne seren bir nevi dünya tarihi... Hâkimlerin hükümdarlarla mücadelesi, parlamentonun doğuşu, kilise reformu, laikliğin ortaya çıkışı, yazılı kanunların hazırlanışı gibi hadiselerin yer aldığı kitapla ilgili Ekrem Buğra Ekinci ile görüştük... -Bu kitabı yazma sebebiniz nedir? Birincisi meslekî. İkincisi aldığım suallerden anladım ki, bu mevzuyu merak eden çok. Eşin dostun teşvik ve tahriki diyelim. -Kitap fazla akademik tonda değil. Herkesin okuması için yazdınız herhalde? Yukarıda da söylediğim gibi biraz da eşin dostun meraklı suallerine cevap olsun diye yazdım. Az çok mürekkep yalamış herkes bu kitabı okuyabilir. -Kitapta neler var? Eser, okuyucuyu, Antik Mısır’dan başlayıp, Hititlere, Çin’e, İran ve Hindistan’a, Yahudilik ve Hıristiyanlık’tan İslâmiyet’e uzanan, nihayet Avrupa’da sona eren bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculukta nice enteresan sahneler de var: Düello, ateş tecrübesi, kız kaçırma, çok kadınla evlilik, borcu sebebiyle kölelik, insan kurbanı, çocuk satışı, seyyar hâkimler, cezalandırılan hayvan ve eşyalar, kast sistemi, ölen kocasıyla yakılan Hindu kadınları, hâkimliğin parayla satılması, kanunları ezberleyip her sene halka okuyan kanun sözcüleri... -Peki size göre en enteresanı hangisi? Bâbillilerde, bir ev yıkılıp sahibi ölürse mimarı öldürürler. Ev sahibinin oğlu ölürse, mimarın oğlunu öldürürler. Suç şahsî değildir. Bir de Japonlarda suç işleyen asillere kendisini öldürebilme imtiyazı tanınır, buna harakiri deniyor... -Hukukun doğuş sebebi nedir? İnsanların cemiyet hâlinde yaşaması. -Yani cemiyet olmasa hukuk da olmaz mıydı? İnsanı ayakta tutan, yaşamasını sağlayan kuvvete nefis diyoruz. Bunun limiti yoktur. Eğer sınırlandırılmazsa, başkalarına hayat hakkı tanımaz. İşte hukuk bunun için vardır. -Her cemiyette hukuku doğuran güç aynı mıdır? Hayır. Bazılarında örf ve âdetten doğmuştur, bazısında hükümdarın emirlerinden, bazısında ise peygamberler tarafından konulmuştur. -Tarihimizde hukukun en güçlü olduğu ve en âdil tatbik edildiği söylenebilecek bir zaman dilimi var mıdır? Hukukla adaleti karıştırmamak lâzım. Evet, hukukun gayesi adaleti gerçekleştirmek ama her zaman hukukun var olduğu yerde adalet vardır denemez. Nice zâlim diktatörler gelmiş. Zevahiri kurtarmak için kanunlar yapmış. Ama bunlarda adaletten eser yoktur. Osmanlıların ilk zamanları, Asr-ı Saadet’e benzetilmiş. Malum, Adalet mülkün temelidir sözü Hazret-i Ömer’e aittir. Osmanlılar da bu ideali gerçekleştirmek için gayret etmiş. En büyük padişahlardan birinin lakabı Kanuni’dir. Kanun yaptığı için değil, her padişah kanun yapmıştır, hukuka aşırı saygısından dolayıdır. -Demokrasiye geçişimiz cumhuriyetle mi başladı? Gerçek demokrasiye 1946’da geçtiğimiz bilgisi tamamıyla yanlıştır. Biz demokrasiye 1840’ta geçtik. Osmanlı 1922’de yıkıldığında bir demokrasi devletiydi. Çok partili seçimler vardı. Biz bu mirası devralmak yerine, ulus devlet olma hayalleri kurduk. Oysa ulus devlette ırk ön plandadır, diğerleri ise azınlık statüsündedir, bütün dünyada yaşanmış ve iflas etmiştir. (Arı Sanat Yayınevi, 0212 520 41 51)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT