BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Anne ve babamızın kıymetini bilelim...

Anne ve babamızın kıymetini bilelim...

Anne-baba kızıp bir şey söylediği zaman onlara karşılık vermemelidir. Emrettikleri şeyleri bir an önce yapıp onları üzmemelidir. Onların bedduâ etmelerinden çok korkmalıdır...



Allahü teâlânın rızası, dinine bağlı olan anne ve babanın rızasına bağlıdır. Allahü teâlânın gazabı, dinine bağlı olan anne ve babanın gazabındadır... Peygamber efendimiz aleyhisselâm; “Cennet anne ve babanın ayağı altındadır“ buyuruyor. İnsana dinini, imanını ilk öğreten annesi ve babasıdır. Onların rızası ise cennete açılan iki kapı gibidir... Büyüklerden birinin annesi vefât eder, bunun üzerine çok ağlar. Ona derler ki: “Ömrü bu kadardı, hepimiz öleceğiz. Dünyadaki rızkı bitmişti. Niçin bu kadar çok ağlıyorsun?” Cevap olarak şöyle der: “Ben de biliyorum Rabbimiz her canlıya belli bir ömür vermiştir. Nefeslerimiz sayılıdır. Ecel geldiğinde onu hiçbir güç, ne bir dakika erteleyebilir, ne de öne alabilir. Benim ağlamamın sebebi şudur: Benim için cennete açılan iki kapı vardı, bir tanesi kapandı. Artık anneme hizmet edemeyeceğim...” GÖNÜLLERİNİ KAZANMALIYIZ... Bir kimsenin anne ve babası zalim olsalar dahi onlara karşı gelmek, onlara sert konuşmak uygun değildir. Çeşitli vesilelerle, onların ellerini öpüp dualarını almalıyız. Haklarını helâl ettirmeliyiz. Onlara hediyeler almalı, gönülleri kazanılmalıdır. Anne-baba çağırdığı zaman evlâdının cevap vermemesi ve işlerini yapmaması günahların en büyüklerindendir. Anne-baba kızıp bir şey söylediği zaman onlara karşılık vermemelidir. Emrettikleri şeyleri bir an önce yapıp onları üzmemelidir. Onların üzülüp bedduâ etmelerinden çok korkmalıdır. Yanlış bir iş yapıp onları üzünce, ellerine sarılıp özür dilemelidir. Hayatta iken anne ve babamızın kıymetini bilmeliyiz. Vefâtlarından sonra pişmanlık fayda vermez. ZEMBİLDEKİ SIR!.. Musa aleyhisselâm bir gün; “Ya Rabbi, cennette benim komşum kim olacak, bana bildir de gidip onunla görüşeyim” dedi. Ona şöyle vahyedildi: “Falan beldeye git! Çarşının başında bir kasap dükkânı var. O dükkânın sahibi senin komşundur.” Musa aleyhisselâm adamı bulur ve evine misafir olur. Kasap, Musa aleyhisselâmı tanımıyordu. Onu dükkânında oturttu, işi bitince evine götürdü, ona ikrâmda bulundu. Musa aleyhisselâm, dikkatle ev sahibini takip ediyordu. Pişirilen yemeğin bir kısmını misafirin önüne koydu ve yemesini söyledi. Geriye kalan kısmını da zembilde asılı olan yaşlı bir kadına yedirdi. Döndüğünde misafirin yemediğini görünce sordu; niçin yemediniz? O da, “Sen bana zembildeki sırrı söylemedikçe, bir lokma bile almam!” diye cevap verdi. “SANA MÜJDELER OLSUN” Ev sahibi, “Madem çok merak ediyorsun anlatayım” dedi. “Zembildeki yaşlı hanım benim annemdir. Çok yaşlı olduğu için takatten düştü. Evde ona bakacak başka kimsem de yoktur. İşe gittiğimde herhangi bir hayvanın kendisine zarar vermemesi için onu zembile koyuyorum. Her gün gelip, iki öğün yemek yediriyorum. Diğer hizmetlerini de görüyorum. Musa aleyhisselâm meseleyi anlamıştı, yalnız merâk ettiği bir şey vardı; o da, yemek yerken yaşlı kadının dudakları kıpırdıyordu. Oğluna sordu; “Annen ne diyordu, sen de neye amin diyordun?” “Annem, her hizmet edişimde, ‘Allah seni Cennette Musâ aleyhisselâmla komşu eylesin’ diye dua eder. Ben hiç ihtimâl vermediğim halde, bu güzel duaya amin derim. Ben kim oluyorum ki, o büyük peygambere komşu olayım!.. O zamana kadar kim olduğunu saklayan misafir kendini tanıttı: “Ben Musa’yım. Beni Allahü teâla gönderdi. Bana cennette komşu olacağının müjdesini vermek için geldim. Sana müjdeler olsun...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT