BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sinema ne kadar eğlenceli?

Sinema ne kadar eğlenceli?

Daha önce de kısmen bahsetmiştim. Kendi yolumda, yaklaşık 10 küsur yıldır sinemayla ilgileniyordum. Son derece özgür davranmanın keyfini yaşıyordum. Kimi filmi haftalar sonra sinemada, kimi filmi DVD’sini alıp seyretmek veya hakkında tantanalar kopan bir filmi herhangi bir saplantımdan dolayı es geçmek veya alabildiğine ertelemek...



Daha önce de kısmen bahsetmiştim. Kendi yolumda, yaklaşık 10 küsur yıldır sinemayla ilgileniyordum. Son derece özgür davranmanın keyfini yaşıyordum. Kimi filmi haftalar sonra sinemada, kimi filmi DVD’sini alıp seyretmek veya hakkında tantanalar kopan bir filmi herhangi bir saplantımdan dolayı es geçmek veya alabildiğine ertelemek... Şimdi her hafta vizyona çıkacak filmlerden sizleri haberdar edebilmek için mümkün mertebe tamamını basın gösterimlerinden takip ediyorum. Ve kendime sormaya başladım: Neden bu iş bana eskisi kadar eğlenceli gelmiyor? Sakın bıktığımı veya vazgeçeceğimi zannetmeyin. Sadece bir zorluğu sizinle paylaşıp, ortaya bir kriter koymak istiyorum. Başlangıçta benim için haftanın en önemli filmi Pedro Almodovar’ın yönettiği ve Antonio Banderas, Elena Anaya, Marisa Paredesjan ile Cornet Roberto Alamo’nun oynadığı “İçinde Yaşadığım Deri”ydi. Almadovar sıradışı işlerin adamı. Fakat film üstadın en “müstehcen” filmi olmaya aday... Müstehcenliği “sapkın ruh halleriyle” harmanlamış Almodovar... Seyretmemiş olmayı tercih ederdim. Hiçbir bakış açısının, bu filmi “sanat”la izahı beni ilgilendirmiyor. Sihirli Oyuncaklar ise, en azından masum bir çocuk filminin şenliği beklentisiyle belki birkaç satırla sayfamıza konu olacaktı. Fakat bırakın çocukları, büyükler için bile karanlık ve ürkütücü sahnelerle dolu... Nerede “Hugo”nun görsel şenliği... Üç boyut kalitesi... Nerede Sihirli Oyuncaklar... Ola ki çocuğunuza söz vermişsinizdir; adına aldanmayın. Fare suratlı karanlık adamların can sıkıcı hikayesi... Yılbaşı Gecesi ise kalabalık kadrosuyla, “Yılbaşı Filmleri” sepetine eklenecek eğlenceli bir film. Fakat onu da yılbaşı öncesinde, yılbaşına yüklenen ve bizim inancımızla çelişen misyonuna rağmen nasıl bir mide genişliği ile seyredeceksiniz? Sözüm ona sevgi, hoşgörü, evrensellik ve diyalog açılımlarının “Yılbaşı”nı bizim ülkemizde bile “Noel”e taşıdığı bir kimliksizleşme yaşarken, bu satırları yazmakta zorlanıyorum. En iyisi “Kaçış”a sığınmak... Filmin başlarında sıradan bir gençlik filmi ile karşı karşıyayım zannederken, esaslı bir aksiyonla baş başa kaldım. Oyunculuk ve filmin kotarılması ilgili fazla bir derinlik yok ancak, şaşırtıcı temposu ve sürprizleriyle muhtemelen bütün sinema aleminin üzerinde durmayacağı filmi, bu haftanın mecburen “seyredilebilirler” listesinin en üst sırasına koyuyorum. Belki başlıktaki ızdırabımı anlatabilmişimdir... Sanat, hayatın ölçülerinin önüne geçemez... 2012’nin geçmiş hiçbir yılı aratmaması dileğiyle...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT