BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bankalar diken üstünde olmamalı

Bankalar diken üstünde olmamalı

Finans kesimi ile ilgili spekülasyonlar, son zamanlarda başını almış gidiyor. Ben, genç bir bankacıyım. Annem ve babam da bu sektörden geliyor, uzun seneler mali piyasaların nabzını tutan kişiler olmuş. Bu sebeple, sektörle ilgili düşünce ve önerilerimizi paylaşmak istiyoruz.



Finans kesimi ile ilgili spekülasyonlar, son zamanlarda başını almış gidiyor. Ben, genç bir bankacıyım. Annem ve babam da bu sektörden geliyor, uzun seneler mali piyasaların nabzını tutan kişiler olmuş. Bu sebeple, sektörle ilgili düşünce ve önerilerimizi paylaşmak istiyoruz. Bilindiği gibi, geçmişte bir süreçte “banker furyası” yaşandı, çok kişi ve aile mağdur edildi. Bankerler, kontrolden uzak, anormal vaatlerle bir yere kadar gelebildiler, sonra kurtuluşu kaçmakta buldular. Lakin bu gayri ahlaki vaat ve uygulamalar, kendilerine bir yere kadar yâr olabilmişti... Yine 2001 yılında yaşanan “banka krizleri” sonucunda, 22 bankaya Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) müdahale etmek zorunda kalmıştı. O tarihlerde mevcut koalisyon hükümetinin lakayt tutumu, hatta krize zemin hazırlaması hafızalarda canlılığını muhafaza etmektedir. 2002 yılı sonlarında AK Parti’nin iktidarı ile, finans kesimi normale dönmeye başlamıştır. Koalisyon hükümeti devam etseydi, krizin daha da büyümesi ve bütün ekonomik dengelerin altüst olması mukadderdi. Hükümetin, özel ve kamu bankalarının önemli meblağlara ulaşan borçlarını üstlenmesi ve peyderpey ödemesi, vatandaşa nefes aldırmıştır. ABD ve AB ülkelerinde de yaşanan krizi, finans kesiminin tetiklediği hepimizin malumudur. Gelelim bugünkü konjonktürde, banka kesiminde yaşananlara... Basına yansıyan rakamlara göre, umumiyet itibariyle, bankaların beyan edilen 9 aylık net karları olumlu gözükmekte. Bir ara fiktif bilanço ve kâr-zarar hesapları revaçta idi. Temennim, finans kesiminin daha çok ivme kazanmasıdır. Finans sektörünün dibe vurmasının yansımaları ekonomi ile paralel olup, büyümeyi de istikrarı da darboğaza iter. Bu husustaki düşünce ve önerilerimi sıralamak istiyorum: a) Banka sektöründe faiz oranlarının, vadeleri itibariyle serbest değil de fix (sabit) hale getirilmesinden yanayım. Devletin banka yeminli murakıplarının, bankaları sık sık denetlemesi önemlidir. Eleman sayısı da arttırılmalıdır. Banka müfettişlerinin banka patronlarının talepleri dışına çıkmaları mümkün değildir. b) Medyadan öğrendiğimiz kadarıyla, kilit 12 bankanın mevduat ve kredi faizleri ile kart ücretleri hususunda şikayetler varmış, Rekabet Kurulu soruşturma başlatmış. Faiz ve komisyon ücretlerinde homojen bir yapı sağlanırsa, finans sektörü tahkim edilmiş, hizmetleri de şeffaf ve güvenilir hale gelmiş olur. c) Bankalarca, müşteri celbinde esas kriter; şeffaflık, güler yüz ve müşteriye eğitici bilgiler vermektir. Bankacı, müşterisini dışarıdan bir üçüncü kişi değil, camianın bir ferdi gibi görmelidir. d) Faizleri arttırmak çözüm değil, çözümsüzlüktür. Faiz artırımı, yüksek maliyet, yüksek enflasyon demektir. e) Banka hizmetlerinde ücretler ve komisyonlar makul bir seviyeye çekilmelidir. f) Bankalarca verilen kredilerde “Bankalar Kanunu”na uyulmalı, aşırı risklere girilmemelidir. Finans sektöründe disiplin elden bırakılmamalı, bankalar da kendilerini diken üstünde hissetmemelidir. Bora Akman Neden herkes memur olmak istiyor? Milli Eğitim Bakanı, “herkes memur olmak istiyor” demiş. Sayın Bakan beyi bu çıkışından dolayı destekliyor, bir memur adayı olarak bu söze eklemek istediklerimi yazıyorum. Öncelikle belirtmekte yarar var: Bu ülkede hiç kimse devletine olan bağlılığından, vatanına ve milletine olan sevgisinden ve sadakatinden dolayı memur olmuyor. Memur olunca iş güvenceniz olacak, işten atılma korkunuz olmayacak, gününde maaş alacaksınız, asla şaşmayacak; az çalışacak ve ülke standartlarının yani asgari ücretin çok üzerinde maaş alacaksınız. Emekli olunca da, devletten iyi bir tazminat alacak ve devletin imkanlarından yararlanacaksınız, hepsi bu... Devlet, memurlara asgari ücret vereceğini ilan etsin, bakın kaç kişi KPSS’ye müracaat edecek. 1 kişi bile kalmaz, mevcut memurlar da istifasını verir, durmaz oralarda. En düşük memur maaşı, asgari ücretin 2 buçuk katıdır, buna rağmen memurlar devamlı ağlıyor sızlıyor. Neredeyse her 2-3 günde bir, memurlara müjdeli haberler veriliyor. Devlet bir yandan asgari ücreti 658 TL seviyesinde tutup, benim vatandaşıma yeter diyor. Memurlar bu kadar zor durumda ise asgari ücretli ne yapsın? Bu ülkede, en düşük emekli maaşı bile asgari ücretten daha yüksek, en düşük memur maaşı da asgari ücretin neredeyse 3 katı yine de emekliler de memurlar da sızlıyor. Biraz şükretmesini öğrensinler, zaten çalışma saatleri kısa, bir de söyleniyorlar devamlı. Devlet, memura işbaşı yaptırmadan önce maaşını söylemiyor mu? İşine gelmeyen memur özele gitsin, o zaman devletin kıymetini anlar.. Diğer bir husus da, devletin memur alım metodu çok basittir. Test usulü bir sınav, insanlar 300-500 sayfalık bir kitabı ezberleyip, memur oluyor; kimin hafızası daha kuvvetliyse o yüksek ihtimal ile memur oluyor. Bu basit ve saçma metotla, kamu kurumları, ideolojik saplantısı ve psikolojik problemleri olanlarla, dolup taşıyor. Bence KPSS sınavı çok daha kapsamlı, aşamalı olmalı, psikolojik sorulardan da oluşmalı. Son olarak mülakat şeklinde yapılmalı ama mülakatta torpil olmamsına özen gösterilmeli. Bu ülkede memurlar şükretmesini bilmiyor. Asgari ücretlilere bakıp şükretsinler hallerine. Devlet de asgari ücretliler, emekliler ve kamu çalışanları arasında adaleti gözetmiyor. Bir yandan memura, emekliye sık sık müjdeli haberler ve zam verilirken, asgari ücretliye adil davranılmıyor. Kemal Kaplaner Adres: İhlas Medya Plaza 29 Ekim Cad. No:23 Yenibosna/ İSTANBUL Tel: (0212) 454 38 22 Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT