BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kapılar çalınmadan

Kapılar çalınmadan

Siyaset, iş, bürokrasi ve sanat çevresindeki liderlerin, yani güçlülerin dolaştığı koridorlarda pişmanlığın ve muhasebeleşmenin ancak duvarlara çarpıldığında başladığına şahit oluyoruz... Güçlüler ‘güçlü’ iken söz dinlemiyor...



Siyaset, iş, bürokrasi ve sanat çevresindeki liderlerin, yani güçlülerin dolaştığı koridorlarda pişmanlığın ve muhasebeleşmenin ancak duvarlara çarpıldığında başladığına şahit oluyoruz... Güçlüler ‘güçlü’ iken söz dinlemiyor... Güç kaybolduğunda ise etrafta kimse görünmüyor... Vicdani muhasebeleşme ise çoğunun aklına ölüm döşeğinde geliyor... Mesele güçlü iken bu muhasebeleşmeyi yapabilmektir... Paranın gelir gider defteri tutuluyor da, hayata dair yaşanılanlar bir defterde tutulmuyor... Yaşarken, güçlü iken bu muhasebeleşmeyi yapan iş adamı Dr. Nevzat Demir dostumla geçtiğimiz gün birlikteydik... Hacdan gelmişti... Biraz sohbet ettikten sonra Arafat Meydanı’ nda vakfeye dururken ettiği duanın yazılı olduğu kâğıtı okumam için uzattı... Okuyunca çok etkilendim... Ve içimden ‘keşke herkes yaşarken ve güçlü iken bu muhasebeyi yapabilse’ dedim... * Arafat’ta yaptığı duasında demiş ki; “Çamurdan mayaladığın bedenimin göğüs çatısına ruh, nefs ve gönül tahtlarını kurdun. Bana sonsuzca düşünen akıl, duygular üreten bir ruh bağışladın... Ateşten yarattığın iblis kibrinden insanı yarattığında ona düşman oldu. Ve o iblis, insanoğlunu senin yüce bilgin altında doğru ile yanlış, ilahi olanla dünyevi olan, iyi ile kötü arasında bir sürekli savaşa soktu. Kibrini ve ihtirasını insanoğluna aşıladı. Önce cennetimi son var edilme hikmetimi kaybettim. Ceza ve imtihan için indirildiğimiz dünyada kendimi güçlü, ölümsüz ve her şeyin hakimi saydım...” Ve devam etmiş; “Ama biliyorum ki Allah’ım, ben de bu savaşın çoğu cephesinde yenildim. Bilerek veya bilmeyerek yenildim. Şeytana uydum, beni bağışla Ya Rab!” * Aslında kendini değil, İslam âleminin gelip dayandığı yeri tarif ediyor Nevzat Demir... Herkesin içine düştüğü hastalığı teşhis ediyor... Ve devam ediyor; “Nimetlerle doldurduğun dünyayı eşyalarla boşalttım. Kendimden doymak bilmeyen yeni bir varlık, yeni bir nefs ürettim. Eşyaya ve insana hükmetmeye çalıştım. Dünya nimetlerinin ardından şeytanca kurgularla bıkmadan usanmadan koşturdum. Eşyadan putlar yaptım. Eşyası olmayanı aşağıladım. Yaratılmış olanla değil sahip olduklarımla gururlandım.” Dr. Demir duasını şöyle noktalıyor; “Hep bir nedenim, hep bir çabam, hep bir uğraşım oldu. Hep dünyaya ait kaldım. Hep iblisle aynı masaya oturdum, onu içimde ve aklımda taşıdım. Şehvet ve ihtiras kılavuzum, hırs ve iktidar mağlubiyetim oldu. Ben mağlup kullarındanım Ya Rab! Beni af et. Hz. Nuh’un feryadıyla itiraf ediyorum, beni bağışla...” Etrafımıza baktığımızda içine düştüğümüz bu durumu Nevzat Demir’in duası o kadar güzel tarif ediyor ki! Kısacası tövbe ve af dileme zamanını hatırlatıyor bize, ölüm kapıyı çalmadan...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT