BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bitmeyen mutluluk

Bitmeyen mutluluk

Üzeyir Garih’in hayatında iki evlilik var. Birisi 1954’te İshak Alaton ile görücü usulüyle yaptığı iş evliliği, diğeri ise Lili Hanım ile 1956 yılındaki aşk evliliği. Garih’in her iki evliliği de başarıyla yürüyor



zeyir Garih 1929 İstanbul doğumlu. Baba diş tabibi idi. Ailede başka tabipler de bulunuyordu. Bir amca eczacı, bir amca doktor, halasının kocası askeri doktor. Bu yüzden Garih “Tabib bir ailenin çocuğuyum” diyor. Büyük amcasının Ortaköy’deki eczanesi ise vaktiyle çok ünlüymüş. Bu eczaneden Sultan Abdülhamit’e bile ilaç yapıldığına dair kayıtlara rastlanmış. Bu kadar tabip ailenin oğlu Üzeyir Garih 1951’de İstanbul Teknik Üniversitesi’nden makine yüksek mühendisi olarak mezun olmuş ve bu meslekte büyük başarılara imza atmış. Üzeyir Bey’e göre başarıda kendisinin 3 dili (Fransızca, İngi-lizce, İspanyolca) çok iyi biliyor olmasının da ayrıca katkısı var. Tanımadan ortaklık Herkes iyi arkadaşların, kardeşlerin ya da akrabaların uyumlu ortaklık yapmasını ya da yapamamasını konuşuyor. Üzeyir Garih ile İshak Alaton’un ortaklığı ise inanılmaz bir başlangıca sahip. Tam 46 yıldır iş ortağı olan bu iki insan ortak olana kadar hiç tanışmıyorlarmış... Üzeyir Bey İshak Alaton ile nasıl işe başladıklarını şöyle anlatıyor: -İshak Bey ile ortaklık öncesinde hiç tanışmıyorduk. Kendisi İsveç’ten yeni gelmişti. Orada bir tesisat şirketinde çalışmış. İshak Bey, liseyi bitirince Kavala’da bir süre çalışmış, oradan İsveç’e gitmiş ve önce kaynakçı işçi olarak, sonra da bir tesisat firmasında çalışmış. Sonra Türkiye’ye dönmüş. Burada artık serbest çalışmak istiyormuş. Bu işlerde yetkili bir arkadaş aramış. Ona beni tavsiye etmişler, bana da ondan bahsettiler. Geldi, “Ne dersin?” dedi. Ben de “Olur” dedim. 1954 biraz sıkıntılıydı. Enflasyon yeni yeni yükselmeye başlamıştı. İkimizin de parası (sermayesi) yoktu. Ama ikimizin de bilgisi vardı. Piyasada da ben bir miktar tanınıyordum. Lisanımız da vardı. “Biz iş yaparız” dedik, biraraya geldik ve hakikaten çok da başarılı işler yaptık. O zamanlar piyasada ısı mühendisliği hizmeti veren şirket pek yoktu. Bu yüzden kısa sürede geliştik. Sümerbank’ın çok sayıda işini yapmıştık. 1974 yılında holdingleştik, halka açıldık. O günden beri devam ediyoruz. Biz belirli bir yaşa gelince şirketi müesseleştirme kararı almıştık bunu uyguladık. Patronluk mesleğini öğrendik. Patronluk yönlendirme denetim ve halkla ilişkiler işidir. Biz patronluk yapıyoruz. Yönetimi elemanlarımıza bıraktık. Alarko başından beri “bilgi satan” bir kuruluş oldu. Bu konu çok önemli çünkü; Türkiye’de bilginin para etmesine hala pek alışık değiliz. Bazıları da bilgiyi fırsatçılıkta kullanır ve olmadık fiyata satmak ister. Üzeyir Bey, “Biz başından beri bilgi sattık. 1980’e kadar 500 civarında mühendisi olan bir kuruluş olarak çalıştık. Hakikaten Türkiye’nin en çok mühendis çalıştıran gurubuyduk. O zaman mühendislik ithalatı yasaktı. Saçmaydı ama bizim de işimize gelmişti. Bize gelen müşteri pazarlık bile etmezdi. 1980’de Turgut Özal haklı ve doğru olarak lisans ithalatı yasağını kaldırdı ve liberalleştirdi. Bilgi gelmeye başladı ve biz de branşımızı değiştirdik” diye yakın geçmişin özetini yaptı. Siyasiler bizi sever Üzeyir Bey’e bütün patronların başta siyasiler olmak üzere önemli ve güçlü insanlarla iyi ilişki kurmaya özen göster-diklerini ama çoğunun başarısız olduğunu hatırlatıyoruz ve kendisinin bu konuda nasıl başarılı olduğunu soruyoruz. Garih durumu şöyle özetliyor: -Biz siyasette değiliz, işadamlarıyız. Siyasilerle olan ilişkilerimizi çıkarlarımızla birleştirmedik. Mesela Sayın Türkeş hep muhalefette kaldı ama biz onunla çıkar ilişkisi kurmadığmız için her zaman dost olabildik. Ama haksızlığa uğruyorsak hakkımızın da peşinden ısrarla gittik. Benim herkesle iyi ilişkilerim olmalı. Mesela, Necmettin Erbakan da benim hocamdır. Beni çok severdi, hatta bir açılışımızı da yaptı. Van’daki Fazilet Partisi İl Başkanı benim 40 senelik dostumdur. Okul arkadaşıydık. Merhum Turgut Özal’ı da yine okuldan beri tanırdım. Korkut Özal, Cahit Aral, Mehmet Turgut, Mükerrem Taşçıoğlu, sınıf arkadaşım. Ama bunlar sınıf arkadaşım diye gidip de hatır için, “Bana şunu bunu verin” demedim. Yapmadım, buna onlar da şahittir. Tabi çok büyük bir şirketin sahibi ve başından olunca herkesle ilişkilerin gelişmesi de kaçınılmaz. Ben iş ile dostukları karıştırıp istismar peşinde olmadım. 46 yıldır istikrarlı yükseldik, flaş sıçramalar yapmadık. Biz çok büyük ve zengin bir şirket olmak yerine, saygın ve istikrarlı olmayı tercih ettik. Hakkımızı istedik hakkımız yenmişse herkese şikayet ettik... Başbuğ’un desteği... Üzeyir Garih’in çalışma odasında duvarda asılı bir tabakta MHP ve 3 hilal var. Biz daha sormadan Üzeyir bey anlatıyor: “Alparslan Türkeş sağlığında 16 tane porselen tabak üzerine 3 hilal ve MHP yazdırdı. Bir tanesini de bana verdi. Türkeş’in bize çok önemli desteği olmuştur. 1978 senesinde Alamsaş Sanayi fabrikamızda kendisine ülkücü diyen bazı haydutlar haraç almaya başlamışlardı. Merhum Türkeş de o zaman başbakan yardımcısıydı. Ben kendisinden bir randevu istedim. Yaşar Okuyan bey hemen randevu verdi. Ben de o vesile ile Başbuğ’a gittim ve derdimi anlattım. Kendisi fabrikamıza kadar geldi. Dertlerimizi çözdü. Bizden de bazı hizmetler istedi (ülke içinde ve dışında). Biz de onların hepsini yaptık. Bu dostluğumuz hep devam etti. Beraber seyahatler yaptık. Başbuğ’da görüntü başka gerçek başkaydı. Görüntüde bir nazi havası vardı. Ama gerçekte o sade bir vatansever ve milliyetçiydi. Ayrıca çok büyük potansiyel fikirlere de sahipti. En son vefatından birkaç hafta önce Türkmenistan’a birlikte gittik. Bütün bu konulardaki görüşlerini bana anlattı. O da ülkücülerin genel görüntüsünden şikayetçiydi. Bu durumları değiştirmek istediğini söyledi. Şimdi görüyoruz ki o görüntü MHP’de hızla değişiyor. İyi de oluyor.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT