BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Saat sabahın beşi

Saat sabahın beşi

Gecenin sessiz karanlığında insanın aklına ne çok şey hücum ediyor. Birbiriyle ilgisi olmayan ama hepsi kişinin kendisiyle derinden ilgili onlarca düşünce...



Gecenin sessiz karanlığında insanın aklına ne çok şey hücum ediyor. Birbiriyle ilgisi olmayan ama hepsi kişinin kendisiyle derinden ilgili onlarca düşünce... Herkes uyurken uyumamayı bir cins avantaj olarak değerlendirmenin bedeli, ertesi gün herkes uyanıkken günü kaçırmak. Ama olsun. Onlar da geceyi kaçırıyor. Zaten adına hayat dediğimiz yolculuk bundan ibaret. Yarışıp duruyoruz işte. Bu yarışta kazanmak zorunda hissediyoruz kendimizi. Sevilmek, beğenilmek, özenilmek istiyoruz. Hani derler ya, parmakla gösterilmek istiyoruz. Halbuki parmakla gösterecek olanlar da bizim gibi insan ama olsun... Toplumun içinden sıyrılabilmek için var gücümüzle çalışmaya hedeflendiriliyoruz. Belki ilerlemenin tek ve en geçerli yolu bu. Toplum dinamiğini ayakta tutmak. Ama bunu yaparken sıradan insan olmanın ne demek olduğunu unutmamak lazım sanırım. Bakın geçenlerde okuduğum bir kitaptan ne öğrendim. “Yazı makinesinin tuşlarının neden bildiğimiz sırada düzenlendiğini hiç merak ettiniz mi? İlk sıradaki harflerin düzenine göre adlandırıyoruz klavyeleri. QWERTY. Klavyenin neden alfabetik sıraya göre değil de, her dilde farklı dizildiğinin gerekçesini merak edip araştırdım. İlk yazı makinesi 1873 yılında Chistoper Scholes tarafından, el yazısının güçlük ve yavaşlığını telafi etmek üzere icat edilmiş. Ama ortaya bir sorun çıkmış hemen; makinede çok hızlı yazıldığından çubuklar birbirine karışıyor, makine de çalışmıyormuş. Bunun üzerine Scholes, QWERTY klavyesini icat etmiş. Yazı makinelerinin daha yavaş yazmalarını sağlayan bir klavye.” İşte böyle. Yazar merak edip araştırmış ve bu sonuca ulaşmış. Aslında ben de yazı makinesiyle ilk karşılaştığımda tuşların neden alfabetik sıraya göre yerleştirilmediğini merak etmiştim. Ama her zamanki tembelliğim yüzünden oturup araştırmamıştım. Bu satırları okuduğumda ise çok şaşırdığımı itiraf ediyorum. Yazmayı kolaylaştırmak için icat edilmiş olan bir makine daha sonra amacına çok fazla ulaştığı için tekrar gözden geçiriliyor ve bu kez tam tersi bir hedef için uğraşılıyor. Yazma işlemi yavaşlasın diye. Neden klavyelere bu kadar takıldığımı düşünüyorsunuzdur şimdi. Aslında aklıma takılan birebir klavye meselesi değil. Ben, insanoğlunun genellikle bu şekilde davrandığı fikrindeyim ve bu tezimin doğruluğunu kanıtlamaya çalışıyorum. Yazı makinesi olayı sadece bir örnek teşkil ediyor. İşin ilginç tarafı bunca yıldır üretilen makinelerin hiçbirinde alfabetik sıranın denenmemiş olması. Yani bir şablon buluyoruz kendimize onu asla değiştirmeden yaşayıp gidiyoruz. Toplumu oluşturan kalabalığın doğrularını “normal” olarak kabul ediyoruz ve bunun dışında kalan her türlü davranışa “anormal” yaftasını yapıştırıyoruz. İşte bu yüzden Afrikalı yerli kabilelerinin bazıları çıplak dolaşıp bizim gibi giyinerek yaşayanları yadırgıyor. Çünkü onlara göre normal olan çıplak gezmek. Halbuki biz de onları tuhaf buluyoruz. Bize göre normal olan giyinmek. Saat sabahın beşi ve ben bilgisayarımın başında oturmuş bu fikir kalabalığıyla didişiyorum. Sizce bu normal mi? Sözün Özü Aşk bir davadır, cefa çekmek de şahidi. Şahit olmadan davayı kazanamazsın ki! LEVHA Geçmişi hatırlamayanlar onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 105006
    % 1.75
  • 4.6502
    % -1.23
  • 5.4334
    % -1.08
  • 6.1961
    % -1.07
  • 194.064
    % -1.53
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT