BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Şiir günü olur mu?

Şiir günü olur mu?

Diyor ki, A. de Lamartine, “Şiir, büyük zekaların sabah rüyalarıdır.” Eğer, büyük zekalar, her sabah uyandığında evreni yeniden yorumlayıp ona şairane bir anlam yüklüyorsa, bu onların farklılıklarındandır...



Diyor ki, A. de Lamartine, “Şiir, büyük zekaların sabah rüyalarıdır.” Eğer, büyük zekalar, her sabah uyandığında evreni yeniden yorumlayıp ona şairane bir anlam yüklüyorsa, bu onların farklılıklarındandır ve eğer onlar, herkesin içinde barındırdığından daha değişik bir ruh üşümesi, duygu sağanağı ve algılayış taşıyorsa, işte o zaman şiir doğmuş demektir. Sadece Lamartine değil elbette, dünya kültürüne damgasını vurmuş meşhur isimlerin şiir hakkındaki görüşleri de pek farklı değil. Boudelaire’nin şu sözüne ne diyebiliriz ki?! “Şairlere değil, devlet adamlarına abide dikilir. Zira devlet adamları unutulabilir. Şairler ise eserlerinde ebediyyen yaşarlar.” Kılavuz şairler Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Bana göre, Türk şiirinin yakın geçmişinde zirveye oturmuş dahiyane seziş ve kavrayış şairi Üstad Necip Fazıl Kısakürek de pek farklı düşünmüyor aslında: “Şiir, mutlak hakimiyet aramada, fevkalade sarp ve dolambaçlı fakat kestirme ve imtiyazlı bir keçi yoludur. Oradan kalabalıklar değil, gözcüler ve kılavuzlar geçer. Şiir söyleyen, onu gerçekten söyleyen kılavuzlar...” Şiir kuru kelimeler güruhu değil; o kelimelere yüklenen mana ve müzik bütünüdür. Bu tarif dışında şiir oluşturmaya çalışanların, heykeli dikilmiş devlet adamlarından farkı kalmaz elbette... Geçen hafta 21 Mart Dünya Şiir Günü kutlandı. Şiir adına, şair adına ne kadar güzel bir gün. Fakat İstanbul, Ankara, Konya, İzmir ve birkaç ilimiz dışında şiir için hiçbir şey yapılmaması üzüntü verici idi. Hele televizyon ve radyolarımızın bildik yayın akışlarına şiirin “ş”sini bile bulaştırmamayı şiar edinmiş yöneticilerin basiretsizliği ise ürkütücü... Şair, kendini nasıl ortaya koyacak; kültür ve medeniyetin ayaklarından biri olan şiir nasıl nefes alacak, bilemiyorum ancak, bütün şair dostlarıma bundan böyle, “Hayvanları Koruma Günü” kadar önemi haiz olmayan Dünya Şiir Günü’nü kutlamamayı teklif ediyorum! İlesam da olmasa… İlim Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği hem İstanbul, hem de Ankara’da güzel faaliyetler düzenledi gün boyunca. Türkiye Yazarlar Birliği de Ankara’da... Pen Yazarlar Sendikası ise Taksim Atatürk Kültür Merkezi’ndeki programında Türk şiirinin duayenlerinden Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya ödül verdi ve yine usta kalemlerden Melih Cevdet Anday’ın günle ilgili bildirisini okudu. İLESAM’ın İstanbul Şubesi Başkanı M.Zeki Akdağ’ın, Çemberlitaş Birlik Vakfı’nda tertip ettiği toplantıya yine tanıdık simalar katıldı. Prof.Dr. Durali Yılmaz, Ahmet Özdemir, Erdoğan Aslıyüce, İlhan Geçer, Abdullah Akay, Mualla Tetik, Abdülkadir Çeliker, Dr. Ünal Ürekli, Nursen Deliktaş, Mehmet Nuri Yardım gibi dostlarla birlikte şiiri konuştuk ve en güzel şiirlerimizi okuduk üç saat boyunca. Şiirin mayası Aynı gün, Aşık Veysel Şatıroğlu’nu da yadettik İstanbul’un değişik yerlerindeki toplantılarla... Bu etkinlikler yetmiyor şiiri anlamaya ve anlatmaya; şiirin daha fazlasına ihtiyacı var ve daha fazlasını hak ediyor. Şiirin mayası aşktır... Bildiğimiz “aşk” kavramının çok dışında bir sevdadır şiir. Çirkinleşen, maddileşen ve artık “çukur”laşmaya başlayan ruh dünyamızın kalelerini ancak şiirle koruyabiliriz, korumalıyız da... İki şairane anekdot Latin harflerinin yeni kabul edildiği günlerde dilci İbrahim Necmi Dilmen, Abdülhak Hamid’e: Yabancı kelimelerin sonlarındaki “b”ler, “p”; “d”ler, “t” olacak deyince, Hamid sormuş: Peki benim adım nasıl yazılacak? İbrahim Necmi karatahtaya yazmış: “Hamit” Şair-i Azam öfkeyle fırlamış: İstemem efendim, istemem. Adımın başındaki “Ham” yetmiyormuş gibi, bir de sonuna “it” kuyruğu takdırıp “Ham it” olamam. Kelimelerdeki bu değişiklikler gerçekleşince Hamid: Ahir-i ömrümüzde ahir-i ismimize bir “it” getirdiler, diyerek hayıflanmış... ... Necip Fazıl ile Osman Yüksel, Malatya tren istasyonunda bekliyorlarmış. O sırada tren gelmiş. Necip Fazıl, trene binip İstanbul’a gidecekken, söz uzamış ve tren hareket etmiş. Necip Fazıl koşmuş ama yetişememiş. Geri dönünce Osman Yüksel: Treni kaçırdın! Necip Fazıl, hiç oralı olmamış: Hayır, ben onu kovdum! ALKIŞ Lirik yolculuk Geçen aylarda, AGİT Zirvesi kapsamında gündeme gelen “Lirik Tarih” gösterisi, görkemli temsillerini sürdürüyor. Kendi alanında başarılı isimlerin sahne aldığı gösterinin Anadolu ve Avrupa turnesi öncesi ilk gösterimi geçen hafta Lütfi Kırdar Spor ve Sergi Sarayı’nda çok sayıda davetlinin katıldığı bir gecede gerçekleştirildi. Türkiye İş Bankası’nın desteklediği “Lirik Tarih”, Türkiye’nin kültürel zenginliğini müziğin ve dansın dili/çeşitliliği ile yansıtmayı amaçlıyor. İstanbul, İzmir, Ankara ile GAP bölgesinden sonra ekim ayı içerisinde Avrupa turnesine çıkacak ve kapsamda 5 ayrı ülkede sahne alacak olan gösterinin mimarlığını/Genel Sanat Yönetmenliği’ni yapan Yekta Kara ile Ali Taygun’u kutlamak istiyorum. Serdar Yalçın yönetimindeki “orkestralarla” birlikte 450 kişilik dev bir kadronun sahne aldığı “Lirik Tarih”i görmek isteyenler, haziranda Açıkhava Tiyatrosu, temmuzda Efes Antik Tiyatro, eylülde ise Ankara’daki gösterileri kaçırmamalı. Gösterinin ekim 2000 tarihinde gerçekleşecek Avrupa turnesinin durakları ise Almanya, Fransa, Hollanda, İngiltere ve Belçika olacak. Müzikal zenginlik İlk olarak, 1996 yılında HABİTAT-II etkinliklerinin açılışı sırasında sergilenen “Lirik Tarih” gösterisi, başta Cumhuriyet’in 75. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde olmak üzere, değişik tarihlerde, farklı sanatçıların katılımı ile bugüne kadar 8 defa sahnelenmiş, ancak sınırlı sayıda izleyiciye ulaşabilmişti. Banka, değişik kentlerde tekrarlayacağı gösteri ile Türkiye’nin kültürel ve müzikal zenginliğini daha geniş bir yelpaze içinde sunarak, geniş kitlelere ulaşmayı amaçlıyor. Ayakta alkışlanan gösteride İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası, Korosu ve Dansçıları; Ahmet Özhan yönetimindeki İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu Tasavvuf Müziği Heyeti, Mehteri ve Semazenleri; Grup Pulathane; Balık Ayhan ve Arkadaşları; Fatih Erkoç ve Arkadaşları; Seferad Sinagog İlahileri Korosu; Patrikhane Mugannileri; Feriköy S.Vartanants Ermeni Kilisesi Korosu Teganni Heyeti görevlerini başarılı bir biçimde tamamladılar. ARKA KAPAK Şahin’in serüveni O, Toroslar’ın küçücük bir dağ köyünde doğup büyüdü. Devlet bursuyla okumak için gittiği Almanya’da “sıfırdan” başlayarak büyük başarılara imza attı. Bugün, Avrupa’nın sayılı tekstil üreticilerinden biri... Kemal Şahin’den bahsediyorum... Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı da olan bu genç işadamı, bütün hayatını didik didik ederek kaleme aldığı “Zirvedeki Şahin” kitabında, sıfırdan zirveye çıkışının trajik ve aslında tecrübelerle dolu öyküsünü anlatıyor. Kendi üslubu ve akıcı bir diliyle sunduğu hatıralar bir otobiyografi disiplini içinde ve biraz da didaktik bir kaygıyla sunuluyor. Şahin, Türkiye, Avrupa ve ABD’de kurduğu şirketlerle milyar dolar seviyesini bulan büyük yatırımlara imza attı. 1997’de “Almanya Yılın İşadamı”, 1998’de “Avrupa Onur Girişimcisi” seçilen Kemal Şahin’in hayatından örnek alınacak, ilham kaynağı olacak ve farklı bakış açıları kazandıracak olaylar ve fikirler bulunuyor. Avrupa Birliği’nin kapısında beklediğimiz bu günlerde, Avrupa’da kendi işini kurarak büyük başarılara imza atmak, sıradan insanların işi olmasa gerek. Kısa sürede Almanya’nın en önemli Türk kuruluşları arasında sivrilen Şahinler Holding’in sistem, faaliyet alanı ve sonuçları itibariyle bütün girişimcilere örnek olacak macerası bu kitapta gün ışığına çıkıyor. Hayat Yayınları, kendini başarıya endekslemiş ve farklı hayat tecrübelerinden/başarılarından yararlanmak isteyenlere önemli bir kaynak, “Zirvedeki Şahin”... Zirvedeki Şahin, Kemal Şahin, Hayat Yayınları EZBER Çeçen Tam geçiyorduk ki yarıldı gökyüzü Yağan Rus bombaları ile yarıldı sınır Yarıldı gebe karnı anamın Uçuverdim ben Çeçen Meleği Dokuz ay dokuz günlük Doğmama bir gün kala Ulaştım Moskova’ya kan köpük Ulaştım İngiltere’ye ilk devrimin beşiğine yeryüzünün Ulaştım Paris’e Berlin’e Roma’ya Son günde uçtum uçtum ulaştım New York’a Özgürlük Yontusu güneşte parlarken Bir günüm eksik dedim Bir gün sonra doğacaktım dedim Sordum insan hakları nerede İnsan hakları uykuda dediler Fazıl Hüsnü Dağlarca YORDAM Şair! Sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın... Faruk Nafiz Çamlıbel
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT