BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bizi tarihe kör edenler...

Bizi tarihe kör edenler...

Bütün devletlerin resmî -official- bir tarih yazımı vardır. Lakin demokratik ve medeni ülkelerde ‘resmi’ tarihin dışında, gerçeği bulan tarih yazımları da vardır. Dolayısıyla, resmî tarihin ‘şöyledir’ dediği bir konuda ‘hayır böyledir’ diyen, bunu belgeyle, karşılaştırma ile anlatan kitaplar, tarihçiler vardır.



Bütün devletlerin resmî -official- bir tarih yazımı vardır. Lakin demokratik ve medeni ülkelerde ‘resmi’ tarihin dışında, gerçeği bulan tarih yazımları da vardır. Dolayısıyla, resmî tarihin ‘şöyledir’ dediği bir konuda ‘hayır böyledir’ diyen, bunu belgeyle, karşılaştırma ile anlatan kitaplar, tarihçiler vardır. En önemlisi de, o ülkelerde resmî tarih tabu filan değildir. Türkiye’de ise, resmî tarihin ‘kurguladığı’ ideolojik senaryoların dışında bir tarih yazımı yoktu. Yoktu diyorum, zira birkaç yıldır art arda patlayan ‘6-7 Eylül, Varlık Vergisi, Dersim Katliamı’ gibi feci gerçekler, tarihin bizden saklanan hakiki halini biraz olsun ortaya çıkardı. Bu ülkede bize zafer diye yutturulan Lozan Anlaşmasının ‘hakikatini’ ucundan kıyısından anlatmaya çalışan Kadir Mısıroğlu‘na ülkeyi dar etmişlerdi. Rıza Nur‘un hatıratını yayınlamak, hatta bulundurmak büyük hadise idi. Şimdi öğrendiğimiz her gerçek ile sarsılıyor, altüst oluyoruz. ‘Devletin Dersim’de katliam yaptığı, İstiklal Mahkemelerinin yüzlerce insanı astığı, gayrimüslimlerin mallarına el konduğu, Menemen’in, İzmir suikastının muhalif olan herkesi susturmak için kurgulandığı’ ortaya çıktıkça,referansı resmi tarih olanlar travmatik bir ruh haline giriyorlar. Üstelik... Öyle yalan bir kurgu ki bu, yakın tarihin zulümleri, katilamları örtülür veya güzellenirken, ülkenin yüzlerce yıllık imparatorluk mirası da ‘olmadık hezeyanla, iftirayla’ bir nefret nesnesi haline getirilmiş. İttihat Terakki’nin 1 milyon Ermeni’yi yurtlarından sürmesi, yüzbinlercesini yollarda öldürmesi örtülüp ‘Ermeniler bunu hak etti’ hikayeleri beynimize zerkedilirken, Dersim‘de onbinlerce insanın katledilip bir o kadarının da sürgün edilmesi ‘isyanın bastırılması’ diye yutturulurken, Altıyüz yıllık muazzam bir medeniyetin banisi olan Osmanlı sultanları hakkında türlü hezeyan ve saçmalıkla dolu yalanlar manzumesi sunulmuş önümüze, resmî tarih diye... Bu ülkenin çocuklarını kendi tarihine kör eden, Gurur duyulacak dönemleri yerin dibine batırıp, utanılacak dönemleri yücelten, Koca bir ülkenin tarihini totaliter bir ideolojinin yalanlarıyla çarpıtan, Kurulu düzenin ideolojik bezirganlığını ilim adamlığına tercih eden herkes... Vebaliniz o kadar büyük ki... Baba-evlat Aydın Menderes vefat edince ‘babasının oğlu olmaktan başka ne özelliği vardı’ diyenler oldu. Aydın Bey, vicdanlı bir entelektüel, natıkası düzgün bir hatip, ahde vefası olan bir siyasetçi idi. Lakin, bu özellikleri olmasaydı bile, 50 yıl önce ‘memleketin maneviyatına, mukaddesine hürmetle muamele etmek gibi bir suç işlediği(!) için zulüm altında katledilen Adnan Menderes’in oğlu olarak bizim için yine değerli olurdu. ‘Evlada yapılan babaya yapılmış gibidir’ sözünün gereği olarak...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT