BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kuyruklu, kulaklı, boynuzlu bir yalan!

Kuyruklu, kulaklı, boynuzlu bir yalan!

Agâh Oktay Güner, benim 55 yıllık arkadaşım. Geçenlerde Konya’da bir salonda konuşurken, bir zavallı kişi, ayağa kalkarak: “Senin arkadaşın Yavuz Bülent salonlarda, Atatürk’ün dinsiz, imansız, ahlaksız bir kimse olduğunu söylüyor” demiş.



Agâh Oktay Güner, benim 55 yıllık arkadaşım. Geçenlerde Konya’da bir salonda konuşurken, bir zavallı kişi, ayağa kalkarak: “Senin arkadaşın Yavuz Bülent salonlarda, Atatürk’ün dinsiz, imansız, ahlaksız bir kimse olduğunu söylüyor” demiş. Bu kuyruklu, kulaklı, boynuzlu yalan karşısında doğrusu çok şaşırdım. Ben, Türkiye’mizin 71 şehrinde kürsülere çıktım. Çeşitli kuruluşların düzenledikleri günlerde konuştum. Üniversitelerimizde, liselerimizde gençlerimizle sohbet ettim. Hiçbir yerde, hiçbir salonda böyle bir iddia ile ağzımı açmadım. Devlet memurlarıyla, öğretmenlerimizle konuşurken, onlara özellikle dedim ki: Atatürk üzerine yapılan münakaşalara kat’iyyen karışmayın. Hatta o kadar ki, birisi gelerek size dese ki: “Atatürk iki kere ikinin 175 ettiğini söylemişti!” Siz, o kişiye: Hayır! Olmaz iki kere iki dört eder, diyerek itiraz etmeyin: “Ben, bugüne kadar iki kere ikinin dört ettiğini sanıyordum. Mademki Atatürk, iki kere iki 175 eder demiş, ben de bundan böyle iki kere ikinin 175 ettiğini söylerim” diyerek münakaşayı kapatın. Çünkü bu kabil münakaşaların, birtakım kimseler tarafından özellikle yapıldığını sonra bazı kişilerin “Atatürk düşmanı” diye kötülendiğine geri hizmetlere çekildiğini çok gördüm. “Aman çok dikkatli olun. Atatürk’ü çok iyi okuyun ama hiç kimseyle Atatürk üzerine bir tartışmaya girmeyin!..” diye ikazlarda bulundum. Bu kabil münakaşaların, mağdurlarından biri de benim. 1978 yılında Kültür Bakanlığı müsteşar yardımcısı idim. Atatürk’ün doğumunun 100. yılı kutlamalarını, bakanlıkta ben yürütüyordum. Dün olduğu gibi bugün de, milyonların önünde iddiamı tekrarlıyorum: O yıl, bütün Türkiye’de Atatürk üzerine en doğru, en faydalı, çalışmayı ben yaptım. Evvela 9 dalda yarışma açtım. (Şiirde, hikâyede, romanda, ilmî araştırmada, senaryoda, tiyatroda, resimde, müzikte, heykelde) sonra 100. yılda, Atatürk ve Millî Mücadele üzerine 100 kitabın basılmasını kararlaştırdım. Türkiye çapında bir ağaçlandırma faaliyetini başlattım ve beş milyon ağacın dikilmesini sağladım. 12 Eylül 1980 darbesi olduğu zaman, plânladığım 100 kitaptan, 40 tanesinin basılması bitmişti. Ama 12 Eylül darbesinin Kültür Bakanı Cihat Baban’la Atatürk heykeli konusunda ciddi bir münakaşamız oldu. Ben Atatürk’ün resimlerini asarak, büstlerini yaparak, heykellerini dikerek Türkiye’nin kalkınacağına hiçbir zaman inanmadım. O bakımdan Cihat Baban’ın, İzmir’e, 10 milyon lira harcayarak bir heykel diktirme düşüncesine itiraz ettim. Aramızda çok sert bir tartışma oldu. Cihat Baban, bir gün sonra, hem beni müsteşar yardımcılığından uzaklaştırdı, hem de birinci derecede olan kadromu beşinci dereceye indirdi. İtirazım üzerine, ancak bir yıl sonra yeniden birinci dereceye yükseldim. Atatürk’ün dindar olması da, olmaması da beni kat’iyyen ilgilendirmiyor. Ben, hiçbir salonda, Atatürk’ün inanç dünyasını dile getirmedim. Atatürk’ün arkasına saklanarak böylesi iftiralarda bulunmak ahlâksızlıktır. Öküzümsü davranışlardır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT