BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kur’an Yolunun Yolcusu Hz. Mevlânâ

Kur’an Yolunun Yolcusu Hz. Mevlânâ

Mevleviler: “Öldü, yaşamını yitirdi, göçtü, vefat etti...” gibi kelimeleri ve deyimleri kat’iyyen kullanmazlar. Rahmet-i Rahmana kavuşanlar için; “Hakka yürüdü!” derler.



Mevleviler: “Öldü, yaşamını yitirdi, göçtü, vefat etti...” gibi kelimeleri ve deyimleri kat’iyyen kullanmazlar. Rahmet-i Rahmana kavuşanlar için; “Hakka yürüdü!” derler. Çünkü, Mevlevilere göre ölüm, yok olup gitmek, değildir. Yeni bir dünyaya doğmak, eşiğin bir tarafından öteki tarafına geçmektir. Bu bakımdan Hz. Mevlâna, Hakka yürümeyi “Şeb-i arus” olarak görmekte, göstermektedir. Şeb-i arus “düğün gecesi” demektir. İslamda, yas tutmak, dövünmek, yüz göz tırmalamak, bedene zincirler vurmak, kan akıtmak... katiyyen yoktur. Bu bakımdan Hz. Mevlânâ’nın Hak’ka yürüdüğü günün yıl dönümleri yas tutmadan, ona lâyık bir şekilde karşılanır. Bu yıl, Şeb-i arus törenlerinin 738’incisi yine Konya’da yapıldı. Hz. Mevlânâ, bizim yüz akı velilerimizdendir. Velilerimizden yani Allah dostlarımızdandır. Cumhuriyetimizin ilânından sonra, tekkeler ve türbeler kapatılınca, birtakım kimseler, Hz. Mevlânâ’dan yüzümüze, yüreğimize vuran büyük ışığı da karartmaya çalıştılar. Şaşılacak bir durumla karşı karşıya kaldık: Çünkü Hz. Mevlânâ ışığı, başta Almanya olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde gönülleri aydınlatmaya başladı. Konya’ya, Mevlânâ hayranları gruplar hâlinde gelip gittiler. Mesnevi, Batı dünyasında da aranılır, okunur, beğenilir oldu. Böylece 1925-1950 yılları arasında, unutturulmaya çalışılan Hz. Mevlânâ, Batılı şarkiyatçılar tarafından, yeniden aramıza döndü. Ama doğrusu bizim bazı kişilerimiz, İslâmiyeti bilmedikleri, hatta İslamiyetten korktukları için Hz. Mevlânâ’yı da gerçek hüviyetiyle ortaya koymadılar; koyamadılar. Mevlânâ üzerine yapılan programlarda, programcılar “Hz. Mevlâna’nın çok hümanist bir kimse olduğunu, bütün insanları çok sevdiğini ve herkesi, dergâhına davet ettiğini” söyleyip durdular... Sonra, ona ait olduğu iddia edilen bir rubaiyi dillerine doladılar: “Yine gel! Yine gel! Yine gel!/İster Mecusi ol, ister Putperest/İster yüz defa tövbe etmiş ol/İster yüz defa bozmuş ol tövbeni/Her nasılsan öyle gel!” Bu mısraları, belki kırk defa tekrarlayıp durdular ama Hz. Mevlânâ’nın, insanları nereye dâvet ettiğini bir türlü söyleyemediler. “Allah af edicidir. Allahın rahmeti, gazabından büyüktür. Allahtan ümit kesilmez. Huzur İslamiyettedir. Mevlânâ, insanları İslama çağırıyor!” diyemediler. Hz. Mevlânâ’nın Batı Hümanizmasıyla hiçbir beraberliği yoktur. Çünkü Hümanizmayı, Pozitivizm doğurmuştur. Pozitivizmde de ahiret kapıları kapatılmıştır. Pozitivist anlayışta Allah yoktur! İnsanın insana tapması istenmektedir. Halbuki Hz. Mevlânâ gerçek anlamda bir Müslümandır. Kendi ifadesiyle O, “Kur’an yolunun yolcusudur. Seçilmiş Muhammed’in ayağını tozudur.” Celâleddin-i Rûmî’yi Hz. Mevlânâ yapan Kur’andır. Yani İslamdır. Bu büyük gerçeği, resmî kuruluşlarımızda artık yeni yeni söylemeye başladık. Ne güzel...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT