BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bakanlığa teşekkürler

Bakanlığa teşekkürler

Nerede olursan ol, hangi şartta bulunursan bulun, askerlikte selam kesinlikle savsaklanamaz. Bunu unutma biiir!. Şimdi senin için herhangi bir ceza düşünmüyorum. Sadece bir bedduada bulunacağım. İnşallah yarın sen de subay olacaksın. Allahtan dilerim ki sana da astların selam vermesin!.



Orman Bakanı Sayın Prof Dr. Nami Çağan, çevreye duyarlı ve korumacı anlayışın yılda bir kez uluslararası bir etkinlikle kutlanarak kalıcı kalınması maksadıyla 22 Nisan’da tertiplenecek olan “Dünya Günü 2000” ile ilgili bir açıklama göndermişler. Teşekkür ediyoruz. Böylesi hoş bir çalışmayı okuyucuya duyurmak bize ancak onur verir. Kısmetse, 22 Nisan’a doğru yapılacak etkinlikleri, o zaman yeniden daha detaylı olarak hatırlatırız. Sayın Bakanımızın isim olarak hatırlayacağını, hatırlamıyorsa araştırıp öğreneceğini ümit ettiğim ve gerek görev yıllarında yaptığı üstün hizmetler, gerekse emekliliğinden sonra orman konusunda yıllardır kaleme aldığı güzel ve anlamlı yazılarıyla hizmete devam etme başarısını gösteren, bu amaçla bizzat Orman Bakanlığı adına, herhangi bir vesileyle “yazı-plaket-üstün hizmet madalyası” gibi herhangi bir şekilde onore edilmesinin gerekliliğine yürekten inandığım, vazifeşinas emekli Orman Mühendisi Sayın Kenan Ünaldı beyefendinin, aynı zamanda eğitici bir tecrübe olan hoş bir anısına yer veriyoruz. “Biz 14, dönem yedeksubaylar, yanan eski Harbiye binasının son mezunlarıyız. O zaman topçu- piyade, levazım-muhabere gibi bütün sınıflar aynı çatı altında eğitim gördük. Sanırım üç bine yakın mevcut, bahçede bulunan yemekhaneye bir daracık kapıdan geçerek koşuşurdu. Bazan izdiham öyle katlanılmaz hal alırdı ki, öndekiler aramızda levazım var fazla yüklenmeyin diye bağırdıkça kahkahalar etrafı çınlatırdı. İşte bu sıralar bir yedeksubay öğrencisi olarak Karaköy-Kadıköy vapur iskelesinden çıkmak üzere idim. Vakit akşam karanlığı. Giren çıkan kalabalık dirsek dirseğe, omuz omuza... Bu ortamda bir ara gözüme, karşıdan gelmekte olan bir subay takıldı. Biraz uzakça olduğu için rütbesini de göremiyorum. Kendi kendime dedim ki: -O da bu kalabalıkta benden selam beklemez. Bu duygularla yürümeye devam ederken, az sonra ardımdan omuzuma bir el dokundu. Heyecan ve merakla geri döndüğümde onunla göz göze geldik. Eyvaah bu bir albay?!. Ben şaşkınca ne yapacağımı bilemezken o bir baba gibi elimden tutup beni kenara çekerek dedi ki: -Önce şu borcun olan selamı ver bakalım. Ben talimgahtaki gibi hazrola geçip selam verdim. Ardından niçin selam vermediğimi sordu. Elini omuzuma koyarak yıllar geçtiği halde halen unutmadığım şu cümleleri sıraladı: -Nerede olursan ol, hangi şartta bulunursan bulun, askerlikte selam kesinlikle savsaklanamaz. Bunu unutma biiir!. Şimdi senin için herhangi bir ceza düşünmüyorum. Sadece bir bedduada bulunacağım. İnşallah yarın sen de subay olacaksın. Allahtan dilerim ki sana da astların selam vermesin. Vermesin ki, şu anda benden esirgediğin selamın nasıl gönül yıktığını, nasıl asabiyete sebep olduğunu anlayasın. Doğrusu sana çok gücendim. Haydi Allahaısmarladık!.. Ve beni kucakladıktan sonra, benim ondan esirgediğim o asker selamını vererek kalabalığın arasına daldı gitti... Orada ne hale geldiğimi iyi tahmin edersiniz ama nasıl üzüldüğümü asla... Schiller’in “Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır” sözünde olduğu gibi albayımın hoşgörüsü sonucu onun bir üzüldüğüne ben bin üzülmüştüm. Gerçekten albayın dediği gibi zamanımız geldi subay olduk. Hem de bizim kuşak iki kez vatani hizmete çağrılmıştı. O sebeple beş altı sene bu şerefli üniformayı taşıdık. Teğmenken ikinci seferinde üsteğmen olarak omuzuma iki yıldız taktım. Nerdeyse yüzbaşı olacaktım. Bu sürede, yıllar önce yaşadığım “af ile birlikte beddua” durumunu defalarca hem de muhterem albayımı hatırlaya hatırlaya yaşadım. Ama kendim bir daha asla bu konuda ihmal yapmadım. Öyle ki, sivil hayatta da devam etti bu özen. Çünkü usulden, adetten, görevden... Hangi nedenden olursa olsun sevgi saygı ve bağlılığın nişanesiydi selam. Memuriyet hayatımda şoförüme yolculuklarda rastladığımız araçları dahi korna ile selamlamasını söyledim. Muhterem albayımın beddualı hoşgörüsü bana bir ömür boyu kılavuz olmuştu. Yazıma gazetenizin değerli yazarı Sayın Türkan Akın’ın tümüyle ortak olduğum şu görüşleriyle son veriyorum: “Denebilir ki hoşgörüye sahip olan kimseler hem mutlu hem başarılı olurlar. Manevi ve maddi kazancı, başlangıç noktasında, hoşgörülü olmanın şartı yer alır. Nereden bakılırsa bakılsın, hoşgörünün toplumumuzda, önce aileden, sonra da sokak ve okuldan başlayarak bütün kurum ve kuruluşlara hakim olmasını diliyoruz.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT