BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > PKK’nın eline Kürtler’in kanı bulaştı

PKK’nın eline Kürtler’in kanı bulaştı

PKK’nın eski yöneticilerinden Hıdır Sarıkaya, kuruluşundan beri PKK’nın eline Kürtlerin kanının bulaştığını söyledi. Sarıkaya, “Yöneticiler hesap sorulacağını bildikleri için silah bırakmıyor. Örneğin Cemil Bayık, dokunulmaz bir kişi” dedi.



ÖZEL HABER Adem Demir SİLAH KULLANMAK ZARAR VERİR “Türkiye’nin şartları önemli. 70’lerin, 80’lerin Türkiye’si devam etmiş olsaydı halen dağda olurdum” diyen Hıdır Sarıkaya şunları söyledi: “Gelinen noktada farklı bir tablo var. Farklı araçlar devreye sokulabilir. Silahın dışında alternatif yöntemler çok daha fazla ve yaygındır. Siyasal mücadele zemininde bazı haksızlık ve aksaklıklar var ama 35 milletvekili çıkartılıyor. Kürtçe propaganda yapılıyor. Kürtçe yazıp çizmek serbest. Televizyon kuruluyor. Yüz binlerce kişinin katılımıyla mitingler yapılıyor. Milyonlar sokaklara dökülebiliyor. Bunun gücü silahtan fazladır. Böyle bir atmosferde silah kullanmak aksine kazanımlara zarar verir.” Hıdır Sarıkaya ilginç açıklamalarını sürdürüyor. Oldukça dolu. Haklıya, haklı, haksıza haksız diyor. Kürt meselesinin çözüme kavuşmasını dört gözle beklediğini söylüyor. En büyük isteğini “akan kanın durması” olarak açıklıyor. İnsanların yeterince acı çektiklerini, büyük fedakârlıklara katlandıklarını söylüyor. Ancak ortaya konulan fedakârlıkların yürütülen amaca hizmet ettiğine ilişkin çok ciddi kuşkuları olduğunu da belirtmeden geçemiyor. Geçmişinden pişmanlık duyan biri değil. Ancak eleştiri oklarını kendine de yöneltmesini biliyor. “Günü geldiğinde geçmiş her zaman pişmanlık arz edebilir” diyen Sarıkaya, “Yaptığım yanlışlar vardır. Bunlardan dolayı üzüntü duyarım. Benim de yersiz zamansız ve farklı uygulamalar şekilleri itibarıyla verdiğim kararlar neticesinde tahribatlara yol açmışlığım söz konusudur. Bunlardan pişmanlık duyarım. Ama bir bütün olarak süreci ele aldığımda büyük bir pişmanlık duymuyorum” diye konuşuyor. İşte eski örgüt mensubunun bugünkü bölümde sorularımıza verdiği cevaplar: SURİYELİLER FUKARADIR > İmralı’nın dışında Kandil’de sözü geçenler kimlerdir? PKK tek adam efsanesine dayanır. Biraz Türkiye’nin kuruluş surecine benzer. Nasıl Mustafa Kemal tartışmasız tek lider, ikinci adamda İsmet İnönü ise PKK’da durum böyledir. Birinci Öcalan, ikinci Cemil Bayık’tır. PKK’nın İnönü’sü Bayık’tır. Geçmişte de şimdi de böyle. Örgütün dokunulmazlarının başında Öcalan geliyor. > Suriyeli ekibin sözü geçer mi? En etkili ekip kamuoyunda isimleri bilinen kişilerdir: Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Murat Karayılan... Ankara grubu dışındakilerin sözü geçmez. Karayılan etkili değil sadece yetkilidir. Nurettin Sofi, Bahoz Erdal gibi isimlerin etkileri sıfırdır. Bunlar önemli kişilermiş gibi gösterilir. Sebebi de Türkiye’ye karşı yürütülen siyasettir. Suriyeliler PKK içinde fukaralardır. En büyük fedakârlığı göstermelerine rağmen eziyetin büyüğünü çekerler. KİRLİ GEÇMİŞ > Kürtlerin adına fedakârlık yaptığını iddia eden bir hareket kendi halkına zarar veren bir konuma nasıl geldi? Zarar büyük. Öldürülen askerlerin çoğu Kürt. Feda edilen kişiler gencecik insanlar. PKK’nın amacına baktığımda ortaya konulan fedakârlığın çok büyük olduğunu görüyorum. Yapılan fedakarlığın amaca değmediğine inanıyorum. Eylemlerin çoğunluğu Kürtlerin yaşadığı kentlerde oluyor. Şiddet sebebiyle Kürtlere “terörist” damgası vuruluyor. Ayrıca atılması gereken adımları engelliyor. Beklenen olumlu havanın dağılmasına yol açıyor. Bunların hepsinden de önemlisi halklar ciddi travma yaşıyorlar. Bu da ileride ciddi sendromları oluşturuyor. İnsanlar neyi savunacaklarını bilemez hale geliyorlar. Bu tavırlar düşünceleri köreltiyor. Geçmişte “Kürtler ne istiyorlar?” diye sorulduğunda 7 yaşındaki Kürt çocuğu ile 70 yaşındaki Kürt yaşlısının verdiği cevap aşağı yukarı belliydi. Ama bugün siyaset yapan Kürtler de dahi kimse ne istediğini net olarak bilmiyor. PKK’nın ne istediğini de anlamak mümkün değil. Kürtlerin hedefi kocaman Kaf Dağı kadar iken, PKK küçülttü. > Kürtleri ötekileştirme politikası söz konusu mu? Kuruluşundan itibaren PKK’nın eline kendi insanının kanı bulaşmıştır. PKK bu kirli işlere kendi kadrolarını öldürerek başlamıştır. Sonra Kürt işadamları ve diğer Kürt örgütlerine yönelik eylemler yapmıştır. İç infazlarsa cabası. Bunların isimlerini tek tek saymaya gerek yoktur. Birçoğu bellidir. Böyle bir hareket zaten daha ileri bir demokrasi ve özgürlük getiremez. Bugünkü mesele de bundan kaynaklanıyor. Söyleminde, hak, özgürlük, barış ve demokrasi söylemleri var ama uygulamada yok. Zayıflığını bildiği için o noktada kendisini güçlendirmeye çalışıyor. > Örgüt dünya ve Türkiye’deki değişimi okuyamadı mı ki, tekrar şiddete başvurmayı tercih etti? Silahta ısrar değişmediğinin kanıtıdır. İki nedene bağlıyorum. Birincisi geçmişi kirlidir. İkincisi kördür. Kadroların kör olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla kirli geçmişlerinden korkuyorlar. Günün birinde kendilerine hesap sorulacağını biliyorlar. Bu nedenle silahta ısrar ediyor. Silahları bırakmanın, kendilerini bitirmek anlamına geldiğini biliyorlar. PKK tamamıyla silaha dayalı bir güçtür. Varlık sebepleri silah ve şiddettir. İktidarlarını silahla dayatıyorlar. GÜVENCE SAĞLANIRSA > Devlet farklı adımlar atsa da PKK silah bırakmaz mı? Silah örgütün olmazsa olmazıdır. Devletin atacağı adımların ne kadar örgütün lider kadrosunu ilgilendirdiği önemlidir. Kendileri için sağlam bir yaşam güvencesi ve ellerine çeşitli imkânlar geçmediği sürece silah bırakmazlar. Kendi oluşturduğu iktidarını korumak isteyecektir. Devletin bugünkü şartlarda attığı adımlar ve bunun paralelinde atacağı adımların hiçbirisi PKK’yı dağdan indirmeye ve silah bırakmaya yetmez. Problem çözülür ve kendilerine bunun içerisinde yer bulurlarsa silah bırakabilirler. Eylemlerin artırmasının sebebi de pazarlık gücünü artırmaktır. > Hangi adımlar atılırsa mesele çözülmüş olur? Halkın talepleri dinamiktir. Bugün halk farklı taleplerde bulunurken yarın başka taleplerde bulunabilir. Bağımsız bir devlet ekseninde ele alınırsa yüzde 1 bile çözülmemiştir. Ama gerçekçi davranır da bağımsız bir devletin gerçekleşmeyeceğini görüyorsa ve bugün için Kürt meselesinin; Türk ve diğer halklarla ortak hayattan geçtiğine inanılıyorsa yarı yarıya çözülmüş denilebilir. Devletin zihniyeti değişti Sarıkaya, şimdiki devletin geçmiştekilere benzemediğini ve Kürt meselesinin çözümü konusunda adımlar atıldığını söyledi > Dışarıdan bakınca eski arkadaşlarınız neyle uğraşıyorlar? AKP düşmanlığıyla uğraşıyorlar. MHP’nin eleştirdiğimiz tavırlarını sergilemekle meşguller. Cenazeleri istismar ediyorlar. Öcalan’ın hayat şartları ve tecridi gibi benzer konuları gündeme getiriyorlar. > Kürt aydınları “eylemlerinizden utanıyoruz” diyorlar. Haklılık payı var mı? Çıkışların doğruluğu ve haklılığı vardır. O gelenekten gelen birisi olarak artık içinde olmadığım, yapının eylemleri banada üzüntü veriyor. Bende aynı utanma durumunu yaşıyorum. > Mevcut iktidar ve devlet hangi adımları atarsa kan durdurur? Devletin bu konuda tam hazır bir duruma geldiğini düşünmüyorum. Burada rotayı doğru belirmemek gerekir. Ama hükümete de devlete de düşmanlık yaparak yaptıklarını da yok sayarak hareket etmenin doğru olduğuna inanmıyorum. Hani derler ya; “yiğidi öldür ama hakkını teslim et.” Bu açıdan hükümetin hakkını vermek lazım. Devlet zihniyetinin de değiştiğine kanaat getirmek lazımdır. Bu devlet geçmiş devlet değildir. Bu hükümet geçmiş hükümetlere benzemiyor. Bu değişim Kürt meselesinin çözümü konusunda yeterli midir? İşte burada dururum. Adımları yeterli görmüyorum. > Son sorum Abdullah Öcalan’ın İmralı’da tecrit edildiği söyleniyor. Neden tecride ve haksız uygulamalara maruz kaldığını savunan kişi direnmiyor da, dışarıda insanlar onun için ölüyorlar? Çok çelişkili bir durumdur. Herkes düştüğü zindandan onurunu korumaya çalışır. Gerektiğinde büyük fedakârlık yapar ve bedelini öder. Geçmişte zindandaki insanlar bir biçimiyle direnme yolunu seçtiler. Bu hareketin lider kadroları da dâhil onlarca insan cezaevlerinde hayatını kaybetti. Yüzlercesi sakat kaldı. Abdullah Öcalan, neden diğerlerinden farklıdır? Şu anda İmralı’da tutukludur. Tecride alındığı ifade ediliyor. İnsan olma refleksi; sana birisi hakaret ederse karşı koymayı gerektirir. Senin sessiz kalıp benim seni sahiplenmem anlamsız olur. Doğrusu şudur: İlk önce sen ses çıkarırsın sonra ben. Sen direnirsin sonra ben. O zaman bir dayanışma olur. Peki Öcalan olup bitenlere neden direnmiyor da dışarıdakiler kendini patlatıyor? Hayriler, Kemaller gibi niye direnmiyor? Ortada yalnış bir uygulama varsa, bu yanlışa başta kendisi tepki koymalıdır. Kendi başına gelene tepki göstermiyor ama başkalarının göstermesini istiyor. Doğru durulmadı mı orada bir bit yeniği olduğu ortaya çıkar. Sorumu yeniliyorum: tecritteki Öcalan niçin fedakârlık yapmıyor? Niçin direniş göstermiyor?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT