BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > “Hepimiz ikinci adamız!”

“Hepimiz ikinci adamız!”

Ahmet Kenan Tanrıkulu her önemli toplantıda Bahçeli’nin yanında oluyor ve bu durum “Genel Başkanın sırdaşı” yakıştırmasını getiriyor. Sanayi ve Ticaret Bakanı Tanrıkulu, bu durumdan rahatsız değil ama partide ikinci adam olmadığının altını özellikle çiziyor.



HP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin başta liderler zirvesi olmak üzere bütün toplantılarda mutlaka yanında gördüğümüz Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu’na basında “Bahçeli’nin Hüsamettin Özkan’ı” yakıştırmaları çıktı. Tanrıkulu bu durumdan rahatsız değil, ancak ikinci adam olmak gibi bir iddiası da yok. Herşeyi hiyararşi içinde görüyor. Bazı özel bilgileri “görev icabı” olarak değerlendiriyor. Ancak bakanlık icraatlarında son derece iddialı. -”Bahçeli’nin sırdaşı” noktasından sohbete başlıyor ve soruyoruz: Gerçekten sırdaş mısınız? -Bu durum bizim partinin üslubuna uymuyor. Genel Başkanın uzmanlık alanlarına göre çağırıp konuştuğu, sürekli istişarede bulunduğu insanlar var. Ben Sayın Genel Başkanın tasvibiyle, onun takdiriyle Genel Başkanlar zirvesine katıldığım için belki bu yakıştırma yapılıyor. Biz bu tür toplantılar öncesi ve sonrasında bir sır paylaşmanın ötesinde dosyalar, konular bazında büyük hazırlıklar yapıyoruz. Bu toplantılarda sıkı bir hazırlık yaparak gidiyoruz. Toplantı sonrasında da tabi ki çok doğal olarak, sadece katılanların verdiği açıklama müsaadesi çerçevesinde olanlar basına yansıyor. Her ne kadar bazı insanlar toplantıyla ilgili spekülasyonlar yazıyorlarsa da veya katılımcılardan bazıları kendisiyle istişare yapan bazı gazetecilere bazı konuları aktarıyorlarsa da bizim ve Sayın Genel Başkanımın böyle bir üslubu ve tarzı olmadı şimdiye kadar. Aranızda kalan çok şey oluyor mu? Sadece Sayın Genel Başkanla sizin bildiğiniz şeyler var mı? -Eğer kamuoyunun bilmediği veya birçok insanla paylaşılmayan bilgiler diyorsanız, o tür bilgiler doğal olarak oluyor. -Bu yakıştırmadan sıkıldığınız ya da mutlu olduğunuz oluyor mu? -Bu tür unvanlardan mutluluk duyabilecek durumda değilim. Tersine belki bu tür unvanlar insanları rahatsız edebilecek unvanlar. Çünkü magazin yönünü daha ağır basar. Belki de uzmanlığa, ihtisaslaşmaya duyulan saygının da azaltılabileceği bir konu. MHP gerçekten entelektüel, eğitim ve kültür seviyesi çok yüksek bir partidir. Öyle üç beş kişiyle bir dar çerçeveye sıkıştırılacak parti değildir. -Sizin konumunuzdaki insanlara ikinci adam gibi bakılır. -Ben kendimi öyle göremem. Zaten partinin hiyerarşik yapısında da öyle bir şey olmadığı ortada. -Cumhurbaşkanlığı seçimleri var malum. Siz nasıl görüyorsunuz 5+5 geçecek mi? -Benim 5+5 ile ilgili kanaatim giderek kuvvetleniyor. Çok kısa bir süre öncesine kadar konjonktür biraz farklı görünüyordu. Bu da tahmin ediyorum siyasetin tabiatından kaynaklanıyor. Çok manevra yapılıyor. Uzun süre gündem bunla meşgul edildikten sonrada olayı mecrasına sokmaya çalışıyorlar. Ama bence şu anda Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili yapılan tartışmaları bir yana bırakırsak olay rayına girmiş durumda. En azından Anayasa değişikliği veya o siyasal konjonktürün tamamlanmasına kadar bir sıkıntı meydana gelmedi. Tartışmalı seçim -Başbakan, Demirel seçilmezse kaos doğacağını söylüyor. Katılıyor musunuz? -Ben onu kaos olarak açıklamak istemem. Siyasette böyle tıkanmaların zaman zaman olduğunu görüyorum. Biz normal çıkışları siyasetin yapmasından değil de siyaset üstü mekanizmalardan bekliyoruz. Problem oradan kaynaklanıyor. Bir de yakın siyasi tarihimize baktığımızda bütün Cumhurbaşkanı seçimleri tartışmalı geçmiş. Çok bilinen adeta tek adaylı olan bir takım kurum ve kuruluşların emeklisi olan insanların da Cumhurbaşkanı seçildiği dönemlerde dahi olmuş bu olay. Kaldı ki bu son 2 Cumhurbaşkanımız siyasetin göbeğinden gelen insanlar. Siyasi parti genel başkanlığı, başbakanlık yapmışlar. Tartışmaların olması çok olağan ama bir kaos olacağını kesinlikle düşünmüyorum. -312’nin değiştirilmesi gündemde. Anayasa değişikliği ile bir bağlantı da kuruluyor. -Anayasa değişiklikleri Cumhurbaşkanının seçilmesi maddesi hariç farklı bir mekanizmayla oluşturulup genel kurula indirilmeliydi. Zaten konuşmalarda o şekilde yapılmıştı ama, tarzında biraz değişiklik olunca sanki bir pazarlık yapılıyormuş hissi uyandırıldı. Halbuki partiler arası komisyonda zaten bunlar konuşuldu. Bir noktaya varıldı, üzerinde anlaşmaya varılan maddeler çıkarıldı ve daha sonra bu maddelerin Anayasa ve Adalet komisyonlarından aktarılarak getirilmesi kararlaştırıldı. Ciddi düzenleme -312’ye MHP’nin bakışı nedir? -Tartışmalar biraz zamansız yersiz getirildi. Erbakan’ın durumundan dolayı birden gündeme sokuldu. 312 eğer değişecekse bunu Türkiye’nin ileriki bir zamanda gündeme getirip, üzerinde doğru dürüst tartışarak ve sadece rötuşlama yaparak değil de ciddi anlamda düzenleme yapmak lazım. Bakın bazı maddelerde ufak tefek değişiklikler yapılıyor. O değişiklikler sonucunda da bir bakıyorsunuz Anayasa tanınmayacak hale getiriliyor. Anayasa ruhundan ve ilk çıkarılış felsefesinden de uzaklaşıyor. Çünkü Anayasa hukuku dersinde öğrendiğim bir şey var. Anayasaların bir felsefesi olur. O Anayasayı ortaya çıkaran günün şartları, aktüalite, konjektür neydi? Siyasi anlamda, tarihi anlamda. Bunlar bütün dikkate alınarak anayasa hukuku oluşturulur. Şimdi biz uzaklaşmış durumdayız ve giderek uzaklaşıyoruz. Buna da dikkate etmek gerekiyor. Yasa bombardımanı... ¥ Biraz da Bakanlık icraatlarınızı konuşalım. AB’ye uyum yasalarının son durumu nedir? -İki konu var. Bir tanesi sanayi anlamında mevzuatta uyum çalışmalarımız var, biri de son zamanlarda ön plana çıkardığımız tüketicinin korunmasıyla ilgili çalışmalarımız var. Tüketicinin korunması da Avrupa mevzuatlarında hep sanayi ile ilişkilendirilmiş. Ortada bir bağlantı var. Tüketicinin bilinçlendirilmesi üretimin de bilinçli yapılmasına sebep oluyor. Dolayısıyla biz tüketiciyi bilinçlendirerek aynı zamanda üreticiyi de eğitiyoruz. Tüketicinin istediği kalite ve standardı yakalayan üreticiler kendi kendilerini de bir üste çıkararak sınıf atlatarak çalışmalarına devam ediyorlar. ¥ Bir yeniden yapılanma diye bilir miyiz? -Elbette. Meclis Genel Kurulu’nu bizim bakanlığımızı ilgilendiren çok yoğun bir yasa bombardımanına tutacağız. Bakanlıkta bir organizasyon değişikliği tasarladık. Esnaf ve sanatkar genel müdürlüğünün hukuki kuruluşunu sağladık, onu devam ettiriyoruz. Aşağı yukarı 4 bine yakın esnaf, ticaret ve odalarının ve derneklerinin muhatap olacağı bir yer orası. Bu manada bir koordinasyon da sağladık. Bir ihtiyaçtı ve onu kurduk. Bu ilerde belki bir bakanlığın nüvesi bile olabilir. Onu da müjde olarak söyleyebiliriz. Biz uluslararası piyasalarda böyle bir Türk malını marka olarak ama sanayinin hangi kolu olursa olsun girmek istiyoruz ve teşvik etmek istiyoruz. Bu sadece bir imaj çalışması olarak kalmayacak. İleriye dönük güçlü ekonomik verilerle, enstrümanlarla desteklenen bir çalışma olacak. Bu projemiz yürüyor. Vergi mi çile mi?... ergi her ülkenin can damarı. Her türlü rejimde, her türlü sistemlerde mutlaka yer alıyor. Çağdaş ve kabul edilebilir olmasının bir tek şartı var. Adil ve kolay olmalı. Zaten tartışma da buradan çıkıyor. Vergi sadece verenden mi alınmalı, geliri olan herkesten mi alınmalı? Sistemin tam ve doğru işlemesi öncelikli gelir ve giderin kayıtta olmasından geçiyor. Kimin nasıl ve ne kadar kazandığı bilinirse gerisi kolay oluyor. İlk akla gelen kesim Bu genellemeden sonra, ne kadar ve nasıl kazandığı çok kolay ve net olarak tespit edilen her zaman bodrolular oluyor. Tahsili de son derece basit ve garantili. Onun için de her vergi düzenlemesinde ilk akla gelen bu kesim. Emlak, alım satım, taşıt, KDV, çevre gibi vergiler de kaynağı belli olduğu için kolayca toplanıyor. Ancak asıl yekün tutan ve toplanamayan vergi, kayıt dışında olanlar. Kayda almak ve vergilendirmek için de kararlı ve istikrarlı olmak gerekiyor. Kayıt dışı daha büyük Adına ne denilirse denilsin Türk ekonomisindeki kayıt dışının, kayıtta olanın çok üzerinde olduğunu herkes biliyor ve kabul ediyor. Bunu kontrole almak ve vergilendirmek için yapılan çalışmalardan bugüne kadar bir sonuç alınamadı. Yeni vergi düzenlemelerinde hedef hep “kayıt dışı” olur ama, iş döner küçük esnaf ve ücretlinin sırtına biner. Burada iddialı sözlerle kanun çıkarıp, sonra da ortadan kaybolan Maliye eski Bakanı Zekeriya Temizel’in kulaklarını çınlatmak haksızlık olmayacaktır. Okullarda öğretilen şekliyle verginin dolaylısını, dolaysızını, toplananını kaçağını bir kenara barakırsak; bir de dürüst vatandaşın çektiği var. Vergi ödemezseniz devlet sizi bir şekilde bulup geçte olsa tahsil ediyor. Ancak zamanında ve değerinde vergi ödemeye kalkarsanız yandınız. Parayı denkleştirmeniz, gününde vergi dairesine gitmeniz yetmez. Bir de çelik gibi sinirleriniz, sonsuz bir sabrınızın olması gerekir. Bir defada bütün vergilerinizi ödemek gibi bir hakka da sahip değilsiniz. 2 günde bir vergi dairesine Evi arabası ve küçük bir iş yeri olan, banka kartı da kullanıyorsa ortalama 2 günde bir devlet kapısında kendini bulacak. Hangi vergileri, ne kadar ödeyeceğini takip edebilmek için de mesaisinin yarısını heba edecek. Bu konumdaki bir mükellefin ödeyeceği vergilerin ilk akla gelenleri: Gelir vergisi veya basit usulde gelir vergisi, KDV, çevre, motorlu taşıtlar ve ek motorlu taşıtlar vergisi, emlak ve ek emlak vergisi, veraset ve intikal vergisi, işçilerin gelir vergisi, sigorta primleri, bağkur primleri, meslek odası aidatı. Bazıları her ay ödeniyor, bazıları yılda iki defa, bazıları bir defa ödeniyor. İnsanı yıldırmak, canından bezdirmek için ne gerekiyorsa var. Verginin adil olup olmadığını, kazanandan mı, yakalanandan mı alınıp alınmadığını daha uzun süre tartışacağız. Fakat mevzuatta olanı ödemek için çok idmanlı ve sağlıklı olmak gerekiyor. Vergi elbette alınacak ve alınmalı. Ancak, sistem biraz daha kolay, uygulama biraz daha saygılı olamaz mı? Demokrasinin fazileti... Demokrasi sadece ihtiyacı olana lazım olmuyor. Hiç beklenmedik anda herkese gerekli olabilir. Onun için önemli olan demokrasiyi “ihtiyaç yokken” savunmak ve kurumsallaştırmak. Adama göre, duruma göre, görüşe göre, millete, milliyete göre demokrasi olmaz. Tanım da uygulama da tek olmalıdır. “Ben varsam demokrasi var, ben yoksam demokrasi de yok” mantığı sakattır, yanlıştır. İktidar da olanlar demokrasinin yeterliliğinden, muhalefette bulunanlar demokratik kuralların işlemediğinden dem vururlar. Son zamanlarda demokrasiden en çok dem vuran Fazilet Partisi oluyor. Çünkü şu sıralar demokrasiye en çok ihtiyacı olan parti Fazilet. Bir taraftan kapatılma korkusu yaşıyor, diğer taraftan eski genel başkanı Erbakan’ın siyasi hayatı tamamen bitiyor. Onun için de denize düşenin yılana sarıldığı gibi “demokrasi” feryatları yükseliyor. Dışarıya karşı bu görüntü sergilenirken, genel başkanlık mücadelesinde başka adayların çıkması parti yönetimini rahatsız ediyor. Tekrar başa dönüyoruz. Demokrasi herkesin kendisiyle sınırlı. İşte bu olmuyor. Demokrasi bir fazilettir, ama Fazilet’e de demokrasi lazım.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT