BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kundurama kum doldu...

Kundurama kum doldu...

Patik giydiğini hatırlayan var mı? Sanmam. Ben terlik giydiğimi de hatırlamam. Evler ahşaptı zira... Bir tek analarımızın şipidikleri, pofudukları olurdu. Yok mutfağın taşı yaşı mevzu değil, bize savururlardı icabında.



Patik giydiğini hatırlayan var mı? Sanmam. Ben terlik giydiğimi de hatırlamam. Evler ahşaptı zira... Bir tek analarımızın şipidikleri, pofudukları olurdu. Yok mutfağın taşı yaşı mevzu değil, bize savururlardı icabında. Helâya ve banyoya takunya ile girerdik. Ev takunyası yüksektir, cambazlık yaptırır adama. Cami takunyaları ise alttan altta erir, incelir, topuk ney kalmaz. Bir güneş, bir kar, kararır, çatlar. Çarık, çedik ve yemeniye yetişemedik. Bizim nesil cilalı naylon devrinde çıktı sokağa. Naylon ayakkabılar kalıptan söküldüğü gibi satılırdı, ek yerlerinde saçaklar. Üç liraydı sanırım (ekmek 60 kuruş) sudan ucuza... Kızlar allı yeşilli giyer, oğlanlar maviye bakar. Renkleri tez uçar, boz bulanık bir şey olurlar. Müthiş terletir ama. Akşam gelirsiniz ayaklar hamur. Ovarsınız parmak aralarından çomak gibi kirler çıkar. Ablan “pis çocuk n’olcak” dese de aldırmayacaksın, en büyük kiri imal edip göstereceksin “hışşt kız bi de şuna bak.” İlgilenmezse saçına atarsın, al sana kavga. Derken naylonun sandaletini yaptılar. Yanı yöresi açık, ayaklarını toza boyar. Çıkarırsın izi kalır, sanki negatifini basmışlar. Sandaletin dili vardır teneke mandalla kitlersin açılmaz. Ama zamanla gevrer ve kopar. Ossun, lastiğin ölüsü bile paradır, çerçiler iki avuç kırık leblebi verirler sana. Keçiboynuzu, iğde, bastuk, sımışka... Artık pazarlığınıza kalmış, hangisi uyarsa? ÇİZMELİ KEDİ Yağmurlar başladı mı size bir güzellik yapar, çizme alırlar. Tek renk mevcuttur: “Siyah!” Çizme rahatlıktır, birikintileri ortasından geçebilir, çamurlu suya tepik atıp kızları ıslatabilirsin. İki çizmeli kolkola girersin “Ö-nü-mü-ze-ge-le-ne-bir-tek-me!” Ha dört çizmesiz bir araya gelirse marizlenirsin bak, demedi deme sonra. Çizme fotin gibi değildir kir tutmaz, tulumba başında yıkarsın ayna gibi parlar. Lakin soğuktur, o devirde keçe tabanlık bildiğimiz yok, ayaklar sızım sızım sızlar. Bu yüzden iyi aile çocukları lastik lapcun giyer. Lastiğin kralı “cızlavıd”dır... Armasında iki aslan vardır. Ağızlarında Gislaved. Güya çekiyor, çekiyor da koparamıyorlar. Lapçun (panduf) dediğin kösele tabanlı mesttir, içi yün astar. Kestane tüyünü andırır, belli ki ılıcık sıcacık tutar. Bunu yaşlılar da kullanır, teyzeler mukabeleye, emmiler camiye koşar. Kapı önünde onlarca kara lastik... Seç ayır bakalım, nasıl olacaksa? Bu yüzden raptiye batırır, boya akıtır, ya da renkli iple dikiş atarlar. Ben de isterdim ama sallarlar. Niye? Korku! “Ya hacı hoca diye mimler de takibata alırlarsa?” Memur eş ve çocukları Sümerbank kullanmalıdır! Beykoz Kundura! Sümerin iskarpinleri pek serttir, ilk giydiğinizde arkası vurur, cildinizi yolar. Pamuk filan sıkıştırırsınız ama nafile, her adım ayrı ıstırap. İkinci mahsuru da şudur: Aynalı bir mokosen almış hevesle mektebe gitmişsindir, bir bakarsın herkesin ayağında aynısından. KRAMPON VARDI DA... Yeni pabuca kıyılmaz, çamura ney basılmaz. Bir gün korursun, iki gün korursun üçüncü gün “satmışım anasını” dersin, çıkarsın maça. Burnu timsah ağzına döner, kopçalar kopar. O sene onu giyeceksindir, çatlasa da patlasa da... Kunduracı bi el atar, ustüne bi boya. Sen bile tanıyamazsın valla. Kösele ayakkabılar zariftir hafiftir ama felaket kayar. Bekler ki buzlu zeminde dalasın, sırtüstü çala. Yetmezmiş gibi ökçelerine demir çaktırırlar. Gece bi yürürsün ortalık çınlar: Tak tak tak! Ben gideyim, yol gitsin. Kaldırımlar! Meraklılar üç kuruş fazla verir, ısmarlama yaptırırlar. Kunduracı bir mukavva uzatır. “Efendi bas şuraya!” Kalemle ayağınızın şeklini çizer, şööle kenarından kenarından. Taraklıysa taraklı, darsa dar, “sıkmayacak çıkmayacaktır” emin olabilirsiniz buna. Hususi sizin için keser, sizin için çakar. Malzeme evsaflıdır, kolay dağılmaz.. Mahallenin gençleri terhis olan askerleri yakalar. “Ooo tertip hoş geldin” muhabbetinden sonra tavına getirir, postalları kaparlar. Ama ayakları mantarmış, kimin umurunda! Bunlar yürürken gıcırdar. Şimdi koridoru adımlıyorsun “vızcıkı vızcık!” Büyük keyiftir, nasıl anlatayım sana... Bizde bıyıkları terleyen kopil, ya saçlarını tarar, ya ayakkabılarını boyar. (Nuri Leflef olacaktır ama) Öyle ya dost başa bakar, düşman ayağa... Külhaniler ise ruganı tercih eder ve arkalarına basarlar. İki adımda bir paçalarına sürter parlatırlar. Yaşlı bir amcamız vardı, kunduracı. İki hayta geliyor ökçe pençe soruyor. Ayrılırken laf atıyorlar “amca sen bizi çok ararsın!” -Niye ariym ki? /-Ararsın ararsın! Hakkaten arıyor, meğer çakallar “biz”i çalmışlar. Biz dediğin çivinin saplısı, onunla lastiği kauçuğu deler, çuvaldıza yol açarlar. Şimdi bal mumu, kınnap, falçata muhabbetine hiiiç girmeyelim. Yazı köşeye sığmayacak yoksa.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT