BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeniden kuracaklardı yuvalarını...

Yeniden kuracaklardı yuvalarını...

Otobüs terminali kalabalıktı. Nafiz bey ve Müzeyyen hanım koşarak geldiler. Etraflarına bakındılar telaşla. Bağırdı yaşlı adam: - İşte, oradalar... Yürü Müzeyyen.



Otobüs terminali kalabalıktı. Nafiz bey ve Müzeyyen hanım koşarak geldiler. Etraflarına bakındılar telaşla. Bağırdı yaşlı adam: - İşte, oradalar... Yürü Müzeyyen. Gerçekten de Seher, Şehnaz ve Cengiz sıkıca bağladıkları eşyalarının başında duruyorlardı. Şehnaz üç günde çıkmıştı hastahaneden. Bir hafta kadar evde dinlenmiş, Cengiz ise savcılık soruşturmasının ardından serbest bırakılmıştı. Tutuksuz yargılanacaktı ruhsatsız silah taşıma suçundan. Başından geçenleri anlatmış, ifadesini vermişti. Gittiği yerde hemen emniyete adresini bildirecek, habersiz bir yere ayrılmayacaktı. Seher deli gibi bir kızına bakıyor, saçlarını okşuyor, bir oğluna dönüyor, şefkatle mırıldanıyordu: - Yavrularım benim, göz bebeklerim benim, evlatlarım benim. Yaşlı adam sevgiyle yaklaştı: - Az kalsın yetişemeyecektik. Trafik bir felaket... Cengiz saygıyla kenara çekildi. Bu iyi kalpli insanların karşısında garip bir tedirginlik duyuyor, olanlardan kendisini sorumlu tutup utanıyordu. Nafiz bey ona yaklaştı: - Bak delikanlı, bu insanlar artık sana emanet. Aklını başına topla, onların başında baba ol! Kafasını salladı gözlerini yerden kaldırmadan: - Merak etmeyin Nafiz amca. Söz veriyorum. Yaşlı adam babacan bir tavırla eğildi onun kulağına: - Ben de sana inanıyorum evlat! Anan çok çekti, yardımcı ol ona... Ağlamaklıydı Cengiz. Bugüne kadar hayatında önemli yer tutan bütün her şey başağı olmuş, düşünceleri, hareketleri, hayatının felsefesi değişmişti. Artık hayattaki en önemli şeyin sevgi, aile, ana, kardeş olduğunu biliyordu. Başka hiçbir şeyin değeri yoktu. Yüreğinde büyüyüveren Allah sevgisiyle, Allah korkusuyla bütünleşmiş, onun emirleri doğrultusunda en değerli şeyi ailesi oluvermişti. Fark ettirmeden yan gözle baktı annesine. Seher sevinçli ama bitkin görünüyordu. Rengi kaçmış, solmuştu. Şehnaz ise oldukça solgundu. Yüzü sapsarı, avurtları çökmüş, bayağı kilo vermişti. - Nasılsın kızım? Biraz iyi misin? diye sordu yaşlı adam onun omzunu okşayıp. Hafifçe gülümsedi genç kız. Seher atıldı: - Zahmet ettiniz buraya kadar. Sizlere nasıl da yük olduk... Müzeyyen hanım suratını astı, gücenmiş bir sesle: - O nasıl laf Seher? Bir daha duymayayım. Mahcup bir tavırla gülümsedi kadın. Nafiz bey başını salladı gülerek: - Seneye geleceğiz Afyon’a. Doğruca senin evine ineceğiz. Kaplıcalara gideriz hep beraber... Heyecanlandı kadın: - Mutlaka ama mutlaka bekliyorum. Sizin gibi dostlarımın var olması bana kuvvet veriyor. Sağ olun, var olun... Sizler olmasaydınız ben kavuşur muydum evlatlarıma? Sevgiyle baktı bir defa daha Şehnaz’la Cengiz’e... Gözleri ışıldıyordu... Nafiz beyle Müzeyyen hanım otobüsleri kalkana kadar beklediler. Minnetini kelimelerle ifadede zorlandı Seher onlara karşı. Sarıldı, ellerini öptü saygıyla, Afyon’a davet etti. Her şeye yeniden başlayacaklardı artık. El ele verecek, üçü birden darmadağınık olan yuvalarını yeniden onaracaklardı. Yüreklerindeki azim, istek ve birbirlerine karşı duydukları büyük sevgi bu kuvveti üçüne de veriyordu. Araba hareket edince elini salladı iki yaşlı insana Seher. Göz bebeklerinde minnetinin ifadesi olan iki damla yaş yuvarlandı yanağına. Yanında başını omzuna dayamış olan kızına baktı sevgiyle. Çok solgundu yüzü. Eğildi, öteki sıranın başında oturan oğluna baktı. Gülümsedi kızının elini tuttu sımsıkı. Usulca mırıldandı: - Sana şükürler olsun Ya Rabbim, sana şükürler olsun!.. -SON-
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT