BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > TV bağımlılığını hobilerle yenin

TV bağımlılığını hobilerle yenin

Televizyon, çoğunlukla yapacak başka bir şey olmadığında başvurulan bir keyif aracı olduğundan, çocuğun farklı aktivitelere katılmasına yardımcı olmak, farklı uğraş ve hobiler geliştirmesini sağlamak gerekir.



DR. A. FARUK LEVENT SORULARINIZI CEVAPLIYOR... SORULARINIZ İÇİN... faruk.levent@ihlaskoleji.com 0 212 639 68 81 Hollanda’da yaşıyoruz. 7 ve 13 yaşlarında iki kız; 1.5 - 4.5 ve 11 yaşlarında üç erkek yeğenim var. Apartmanda oturuyoruz ve çocuklar rahat oynayamıyorlar. Çocuklar çabuk terler ve hasta olurlar endişesiyle anneleri de dışarı çıkmalarına pek izin vermiyor. Bu yüzden bol bol televizyona bakıyor ve dizi seyrediyorlar. Yeğenlerimin bu durumuna çok üzülüyorum. Çocukların zamanlarını daha verimli geçirmesi için neler yapabiliriz? (Hollanda’dan yazan bir okurumuz) Gurbette çocuk yetiştirmek çok daha zor olmalı. Yaklaşık 1.5 yıl yurt dışında yaşayan biri olarak sizleri biraz da olsa anlayabiliyorum. O zamanlar, kaldığım şehirde çoluk çocuk sahibi olan Türk aileler vardı. Bu aileler, sırf çocukları daha sık görüşebilsinler diye mesafe olarak birbirlerine yakın evlerde oturmayı tercih etmişlerdi. Size ilk tavsiyem, yeğenlerinizin arkadaşlık yapabileceği çocuklu Türk ailelerle sürekli iletişim hâlinde olmanız ve çocukların birlikte daha fazla zaman geçirmesini sağlamanız olacaktır. Ancak bu şekilde kendi değerlerimize uygun, kültürümüzden kopmadan büyüyebilirler. Televizyon, çoğunlukla yapacak başka bir şey olmadığında başvurulan bir keyif aracı olduğundan, çocuğun farklı aktivitelere katılmasına yardımcı olmak, farklı uğraş ve hobiler geliştirmesini sağlamak gerekir. Örneğin çocuklara spor aktivitesi, kitap okumak, birlikte oyun oynamak, koleksiyon yapmak gibi fırsatlar sunmalısınız. Bunun yanında çocuğun yaşı, televizyondan olumlu ya da olumsuz yönde etkilenmesinde önemli bir etkendir. Özellikle 0-3 yaş arası çocukların televizyon seyretmesi daha sakıncalıdır. Çünkü televizyonun, bu yaştaki çocukların dil ve sosyal gelişimine olumsuz etkileri (geç konuşma ve sosyal iletişimde kopukluk gibi) bulunmaktadır. 3 yaşından itibaren eğitici ve öğretici programlara günde 1 saat gibi bir sınırlama getirilebilir. Bunun yanında okula giden çocuklar için televizyon, ödevlerini yaptıktan ya da ders çalıştıktan sonra gelen bir ödül olarak kullanılabilir. Özetleyecek olursak çocuğa televizyon seyretmeyi yasaklamak yerine ona hoşlanacağı alternatifler sunmak ve sevdiği etkinlikleri yapması için uygun ortamlar sağlamak çok daha sağlıklı bir yoldur. HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAYABİLİRSİNİZ Merak için zekâ testi yaptırmayın Çocuğuma zekâ testi yaptırmak istiyorum. Kaç yaşında zekâ testi yapılır? Normal zekâ seviyesi nedir? Nerede zekâ testi yaptırabiliriz? (İstanbul’dan bir okurumuz) 0-6 yaş arasındaki çocuklar için zekâ testi yoktur. Ülkemizde en çok WISC-R zekâ testi kullanılıyor ve altı yaşından sonra bu testi yaptırabilirsiniz. WISC-R testinde ortalama zekâ puanı 100’dür. 80 ve 120 normalin alt ve üstü olarak değerlendirilir. Zekâ testleri, bu konuda uygulama sertifikasına sahip psikolog veya psikolojik danışmanlar tarafından uygulanır. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde, bazı hastanelerin psikiyatri servislerinde ve özel psikolojik danışma merkezlerinde çocuğunuza zekâ testi yaptırmanız mümkündür. Ancak asıl önemli olan konu, zekâ testine hangi amaçla başvurduğunuzdur. Günümüzde en yaygın kullanım amacı, bir çocuğun zihinsel gelişim açısından yavaşlığı veya üstün yetenekli olduğunu anlamaktır. Bu amaç dışında sadece merak edildiği için zekâ ölçümü yapılmasını doğru bulmuyoruz. Bazı anne ve babaların düştüğü hatalardan biri; uzman tavsiyesi dışında, yani belli bir ihtiyaç olmadan çocuklarına zekâ testi yaptırmak istemeleridir. Bu durumun birçok sakıncası bulunmaktadır. Gereksiz zekâ testi yapılmasının en önemli sakıncası, çocuğun ortalamanın altında bir puan almasıyla ortaya çıkar ve hayal kırıklığı yaşayan anne-baba çocuğuna karşı davranışlarını istemeden de olsa değiştirebilir. Oysa zekâ, bireysel farklılıklar olmakla birlikte her insanda potansiyel olarak vardır ve gelişebilen bir özelliğe sahiptir. Bu söylediklerimizden anlayacağınız üzere eğer çocuğunuzda üstün yeteneklilik, akademik başarısızlık, anlama güçlüğü, sosyal uyum bozukluğu gibi durumlar söz konusu değilse ve bir uzman tarafından zekâ testi tavsiye edilmemişse zekâ ölçümünün somut bir faydası yoktur. Bunun yerine zekâyı farklı yönlerden geliştirmenin yolları üzerinde durmak çok daha sağlıklıdır. PENCERELER Emre Erdoğan HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY: STRES En stressiz kişi mücellit amca Günlerden 6 Ocak Cuma. Son günlerde doğmuş numarası yapan ama doğmayan güneşle uyandınız güne, alarmı 5 kere 2’şer dakikadan erteleyerek. Dışarıda hava müthiş (!) İşe yetişmeye çalışıyorsunuz. Otobüste değil oturacak, tutunacak yer dahi yok. İş yerinize vardınız. Yetiştirmeniz gereken bir sürü iş var. Kafanızda da tonla şey... Ay sonu, cebinizdeki para suyunu çekmiş. Üstüne bir de soğuk mu soğuk geçen bir ayın acı meyvesi olan doğalgaz faturası... Markete gidip alışveriş de yapmak lazım. Karne günü de yaklaşıyor, çocuğa hediye almak gerekir. Yapacak bir şey yok, düştünüz denize yükleneceksiniz kredi kartına. Bu arada kaç gündür göğsünüzde bir ağrı var ama bir türlü hastaneye gidemediniz, ya önemli bir şeyse... Neyse, öğle yemeğinin ardından çayı yudumlarken masanızdaki Türkiye Gazetesini karıştırıyorsunuz ve “Kurşun Kalem” sayfasına geldiniz. Her hafta ilk baktığınız yer olan Pencereler Bölümü’nün “3 şey” konusu stres. Tam hâlet-i ruhiyenizle ilgili şeyler anlatılmış. Şöyle ki: 1. “Kanser mi!” Stres; kalp hastalıklarına, vücut ısısı yükselmesine, hipertansiyona, hatta kansere bile yol açabilir. 2. Sonraki nesil de nasibini alıyor: Hamilelikte yoğun stres, hem kişiye hem de çocuğa zarar veriyor. California Üniversitesi araştırmacılarının raporuna göre, tüm bu stres denilen şeyin sorumlusu kortizol hormonu. Kişi stres yaptığında bu hormon yükselir ve kişiye kısa süreli bir enerji verir. Fakat aynı zamanda bağışıklık sistemine de zarar verir, kan şekerini yükseltir, kemik gelişimini de olumsuz yönde etkiler. 3. Stresten kurtulmak için bir çare: Careercast sitesinin yaptığı bir ankete göre 2011’in en stressiz mesleği “mücellitlik” yani ciltçilik imiş. En stres yaşayanlar ise itfaiyeciler ve pilotlarmış. KARMA SÖZLÜK > Annenin en güzel tanımları bizim memleketimizde yapılmaktadır, zira dünyanın hiçbir yerindeki anneler bu topraklardaki kadar “anne” değildir. (hidelgo) > Dört kişilik bir ailede üç dilimlik pasta varsa “Ben pasta sevmem!” diyen tek kişi. (kepsiz) > Bilgisayarın fanında erimiş çikolataları gösterip: “Hep radyasyon dolmuş bunlar, sakın yeme” diyen insan. (nickimkisa) > Yırtık kotlarımın deliklerini kışın üşümeyeyim diye diker benim annem. (pass) > Kablosuz kulaklık kayboluyor diye kabloyla bağlayan insan. (cool pich) > Saatle ilgili her zaman problemi olandır. Saat öğlen 12 ise 2 olmuş der, 1 ise akşam oldu der. Abartmadığında ise, 8.45’te “ee 9 olmuş saat?!?!” der tüm ciddiyetiyle. (johnny jane) > 35 yaşımı geçtim, takriben 0.09 ton ağırlığındayım ve annem beni her gördüğünde “ah yavrum, nasıl da süzülmüşsün” diyen şu dünyadaki tek insan... (larden loughness) > İlaç gibidirler, prospektüslerinde şöyle yazar, ağlarsa anam ağlar gerisi playback yapar. (yildizz) > Teyzenin iki katıdır. (sulucan) LÜGATİ’T UYDURUKÇA Uydurukçacılar dilimize, imkân anlamında kullanılan “olanak” diye bir kelime sokmuş ki virüs gibi yayılmış ve birçok kelimeyi kullanılmaz hâle getirmiş. “Olanaklı ve olanaksız” hâlleriyle, “mümkün ve imkânsız” kelimelerinin yerine kullanılan olanak kelimesinin TDK’ya göre “ihtimâl, muhtemel” manaları da var. Son haberlere göre ise uydurukçacılar, şu hâliyle 4 kelimenin önünü kesen “olanağın” imkânlarını zorlayarak 5-10 kelimeyi daha saf dışı bırakmalarının muhtemel olduğunu beyan etmişler (!) etkili-yorum Salih UYAN salih.uyan@ihlaskoleji.com twitter.com/etkiliyorum Hasbihâl Aynayı sadece saç taramak için kullanmamalı insan. Bazen doğrudan kendi gözlerinin içine bakmalı ve konuşmalı. Kimsin sen? Ne için yaşıyorsun? Her gün sabahın köründe evden çıkıp akşam yorgun argın geliyorsun. Ama dünya telaşının içinde varoluşunun asıl gayesini bir türlü anlayamıyor, hakikati göremiyorsun. Baktığın yer, gördüğün şeye engel mi acaba diye düşündün mü hiç? Anlamsız fırça darbeleri diye aşağıladığın tabloya biraz açılıp da bakmayı denedin mi? Aşağıdan bakınca pamuk gibi gözüken bulutların, tonlarca ağırlığındaki metal yığını uçakları nasıl da yaprak gibi titrettiğini anlayabilmek için biraz yükseklere çıkmak veya yukarıdan bakınca da mavi bir çarşaf gibi gözüken denizin, koca gemileri fındık kabuğu gibi nasıl salladığını görmek için biraz aşağıya inmek lazım. Bu kadar hareket kabiliyetin olmadığı için sen de birilerinin peşine takılmış gidiyorsun. Acaba peşinden gittiğin kişiler, gerçek zannedilen şeyin hayal olduğunu söyleyenler mi, yoksa hayali gerçekmiş gibi gösterenler mi? Milton, Shakespeare okuyup hayatın anlamını keşfettim zannederken Mesnevi’nin bir mısrasında kayboluyorsan yazık sana! “Aklını pusula yap, düşünceni özgür bırak.” diyenler ne hikmetse farklı yönlere dağılıp gitmişler hep. Düşüncenin en özgür hâlinin teslimiyet olduğunu anlayamadan, güneşten mahrum bir hayatı el yordamıyla yaşayarak ve kendilerine teslim olarak gitmişler. Işığı kaynağından alanların ise yönü hep aynı... İnci taneleri gibi ardı ardına dizilmişler. Ve sen hakikat silsilesinden bihaber, hayatlarını yüzeyde debelenerek geçirenlerin peşinden gidiyorsun. İmam-ı Gazali’nin yanında Weber’in, Kant’ın, Hegel’in ancak bir su birikintisindeki gökyüzü kadar derin olabileceklerini göremiyor musun? Bilimle sınırlandırılan bir dünya görüşüne sığabilecek kadar küçülenleri gözünde büyütme! Eğer hayat; gördüğün, anladığın ve tecrübe ettiğin şeylerden ibaretse fikir çilesine ne hacet... Sen ışığın kaynağını bulamadığın için sokak lambalarından medet umuyor ve uzayan gölgene bakıp kibirleniyorsun. Karıncanın yanında belki çok büyüksün ama uzaydan bakıldığında bir nokta bile değilsin. Bana kaç yıl yaşadığını, ne kadar çok şey bildiğini anlatma sakın! En nihayetinde sen, aldığın son nefes ve kurduğun son cümlesin. TWEETÇİ Utku Öztürk utku.ozturk@ihlaskoleji.com arcenciellady Yayın bitince önündeki kağıda not yazıyomuş gibi yapan spikerin ‘meşgulüm’ havası başka kimsede yok. resulertas Şampuanın bittiğini fark ettiğinde içine az su koyup köpürtüp kullanan bir insan yoğurda su katarak ayranı bulmuş bir ırkın ahfadıdır. pakiyetsis Gerçekleşmesini istediğin şeyi, ne kadar kişiye anlatırsan gerçekleşme ihtimali o kadar düşüyor. Yıllardır bu şaşmadı. monvue Sınav zamanı ‘kanka çalıştın mı?’ sorusuna; ‘yok ya çalışmadım’ diye cevap verip, sınavdan 80 ve üzeri not alan arkadaşlara selam olsun. haksizmiyim SAYIN KLAVYE ÜRETİCİLERİ, ONCA YAZDIKTAN SONRA AÇIK UNUTULAN CAPS İÇİN “hepsini küçült” gibisinden bi tuş koyun şuraya la babanızın hayrına. BatulicA Ketçap ve mayonezi ters çevirip sallamadan sıkabileceğimiz gün gerçek teknolojiye ulaşmışız demektir. benmya Mehmet Y. Sanal dünyanın ivmesi devam ederse; 5 yıl sonra herkes kendi köşesinden yazar, 10 yıl sonra da herkes kendi televizyonundan programını yapar.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT