BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sıkıntılara dayanmak lâzımdır

Sıkıntılara dayanmak lâzımdır

Kişinin, başına gelen sıkıntılara dayanması lâzımdır. İnsanların verdiği sıkıntılara da sabretmeli, kızmamalı, onlarla iyi geçinmeye çalışmalıdır...



Bu dünyâ, imtihân yeridir. Burada hak, bâtıl ile; haklı, haksız ile karışıktır. Allahü teâlâ burada, sevdiklerine sıkıntılar, belâlar vermeseydi, yalnız düşmanlarına verseydi, dost, düşmandan ayrılır, belli olurdu. İmtihânın faydası kalmazdı. Dostlarını mihnet ve belâ içinde göstererek, düşmanlarının gözünden saklamıştır. Ankebût sûresinin 2. âyet-i kerimesinde meâlen; (İnsanların, îmân ettik demekle bırakılmayarak, din yolunda karşılaşacakları sıkıntılara katlanmalarına göre, îmân ettik sözlerinin doğru veyâ yalan olduğu anlaşılacağı) diye buyurulmaktadır. Bu âyet-i kerîmede, sıkıntılara dayanmanın çok mühim olduğu anlatılmakdadır. Hazret-i Ömer; “Bana bir belâ gelirse, üç türlü sevinirim. Birincisi, belâyı Allahü teâlâ göndermiştir. Sevgilinin gönderdiği her şey tatlı olur. İkincisi, Allahü teâlâya, bundan dahâ büyük belâ göndermediği için şükrederim. Üçüncüsü, Allahü teâlâ, insanlara boş yere, faydasız bir şey göndermez. Belâya karşılık, âhırette ni’metler ihsân eder. Dünyâ belâları az, âhıretin ni’metleri ise, sonsuz olduğundan, gelen belâlara sevinirim” buyurmuştur. SIKINTI VE ÜZÜNTÜ ÇEKMEK İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: “Kalbinde sevgi taşıyanların sıkıntı ve üzüntü çekmeleri lâzımdır. Dervîşliği seçenlerin dertlere, sıkıntılara alışması lâzımdır. Sevgili, sevenin çok üzülmesini ister. Böylece, kendinden başkasından büsbütün soğumasını, kesilmesini bekler. Sevenin râhatlığı, râhatsızlıktadır. Âşıka en tatlı gelen şey, sevgili için yanmaktır. Sükûnet bulması çırpınmaktadır. Râhatı, yaralı olmaktadır. Bu yolda istirâhat aramak, kendini sıkıntıya atmaktır. Bütün varlığını sevgiliye vermek, ondan gelen her şeyi seve seve kapmak, acısını, ekşisini, kaşları çatmadan almak lâzımdır. Aşk içinde yaşamak böyle olur. Her gün insanın karşılaştığı her şey, Allahü teâlânın dilemesi ve yaratması ile var olmaktadır. Bunun için, irâdelerimizi Onun irâdesine uydurmalıyız! Karşılaştığımız her şeyi, aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur. Kul isek, böyle olmalıyız! Böyle olmamak, kulluğu kabûl etmemek ve sâhibine karşı gelmek olur. Allahü teâlâ, hadîs-i kudsîde buyuruyor ki: (Kazâ ve kaderime râzı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belâlara sabretmeyen, benden başka Rab arasın. Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın!) İnsanların üzmelerine dayanmak lâzımdır. Akrabânın incitmelerine sabretmekten başka yapılacak şey yoktur. Allahü teâlâ, sevgili Peygamberine emir olarak, Ahkâf sûresinde, (Peygamberlerden Ulül’azm olanların sabrettikleri gibi Sen de sabret! Onlara azâb verilmesi için duâ etmekte acele eyleme!) meâlindeki âyet-i kerîmeyi gönderdi. Orada bulunanlara en faydalı şey, yanlarında bulunanların, kendilerine eziyyet etmeleri, sıkıntı vermeleridir. Hep tatlı yemeye alışmış olan, şifâ verici acı ilâctan kaçar.” “BU NASIL İŞTİR?..” Hasan bin Sehl hazretleri, şâhit olduğu bir hâdiseyi şöyle anlatır: “Bir gün, baktım ki çocuklar toplanmış, Behlül Dânâ hazretlerine taş atıyorlar. Atılan taşlardan birisi Behlül Dânâ hazretlerinin vücuduna isabet etmiş ve orayı kanatmıştı. Bu hâldeyken bile çocuklara; -Ey çocuklar! Ben, Allahü teâlâya tevekkül ettim. O elbette bana kâfidir. O ne güzel vekildir. İnsana, ancak Allahü teâlâya yaklaşmak rahatlık verir. İnsanlara ezâ ve cefâ yapanlar, hiç merhametli olur mu? diyordu. Bu hâli görünce dayanamadım ve kendisine; -Ey Behlül, çocuklar sana taş atıyor, seni yaralıyorlar ve sen de onlara merhamet ediyorsun. Bu nasıl iştir? dedim. Behlül Dânâ hazretleri bana dönerek; -Sus ey kardeşim, bir şey deme! Allahü teâlâ, benim üzüntü ve acımı, onların da sevincinin çokluğunu elbet biliyor. Bâzımızı, bâzımıza bağışlaması umulur cevabını verdi.” Netice olarak, kişinin, başına gelen sıkıntılara dayanması lâzımdır. İnsanların verdiği sıkıntılara da sabretmeli, kızmamalı, onlarla iyi geçinmeye çalışmalıdır. Sert davranmak, kalb kırmak, bir Müslümana yakışmaz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT