BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bildik senaryo Fransa’da sahnede

Bildik senaryo Fransa’da sahnede

Sarkozy, 500 bin Ermeni asıllı Fransız’ın oylarını alabilmek için “Ermeni soykırımının inkârını suç sayan” tasarının kabulü için çaba gösteriyor. Tasarı kabul edilirse 20 ülke karşısında nasıl davrandıysa Türkiye yine aynı şeyleri yapacak.



BÜTÜN GAYE 500 BİN OYU ALABİLMEK Sarkozy, 500 bin Ermeni asıllı Fransız’ın oylarını alabilmek için “Ermeni soykırımının inkârını suç sayan” tasarının kabulü için çaba gösteriyor. Tasarı kabul edilirse 20 ülke karşısında nasıl davrandıysa Türkiye yine aynı şeyleri yapacak. TEPKİMİZİN CİDDİYE ALINMASI İÇİN... 1915 olaylarının dünyanın önemli devletlerinde “soykırım” olarak tanınmasının gerçekten önüne geçilmek isteniyorsa; tepkimizi ciddiye almayanlara, bir daha benzer adımlar atmalarını gerçekten engelleyecek bir karşılık verilmesi gerekir. Türkiye’nin tepkisini, oylamadan önceki aşama ve sonrası diye ikiye ayırmak mümkün. İlk aşamada, daha önce defalarca tekrar edildiği gibi, Ermeni tasarısını çıkartmaya çalışan devlete bunun ikili ilişkileri ne kadar kötü etkileyeceği bildirilir... Fransa’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimine altı ay kala mevcut Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’nin 500 bin Ermeni asıllı Fransız’ın oylarını alabilmek için yaptığı siyasi manevralar sürüyor. Bir süre önce Ermenistan’a yaptığı resmî ziyaret sırasında 1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelendiren Sarkozy, şimdi de Fransız Meclisi’nde “Ermeni soykırımının inkârını suç sayan” bir yasa tasarısının kabul edilmesi için yoğun çaba gösteriyor. Kendisine Fransa’nın Cezayir’de yaptıkları hatırlatılınca “bu işi tarihçilere bırakalım” cevabını veren Sarkozy, söz konusu olan Türkiye olduğunda tarihçileri ağzına dahi almıyor. Aslında Fransa’da yaşanmakta olanlar çok bilindik. Çünkü bu “film” daha önce defalarca gösterilmişti. Bugüne kadar, aralarında Fransa’nın da bulunduğu 20 ülkenin yasama organı 1915 olaylarının “soykırım” olduğunu kabul eden kararlar aldı. Fransa bugün bir adım daha ileri giderek, 1915’te yaşananların “soykırım olmadığını” söylemeyi suç sayan bir yasa çıkarmaya hazırlanıyor. Fransa Meclisi 2006’da da benzer bir yasa tasarısını çıkarmış fakat Senato tarafından onaylanmadığı için tasarı yasalaşmamıştı. 22 Aralık Perşembe günü yapılacak oylamadan önce Türkiye her düzeyde tepkisini artırıyor. Dışişleri Bakanlığı tasarının kabul edilmesi halinde Paris’teki Türk büyükelçisinin geri çekileceğini bildirdi. Başbakan Erdoğan ise Sarkozy’e bir mektup yazarak yasanın çıkartılmasının Türkiye-Fransa ilişkilerine son derece olumsuz etkileri olacağını belirtti. BUNDAN SONRA NE OLACAK? Bundan sonra olacakları tahmin etmek hiç de zor değil. Diplomasimizin gündeminden hiç düşmeyen Ermeni tasarıları konusunda Türkiye’nin kalıplaşmış bir davranış biçimi var. Evvelce Ermeni tasarılarını kabul eden 20 ülke karşısında nasıl davrandıysa Türkiye yine aynı şeyleri yapacak. Türkiye’nin tepkisini, oylamadan önceki aşama ve sonrası diye ikiye ayırmak mümkün. İlk aşamada, daha önce defalarca tekrar edildiği gibi, Ermeni tasarısını çıkartmaya çalışan devlete bunun ikili ilişkileri ne kadar kötü etkileyeceği bildirilir. Karşı taraftan olumlu bir tepki gelmez ve tasarının ilgili yasama organındaki ilerleyişi devam ederse, bu defa “tasarının kabul edilmesi halinde büyükelçinin geri çekileceği ve ikili ilişkilerin tamiri çok zor biçimde sarsılacağı” ifade edilir. Bu aşamada tasarı gündemden çıkarılır ya da oylamada ret edilirse, gelişmelerden duyulan memnuniyete ilişkin bir açıklama kaleme alınarak “bu işin tarihçilere bırakılması” vurgusu yapılır. Bir dahaki krize kadar konu ikili ilişkilerin konuları arasından çıkarılır. BOYKOT VE KINAMA... Eğer tasarı kabul edilirse, “tarihî gerçeklerin gündelik siyasi amaçlara kurban edilmesinin esefle karşılandığı” açıklamasını yaptıktan sonra Türkiye, ilgili ülkedeki büyükelçisini “istişarelerde bulunmak üzere, belirsiz bir süre için” Ankara’ya çağırır. Önceki 20 örnekten edinilen tecrübe çerçevesinde, “belirsiz süre”nin yaklaşık bir ay olduğu söylenebilir. Nitekim 2010’da önce İsveç Parlamentosu sonra da ABD Temsilciler Meclisi’nin Dış İlişkiler Komitesi benzer kararlar aldığında geri çağrılan büyükelçilerimiz bir aylık bir “istişare” sürecinden sonra sessiz sedasız görevlerinin başına dönmüşlerdi. Bu arada, Cumhurbaşkanı düzeyinden aşağıya doğru yetkili düzeydeki kişiler ve kendisini bu konuda konuşmak durumunda hisseden herkes, kararı kınadıklarını dile getirdikleri açıklamalar yaparlar. Bir iki üniversite senatosu da ilgili ülke aleyhine karar alabilir. Konu yaklaşık bir hafta kamuoyunun gündemini işgal eder. Kimi zaman ilgili devletin firmalarının Türkiye’de yapılacak bazı ihalelere alınmaması yönünde kararlar alınır. Bazen de, kimi sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde -en fazla bir ay süren- ilgili ülkenin mallarını boykot kampanyaları düzenlenir. Sonra yavaş yavaş her şey normale döner. Hatta kısa süre önce Ermeni tasarısını kabul eden ülkenin devlet başkanı Türkiye’de ağırlanır; o ülkenin büyükelçisinin şerefine yemek tertip edilir; o ülkeye resmî ziyarette bulunulur. Sanki kriz hiç yaşanmamışçasına dış ilişkiler devam eder gider. “Soykırım” kararları almış olan Almanya, Belçika, Kanada, Rusya, Fransa, Lübnan, İtalya, İsviçre, Polonya, Yunanistan gibi devletlerle siyasi ve ekonomik ilişkilerimiz bütün hızıyla devam ettiğine göre demek ki, bu kararın alınmasının ikili ilişkilerde “tamiri imkânsız gelişmelere” yol açmayacağı ortadadır. BÖYLE ÇEKİNMEZLER Hal böyle olunca, bugün Fransa yarın başka bir devlet benzer bir kararları almaktan çok da çekinmeyecektir. 1915 olaylarının dünyanın önemli devletlerinde “soykırım” olarak tanınmasının gerçekten önüne geçilmek isteniyorsa halen devam ettirilen ve artık ezber haline gelen davranış biçimimizin değişmesi, “Merak etmeyin. Türkler önce celallenir. Sonra unuturlar” diyerek tepkimizi ciddiye almayanlara, bir daha benzer adımlar atmalarını gerçekten engelleyecek bir karşılık verilmesi gerekir. Bu ise büyükelçimizi bir aylığına Türkiye’ye çağırıp sonra geri göndermenin ötesinde bir karşılık olmalıdır. Sait Ali Bayrak: Altınları getirmek için devletimizden ilgi bekliyoruz Bir süre önce Elazığlı iş adamı Sait Ali Bayrak’ın bir İsviçre bankasındaki altınlarını Türkiye’ye getirme mücadelesinden söz etmiş, Ermeni lobisinin de konuyu yakından izlediğini yazmıştım. Sait Ali Bayrak, bu konuda gelinen son aşamayla ilgili bir bilgi notu yolladı. Aşağıda yer veriyorum: “Sayın Prof. Dr. Çağrı Erhan Hocam, Öncelikle ailemizin Credit Suisse bankasında bulunan mirasıyla ilgilendiğiniz için size çok teşekkür ederiz. İnşallah sizin gibi ilgili aydınlarımızın katkıları ve destekleri sonucu bu para bir an önce ülkemize getirilerek ve Varlık Yasasındaki değişikliklere uygun olarak vergilendirildikten sonra, ülkemiz ekonomisine kazandırılacaktır. Biz Elazığ çevresinde bir mermer fabrikası ve 12 çeşit mermer üretilen mermer ve traverter ocaklarına sahip bir aileyiz. Başta ABD olmak üzere, toplam 12 ülkeye ihracatımız söz konusudur. Bir ziynet eşyasının yapımcısının Ermeni olması, onun sahibinin Ermeni olduğu anlamına gelmez. Bu eşyalar başkaları tarafından da alınarak mülk edinilmiş olabilirler. Takdir edersiniz ki, bu bölgede asırlardır sanat erbabı azınlık gruplarından müteşekkildi. Credit Suisse ile dört resmî görüşmem olmuştur. Banka bütün yazışmalarda bu hesabın üzerinden 10 yıl geçtiği için, ancak hesaba ombudsmanlık üzerinden ulaşılabileceğini ve hesabın YASAL BOŞLUKLAR KULLANILARAK ombudsmana UZUN yıllar içerisinde iletilebileceğini savunarak cevap vermektedir. Hiçbir yazışmada hileli bir durum olduğu kavramı geçmemektedir. Bu kavramı iddia edenler iftiracı, art niyetli insanlardır. 12.08.2005 tarihli bankadaki ilk resmî toplantıda Banka Yönetiminin bana yönelttikleri ilk soru “siz bu varlıkları ne yapmayı düşünüyorsunuz” olmuştur. Bu görüşme banka tarafından kayda alınmıştır. Ben ise bu varlıkları Türkiye’ye götüreceğimi söyleyince, “banka politikalarının bu varlıkların ülke dışına çıkarılmasına karşıdır” cevabı verilmiştir. Ondan sonra hep oyalama taktikleri başlamıştır. Tam olarak 26 ay olmasına rağmen basında gündeme getirdiğimiz bu konu ile ilgili olarak, banka herhangi bir resmî cevap hakkını kullanmamıştır (26.10.2009 Aksiyon dergisi kapak haberi). Ben ve ailemden hiç kimse hiçbir açıklamamızda “Nazi altınlarını saklayan banka, benimde altınlarımı saklar” demecini vermedik. Kaldı ki İsviçre devleti benim ailemin bu servetine ulaşmamızda bize yardımcı olmaya çalışmaktadır ve Sevgili Ekselansları Raymond Kunz evimize kadar gelerek misafirimiz olmuş ve konunun tek canlı şahidi olan yaşlı annemizle görüşmüştür. Kendilerine minnettarız. Aynı ilgi ve alakayı kendi devletimizden ve ülkesini seven aydınlarımızdan da beklemekteyiz. Saygılarımızla.” İsviçre Büyükelçisi Raymond Kunz, İsviçre bankasında babasından kalma 800 bin Osmanlı altınını almak için uzun yıllar mücadele eden iş adamı Sait Ali Bayrak’ın daveti üzerine geçtiğimiz aylarda Elazığ’a gelmişti.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT