BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Boğazlar kimin?

Boğazlar kimin?

Yok, başlığa aldanıp siyasi bir yazı sanmayın... 1983’de rahmetli Kanlıcalı Kerim Hoca’ya gidip gelirken Boğaz köprüsünde otobüsten iner, Kanlıca’ya kadar yürürdüm.



Yok, başlığa aldanıp siyasi bir yazı sanmayın... 1983’de rahmetli Kanlıcalı Kerim Hoca’ya gidip gelirken Boğaz köprüsünde otobüsten iner, Kanlıca’ya kadar yürürdüm. Bu yürüyüşün önemli bir kısmı boğazdan ve boğazın güzelliklerinden mahrumiyetle geçerdi. Ve boğazla arama giren duvarlara öfkelenirdim... *** Diğer taraftan Kiler’de reklam müdürlüğü yaparken, gıda perakendeciliğinin tercih edilecek en zahmetli, en yorucu iş olduğunu görüp patronlarıma hayret ederdim... Bu hayretten ağzımın payını almışlığım da vardır. Geçelim. Fakat Prestige Marketlerini satıp, boğazda inşaat işine giren Cemil Öztürk’le sohbet etme imkanı bulunca, benim için de enine boyuna konuşmak istediğim konular için fırsat çıkmış oldu. Nev-i şahsına münhasır bir Karadenizli Cemil Bey. Üç ayrı tabak ve çeşit tatlıyı zorla yedirip üstüne anzer balını da ikram edince dedim ki, marketçilikten kalma rekabeti hatırlayıp herhalde beni öldürecek! Meğer ikrama meraklı, tabağını sünnetlemeyene öfkeli bir adammış. E Karadenizli dedim ya... Kuzguncuk’un en güzel yerinde Boğaz’a nazır yirmi talihli için “Prestij Konakları”nı yapıyor. Gerçekten akıllara seza bir güzellik inşa ediyor imkanı olanlar için... Boğazın iki yakasındaki binalar için sıkı bir kavgaya girişiriz derken, aynı kafada olduğumuzu anladım ve paylaşmak istediğim bilgiler edindim... Boğazın iki yakasında “yalı” statüsünde yaklaşık 700 bina varmış. Ve bunların sadece yüzde 25 kadarı tarihi eser hükmündeymiş... 1983’de liseli ve öfkeli hallerde içimde depreşen, “Eğer imkanım olsa, tarihi yalılar hariç hepsini yıkardım” duygumu anlattım. Cemil Bey, “Boğaz koruma altında. Zamanında olan olmuş. Şu anda hiçbir şey yapılamıyor. Biz bu bölgeyi seçtik ve boğazı güzelleştirmek için imar kanunlarına, tabii ve tarihi dokuya uyumlu işler yapıyoruz.” dedi. Ve ekledi, “Zaten bir bina yapmak için yer bulmak o kadar zor ki... Onun için büyük siteler yapmak yerine butik inşaat işini seçtik.” “Peki” dedim, “Kıyıya sıfır 700 binanın tarihi eser olanlarının haricindekiler hem çirkin, hem de yüksek duvarlarıyla bizi boğazın güzelliğinden koparıyor. Reva mı bu?” “Yapacak bir şey yok. Tapulu imarlı binalar. Zamanında olan olmuş.” diye cevap verdi. Anladım ki bu hem derin bir iş, hem de ölümlü dünyada kafaya takılacak bir tarafı yok. Yalıların fiyatları da komşularına göre değişiyormuş. “Bak” dedim. “Bunu anlarım... Komşunun değeri, fiyatla ölçülmez...” Kimi bir yalıya falancaya komşu olmak için ekstradan 8-10 milyon dolar fazla verir... Kimi komşuluk için İstanbul’u terk eder...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT