BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hakiki güzelliği anlamak...

Hakiki güzelliği anlamak...

Fahr-i Alem efendimizi insan ve cinne nübüvvetle vazifelendirildiği vakit bütün ıstırap ve gamlar şerefli kalbinden çıkarılıp risalet için gerekli olan şeylerin toplamını kaplaması için onda genişlik hasıl oldu.



Fahr-i Alem efendimizi insan ve cinne nübüvvetle vazifelendirildiği vakit bütün ıstırap ve gamlar şerefli kalbinden çıkarılıp risalet için gerekli olan şeylerin toplamını kaplaması için onda genişlik hasıl oldu. Bundan sonra daralmaktan ve ıstıraptan kurtulup sevinç ve gam zamanlarında aynı hal üzere kaldı. Daima göğsü inşirah (genişlik) bulup nübüvvet ve risalet vazifelerinin yerine getirilmesi ile meşgul oldu. Kalb, akıl ve marifet (Allahı tanıma) yeridir. Şeytanın bozmak istediği asıl kalbdir. Önce sadra, göğse gelir. Zira sadır, kalbin hisarıdır. Şeytan, bozuk fikirler, gam, keder, hırs ve tama ile onu doldursa kalb daralır, taat ve ibadetin lezzetini bulamaz olur. Ama bunlar önceden çıkarılıp hisara yol bulamayınca emniyet hasıl olur; kalbin daralması ve sıkışması olmaz. Sadır inşirah (genişlik) bulmuş olur. Böylece kulluğun haklarını yerine getirmeye kalkmak kolaylaşmış olur. İşte şerh-i sadrın tam olarak açık manası, Hak tealaın insanın sinesinde olan bozuk fikir ve hatıraları çıkarıp yerine hayra teşvik edici duyguları getirmesidir. Resulullah efendimize “Elem neşrah leke sadreke” diye buyurdu ki, manası: “Ya Muhammed, biz senin sadrını şerh etmedik mi? Gerçekten biz senin sadrını temizledik”, demektir. O halde Hak teala, Fahr-i Kainat efendimizden talep vaki olmadan onun sinesini temizlemiştir. Ama Musa aleyhisselamın talebinden sonra bu temizlik vaki olmuştur. Aynı zamanda Peygamber efendimizin vasfında “Ve siracen münira” buyurup onu nurlu çıraya teşbih etmiştir ki, diğerleri nuru ondan alırlar. Şerh-i sadır mertebesi nura kabiliyet (nuru kabul edicilik) mertebesidir. Böylece Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri ile Musa aleyhisselam hazretleri arasında olan farka nazar olunsun. Dukak hazretleri der ki:”Musa aleyhisselam mürid ve talib (isteyici) idi. Bunun için “Rabbi eşrahli sadri Ey Rabbim, benim göğsümü genişlet”, diye buyurdu. Hazret-i Resulullah efendimiz ise murad ve matlub (istenen) idi. Bunun için kendilerine “Elem neşrah leke sadreke, Biz senin göğsünü genişletmedik mi?” buyuruldu. Avamın kalbi, hem nefse, hem his uzuvlarına bağlıdır. His uzvları ne ile meşgûl olursa, kalb ona bağlanır. İnsan güzel bir şeyi görünce, güzel bir ses duyunca, tatlı birşey alınca, kalb bunlara bağlanır. İnsan, çok defa hakiki güzelliği anlayamaz. Ancak, Resûlullahın varisi, Allahın sevgili kullarını da anlar. Allahü tealayı çok sevdiği için, Allahın sevdiğini de çok sever. Fakat, sevebilmek kolay birşey değildir. Nefsin sevdiklerini, kalbin sevdiği hakiki güzellikler sanarak aldananlar çok olmuş, felakete sürüklenmişlerdir. Yarın: Saçlarını bazen uzatır bazen keserdi
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT