BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Plati Adası kimin?

Plati Adası kimin?

Geçtiğimiz yıllarda Kardak Kayalıkları ile ilgili olarak çıkan krizden sonra şimdi de Yunanistan ile aramızda Plati Adası’nın hukuki durumunun oluşturduğu sorun var



ürkiye, uluslararası andlaşmalar ile hukuki statüsü belli olmamış adaları (Coğrafi formasyonları) aldı bitti ile ele geçirecek gücü varken; büyük bir olgunlukla, tarihi vakarı ile hareket ederek sorumluluk sahibi olduğunu ortaya koyuyor. Halbuki Yunanistan, adacıklara balık çiftliği açarak hırsızlık yapıyor. Dışişleri Bakanı Atina’da dost olduğumuzu söyledi. Papandreu’da aynı şeyi söylüyor. Ama Yunan devleti asılnda yalan söyleyerek, iyi niyeti kötü kullanıyor. Bunu Türkiye görmüyor değil. Türkiye ağırbaşlı ve olgun davranıyor. Hak ve menfaatlerini korumasını çok iyi bilir. Türkiye’nin hem NATO müttefiki hem de komşusu olan Yunanistan, Helenizm macerasından hiç vazgeçmiyor. Eline geçirdiği minicik imkanları sonuna kadar kullanmayı büyük marifet zanneden Yunanistan, Girit Adası’na S-300 füzelerini konuçlandırırken, Ege üzerindeki ada, kaya ve kayacıklardan da gaspedebildiğini tasarrufuna geçirmek istiyor. Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral ve eski Büyükelçi Güven Erkaya, Ulusal Strateji Dergisi’nde yazdığı makalede Plati Adası’nın kime ait olduğunu anlatıyor. Oramiral Erkaya, bu konuda şunları yazdı: Sorun denizi Ege Denizi, Türkiye ve Yunanistan ilişkilerini menfi yönde etkileyen ve çözüm bekleyen sorunlarla dolu bir denizdir. Hem hukuki hem de siyasi veçheleri olan bu sorunlarınç özümleri imkansız değildir. Ancak bu çözümlere ulaşmak için öncelikle siyasi iradeye, istemeğe ve kararlılığa ihtiyaç vardır. Geçtiğimiz yıllarda Kardak Kayalıkları ile ilgili olarak çıkan kriz sonunda mevcut sorunlara bir yenisi eklenmiştir. Bilindiği gibi Aralık 1995 tarihinde Figen Akad isimli Türk gemisinin Türkiye’ye ait olan Kardak Kayalıkları’nda karaya oturması sonucunda Yunanistan Kardak Kayalıkları’nın kendisine ait olduğunu iddia ederek gemiye yardım talebinde bulunmuştur. Böylece Kardak Kayalıkları’nın egemenliği iki ülke arasında tartışma konusu olmuş ve iki ülkeyi sıcak bir çatışmanın eşiğine kadar götürmüştür. Ege Denizi’ndeki adaların üzerinde Türkiye, Yunanistan ve İtalya’nın egemenlik haklarını belirleyen andlaşmalar incelendiğinde Kardak Kayalıkları’nın, Yunanistan’ın egemenliğine verildiğini belirleyen hiçbir hüküm yoktur. Ayrıca, Ege Denizi’nde bu durumda olan ada, adacık ve kayalık sadece Kardak değildir. Ege Denizi’nde egemenliği andlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş, Kardak benzeri başka ada, adacık ve kayalıklar da vardır. Sıra Plati’de Yine 1999 yılı Mayıs ayı sonlarında Bodrum açıklarında Kardak Kayalıkları’nın Güneyi’nde, Kalimnos Adası ile Pserimos Adası arasında kalan Plati Adası’nın, Kalimnos belediye Başkanı’nın girişimiyle Kalimnos Adası’nda ikamet eden Yunan vatandaşı bir balıkçının bir İtalyan hanımıyla yapacağı düğüne bir rivayete göre ikametlerine tahsis edilmesiyle Ege Adaları sorunu yeniden alevlenmiştir. Önce Kardak Kayalıkları bilaharek Plati Adası ile ortaya çıkan bu yeni sorunu, “Ege Denizi’nde egemenliği andlaşlarla Yunanistan’a devredilmemiş coğrafi formasyonlar” olarak tanımlamak mümkündür. Sorun fevkalade önemlidir. Zira bu durumda olan ada, adacık ve kayalıkların, kend ikarasuları, hava sahası, bir kısmının kendi kıta sahanlığı ve ekonomik bölgesi vardır. Bu da Ege denizi’ndeki mevcut statükoyu otomitik olarak etkileyecektir. Adalar ve andlaşmalar Ege Denizi’ndeki adaları hukuki statüleri açısından 4 ayrı grupta incelemek mümkündür: Kuzey Sporatlar ve Kitlatlar: Girit Adası’nın 1669’da Osmanlı ülkesine dahil edilmesiyle, Ege Adaları’nın tamamı Osmanlı egemenliğine girmiş, Ege Denizi de Osmanlı iç denizi haline gelmiştir. Bu durum Yunanistan’ın bağımsızlığını kazandığı 24 Nisan 1830 tarihine kadar devam etmiştir. Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla, Kuzey Sporatlar ve Kiklat adalarının egemenliği Yunanistan’a devredilmiştir. Diğer adaların üzerindeki Osmanlı Egemenliği Türk-Yunan ve Balkan Harbi öncesine kadar devam etmiştir. Girit Adası: Balkan Harbi sonunda Girit Adası ile ilgili olarak üç andlaşma imzalanmıştır. 17/30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması (Osmanlı Devleti, Müttefik Balkan Devletleri olarak Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan-Karadağ) 13 Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşması (Osmanlı Devleti -Yunanistan) 10 ağustos 1913 tarihli Bürkreş Antlaşması (Bulgaristan, Sırbistan-Karadağ, Romanya, Yunanistan) Londra Antlaşması’nın 4. maddesi ile Osmanlı Devleti, Girit Adası üzerindeki tüm haklarından müttefik Balkan Devletleri lehine vazgeçmiş, Atina Andlaşması’nın 15. maddesi ile bu hükmü ifa etmeyi taahhüt etmiş, Bükreş Andlaşması ile de Girit Adası Yunanistan’a bırakılmıştır. Doğu Ege Adaları: Londra Antlaşması’nın 5. ve Atina Antlaşması’nın 15. maddeleri gereğince Osmanlı Devleti, Girit Adası dışında kalan Doğu Ege adalarının kaderini tayin yetkisini “Altı Büyük Devlet”e bırakmıştır. “Altı Büyük Devlet” (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya) Londra’da toplanarak, Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adaları dışında kalan ve o tarihte fiilen Yunan i’şgali altında bulunan özelilkle Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam ve İkarya Adaları’nın, silahsız hale getirilmesi ve bu şekilde muhafaza edilmesi şartıyla Yunanistan’a devredilmesine karar vermiştir. “Altı Büyük”in bu kararı 13 Şubat 1914 tarihinde Yunanistan’a, 14 Şubat 1914’te Osmanlı Devleti’ne tebliğ edilmiştir. Bu karar Yunanistan tarafından kabul edilmiş, Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmemiştir. Ancak Lozan Barış Andlaşması’nın 12. Maddesi’nde “Altı Büyükler”in bu kararı taraflarca teyit edilmiştir. Menteşe Adaları: (Oniki Adalar) Menteşe Adaları bölgesinde bulunan toplam 16 ada Osmanlı Devleti ile İtalya arasındaki 1911 tarihli Trablus Harbi’nde İtalyanlar tarafından işgal edilmiştir. Harbin sonunda imzalanan 15 Ekim 1912 tarihli Ouchi (Uşi) Andlaşması gereğinde İtalyanlar, adaları terk etmeyi taahhüt etmişlerdir. Ancak İtalyanlar, 1. Dünya Harbi’nin sonuna kadar bu adaları terk etmemişlerdir. 24 Nisan 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’nın 15. Maddesi’nde ismen sayılan 13 ada (Patmos, Lipso, Leros, Kalimnos, Kos, Nisiros, Simi, Tilos, Kalki, Rodos, Karpatos, Kasos ve Astipalia) ile bu adalara bağlı adacıklar ve Meis Adası üzerindeki egemenlik hakları İtalya’ya devredilmiştir. İtalya, 10 Şubat 1947 tarihli Paris Barış Andlaşması’nın 14. Maddesi hükmünce yukarıda sayılan Meis dahil 14 ada ve bitişik adacıkların egemenliğini Yunanistan’a devretmiştir. Plati’nin durumu Plati Adası, yazıldığı gibi Pserimos ile Kalimnos Adaları arasında Oniki Adalar bölgesinde bulunan bir adadır. Ada, Lozan’ın 15. Maddesi ile Paris Antlaşması’nın 14. Maddesi’nin hükümlerine tabidir. Kalimnos Adası’na bitişik veya bağlı bir adacık değildir. Bağımsız bir adadır. Lozan’ın 15. Maddesi’nde ismen sayılmadığı için Türkiye tarafından İtalya’ya, Paris Antlaşması’nın 14. Maddesi’nde ismen sayılmadığı için İtalyanlar tarafından Yunanistan’a resmen devredilmemiştir. Yunanistan ada üzerindeki egemenliğini İtalya ile Türkiye arasında teknisyenler düzeyinde yapılan görüşme sonunda hazırlanan 28 Aralık 1932 tarihli görüşme zaptına dayandırmaktadır. 28 Aralık 1932 tarihli görüşme zaptı Türk ve İtalyan devlet temscileleri ve makamalrı tarafından imzalanmamış, onaylanmamış, Cemiyet-i Akvam şartının 18. Maddesi gereğince Milletler Cemiyeti’ne tescil ettirilmemiştir. Yürürlüğe girmiş bir antlaşma değildir. Bir görüşme zaptı olarak kalmıştır. Ayrıca Yunanistan, 1932 Aralık görüşme zaptının hukuki durumu hakkında söz söyleme yetkisine sahip değildir. Çünkü, Yunanistan görüşmelere taraf değildir. Görüşme zaptının hukuki durumu hakkında söz söyleme yetkesine sahip ülkeler, görüşme zaptına taraf olan Türkiye ve İtalya’dır. Türkiye’de 1932 Aralık toplantısında hazırlanan bu kağıdın İtalya ile Türkiye arasında yapılmış bir antlaşma olmadığı, sadece bir görüşme zaptı olduğunu belirtmektedir. Sonuç Egemenliği anlaşmalarla kendisine devredilmeyen adalar üzerindeki bu tür faaliyetler egemenlik devri sonucunu doğuran eylemler olarak mütalaa edilemez. Ege’de mevcut uyuşmazlıkların çözümü bağlamında oldu-bitti’lerin hukuki veya siyasal geçirliliği olamaz. Bu gibi hareketlek yalnızca Yunanistan’ın; Türkiye’nin, Ege Denizi’ndeki haklarına nasıl baktığının yeni göstergeleri olabilir. Egemenlik, üçüncü taraflara belirsiz, dolaylı bir tarzda ve bazı soyut, sonuçlandırılmamış işlemlerin yorumlanması suretiyle devredilebilecek basit bir kavram değildir. Lozant Antlaşması muhtemel uyuşmazlık konumlarının çözümünde başvurulacak yöntemleri açıklamış, ancak statüsü belirsi adalar konusunu düzenlememiştir. Bu, Lozan Barış Atlaşması’nın statüsü belirsiz adaların durumunun hukuksal olmaktan çok siyasal bir sorun olarak belirtildiğinin göstergesidir. Önce Kardak’ta, bilahare Plati Dası’nda yaşanan sorunlar münferit olaylar olarak değerlendirilmelidir. Böyle bir yaklaşım, resmin bir bütününün görülememesi sonucunu doğurur. Türkiye ve Yunanistan arasındaki ihtilaflar, Yunanistan’ın uluslararası antlaşmalarla tesis edilmiş dengeleri tek taraflı girişimlerle bozma durumunda ortaya çıkmaktadır. Yunanistan’ın bu tutumunu zaman içinde sürdüreceği, her seferinde değişik bir sorun ortaya çıkararak Türkiye’nin tepkisini ve kararlılığını ölçeceği beklenmelidir. Türkiye’ye düşen; mevcut hukuki statüde uzun dönem haklılığının bilincinde olarak, soğukkanlılığını muhafaza ederek, kararlılığını bilinçle sürdürmesidir. Unutulmamalıdır ki, bu uzun soluklu bir mücadele ister.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 89898
    % 0.37
  • 4.8232
    % -0.22
  • 5.6284
    % -0.33
  • 6.3815
    % -0.47
  • 192.903
    % -0.91
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT