BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kültürel zenginliğe doğru

Kültürel zenginliğe doğru

Bu arayış, sorgulayış toplumsal barış için olduğu kadar kültürel zenginliğe de yönelik. Aydınlar bir alt şuur okuyucuları gibi. Belki yeterince seslendirilmeyen ama uzunca bir süredir yaşanan bir olguyu türlü mahfellerde dile getiriyorlar.



Bu arayış, sorgulayış toplumsal barış için olduğu kadar kültürel zenginliğe de yönelik. Aydınlar bir alt şuur okuyucuları gibi. Belki yeterince seslendirilmeyen ama uzunca bir süredir yaşanan bir olguyu türlü mahfellerde dile getiriyorlar. Konuşmaları sahnedeki aktüel afyonlama tiyatrosu ile fazlaca dikkat çekici olmayabilir. Afyonlamanın biri politizasyon ise diğeri de magazinleşme. Yozlaşmış siyaset ve sulandırmanın adı olan magazinleştirme afyonlamadır. Öyle olsa bile aydın emeği boşa gitmeyecektir. Değişik kesimlerden okur-yazarlarımız bir barış tesisi peşindeler. Böylece kültürel zenginliğe yol vermek istiyorlar. Kavgalardan en ziyade çeken bugün yaşı 40’ı aşmış olanlar nesillerdir. Düşünce, san’at, kültür hayatı kalın hatlarla birbirinden ayrılmıştı. Bir alan diğeri için sanki memnu mıntıka idi. Kınama, ayıplama, baskı ve korkular yüzünden diğer tarafa adım atılamazdı. Akdeniz suları ile Atlas Okyanusununkiler gibi aynı mekânı paylaştıkları halde saydam duvarlarla birbirinden ayrı idiler. İki denizin suları ilahî kudretin muhteşem mucizesi ile yekdiğerine karışmazken içtimaî yapının beşer unsurları, ideolojik kamplaşmanın doğurduğu düşmanlıklar yüzünden birbirlerine dağlar kadar uzaktılar. Necip Fazıl, sadece gerici idi, Nazım Hikmet komünist. Onların yanında olanlar da gerici ve komünistti. Sevenler de okuyanlar da. Bu gerici ve komünist kelimeleri de farklı ifade edilmekteydi. Mürteci, yobaz, softa...komünist, sosyalist, marksist, dinsiz vs. vs. Kelimelerle dünya görüşü izah edilmiyor sövülüyordu. Fikir hayatımız sanki iki sütuna ayrılmış ve her sütunun bir numaralı isimleri Necip Fazıl ve Nazım Hikmet olmak üzere sütunlar aşağı doğru doldurulmuştu. Yahya Kemaller, Mehmed Akifler, Peyami Safalar, Tarık Buğralar, Sezai Karakoçlar, Cemil Meriçler bir tarafta, Nazım Hikmetler, Sabahattin Aliler, Kemal Tahirler Yaşar Kemaller, Orhan Kemaller diğer tarafta. Evet, bunların bazısı hayatta iken birbiri ile kavga etmiş, çekişmeleri bir ömür sürmüştü. Fakat şartlar, dönem ve sebepler ayrıydı. İşin garibi resmî zihniyet de bu gidişata katılmış ve okul kitaplarından onların şiirleri, hikâyeleri, deneme parçaları çıkartılmıştı Bu ideolojik hastalık, kendi seyrinde değil, askeri bir darbe ile iyileşmeye yüz tuttu. 12 Eylül 1980’den sonra her kesim kendini sorgulamaya başladı. Böylece katılıklar, yanlışlar, yersiz düşmanlıklar, hatalar fark edilir oldu. Aradaki mesafeler kısaldı. Bir taraf, diğerini de okur oldu. Henüz tamamen bu olgunluk elde edilmiş değil ama eskisi gibi ortada utanç duvarı da yükselmiyor. Bu toprakların değerleri bütünüyle görülmeli, tanınmalı, tartışılmalı. Yok sayma alışkanlığından kurtulmak lazım. Necip Fazıl, Nazım Hikmet ve diğer yazar, şair, düşünür ve san’atkârların bu ülke için gösterdiği güzellikler, söylediği güzel sözler var. Türkiye için hapislere girdiler, Türkiye için yoksulluklara katlandılar. Tek kalemde silip atmak Türkiye’yi fakirleştirmektir. Zenginlik, sadece iktisadî sahada olmaz. Kültürel zenginlik aynı zamanda iktisadi zenginliğe de imkân verir. Onu gerçekleştirecek kafaları yetiştirir. Sami Selçuk da Zülfü Livaneli de benzer ifadeleri kullanan başka aydınlar da doğru diyorlar. Necip Fazı’la Nazım Hikmet bir arada görülebilmeli. Onların ve ötekilerin zamanı aşmış tarafları topluma kazandırılmalıdır. Böylece kültürel fukaralıktan kültürel zenginliğe yönelme başlar. İleri memleketler okur ve düşünür, geri memleketler peşin hükümle söver.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT