BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Buhârâlı Mehmed Efendi

Buhârâlı Mehmed Efendi

“Bir kimse, terk edilmiş, unutulmuş bir sünneti meydâna çıkarırsa, yüz şehîd sevâbı kazanır. Yâ bir farzı veyâ vâcibi meydâna çıkarmanın sevâbı ne kadar çok olur!..”



Mehmed Efendi, aslen Buhârâlı olup, İstanbul’a gelmiştir. Daha sonra Tuna beldesinde Silistre’ye yerleşti. Orada üstün ahlâkı ve güzel halleriyle çok sevildi. 1591 (H.1000)’de vefât etti... Bu mübarek zatın da kıymetli nasihatleri vardır. Vefatından kısa bir zaman önce sevdiklerine şu nasihati yaptı: “Bir kimse, terk edilmiş, unutulmuş bir sünneti meydâna çıkarırsa, yüz şehîd sevâbı kazanır. Yâ bir farzı veyâ vâcibi meydâna çıkarmanın sevâbı ne kadar çok olur! O hâlde, namâzda, ta’dîl-i erkâna dikkat etmelidir. Ya’nî, rükü’da ve secdelerde ve kavmede ve celsede tumânînet bulduktan, ya’nî her âzâ hareketsiz oldukdan sonra biraz durmalıdır ki, Hanefî âlimlerinin çoğu, buna vâcib demiştir. İmâm-ı Ebû Yûsüf ve imâm-ı Şâfi’î [ve Mâlik] ise, farz demişdir. Ba’zı Hanefî âlimleri de sünnet demişlerdir. Müslümânların çoğu, bunu yapmıyor. Bu bir ameli meydâna çıkarana, Allah yolunda harb edip cânını veren yüz şehîd sevâbından çok sevâb verilir. Ahkâm-ı şer’ıyyeden hepsi de böyledir. Ya’nî helâl, harâm, mekrûh, farz, vâcib ve sünnetlerden birini öğretip, gereğini yaptıran, böyle sevâb kazanır... Bir kimseden sebepsiz, zor ile haksız olarak alınan bir kuruşu, sâhibine geri vermek, yüzlerle lira sadaka vermekten, kat kat dahâ sevâbdır. Bir kimse, Peygamberlerin yapdığı ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremeyeceği bildirilmiştir. Hülâsa, zâhiri, ya’nî bütün a’zâları ahkâm-ı şer’ıyyeyi yapmakla bezedikden sonra bâtına teveccüh etmeli, böylece, yapılan ameli gafletten uzak tutmalıdır. Kalbin imdâdı olmadan âzânın ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmakla bezenmesi çok güçtür. Âlimler, böyle olur, şöyle olmaz diye fetvâ verirler. Bunları yapmak ise, Allah adamlarının işidir. DOĞRU YOLDAN SAPANLAR Kalbin temizlenmesine, nûrlanmasına çalışmak, her âzânın, ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmasına sebep olur. Yalnız kalb ile uğraşıp, ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmayan mülhiddir. Doğru yoldan sapıktır. Böyle kimselerin kalblerinde ve rûhlarında bir şeyler hâsıl olması, istidrâcdır. Ya’nî, onları derece derece, yavaş yavaş Cehennemin derinliklerine indirirler. Kalbde ve rûhda hâsıl olan şeylerin doğru ve iyi olmasına alâmet, bütün âzâların ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmakla süslenmesidir. Doğru yol, kurtuluş yolu, işte budur! Allahü teâlâ, hepimizi bu doğru yoldan ayırmasın! Âmîn.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT