BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Uyutanlar, uyuyor!..

Uyutanlar, uyuyor!..

Ben, UEFA olarak içişlerinize karışmam” diyor UEFA ve de zaten “doğrusu” da bu; ama bu söz, “cümlenin bir yarısı”, bir de “öteki yarısı var”; işte onu benim “kulüp” hatta “şahıs” aidiyetçisi medyam, bu “ikinci yarıyı” hiç gündeme koymuyor; “Efendim, UEFA da söylüyor, Futbol Federasyonumuz özerk ve istediği kararı verebilir, iç işlerimize UEFA ne karışır” haber ve yorumlarında yarışıyor!..



Ben, UEFA olarak içişlerinize karışmam” diyor UEFA ve de zaten “doğrusu” da bu; ama bu söz, “cümlenin bir yarısı”, bir de “öteki yarısı var”; işte onu benim “kulüp” hatta “şahıs” aidiyetçisi medyam, bu “ikinci yarıyı” hiç gündeme koymuyor; “Efendim, UEFA da söylüyor, Futbol Federasyonumuz özerk ve istediği kararı verebilir, iç işlerimize UEFA ne karışır” haber ve yorumlarında yarışıyor!.. UEFA “sözün ikinci yarısında” diyor ki; “Sen istediğin kararı verebilirsin, ona karışmam, ama bu karar benim ilkelerime uymuyorsa, ben seni kendi organizasyonlarıma almam, milli takımlarını da almam, kulüp takımlarını da. Sen kendi ülkenin sınırları içinde bu kararlarını uygular, kendi kendine oynarsın, sadece kendi takımlarınla oynarsın, benim organizasyonlarıma katılan milli takımlar ve kulüp takımlarıyla özel maçlar bile yapamazsın, onlara izin vermem!..” Bu ne demektir; UEFA açıkça diyor ki; “Senin Federasyon’un şike ile ilgili olarak talimatlarındaki bütün hükümleri değiştirebilir, hatta kaldırabilir, şikeyi suç olmaktan bile çıkarabilir, ceza bile vermeyebilir; ona ben karışmam. Ama bu kararlar, benim talimatlarımda yazan hükümlere uymuyorsa, benim talimatlarımın hükümlerine ters düşüyorsa, ben de, senin milli takımlar dahil hiçbir takımını organizasyonlarıma almam ve de üstelik FIFA’ya havale ederim, tıpkı Sion’a ve İsviçre Federasyonu’na yaptığım gibi!..” İşte “onun için”, Futbol Genel Kurulu’na “gözlemci gönderiyor”; işte onun için “savcılık iddianamesini alıyor” ve üstelik “tercümesini de Türk Federasyonu’na yaptırmıyor, kendisi yapıyor”; halkı uyutmaya çalışanlara söylüyorum; aslında bu ninnilerle “kendinizi” uyutuyorsunuz; “gerçekler” yok olmaz, “illüzyonlar” kaybolur!.. İlhan Cavcav’ın Kulüpler Birliği bile uyanmaya başladı; farkında değil misiniz?.. Emre “nasıl” Emre oluyor?.. Çarşamba gecesi, Galatasaray - İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçını seyrederken, Halis Özkahya’nın, Galatasaraylı Emre’ye “çıkartması gereken sarı kartı” göremeyince, içim “cızzz” etti; işte bizler, “hakemler başta”, spor sahalarına “Frankeştayn’ları” böyle yetiştiriyor ve besleyerek büyütüyoruz!.. Tam da taç çizgisi üzerinde topa müdahale etmek isteyen Belediyesporlu futbolcuya yaptığı hareket, hatta “faulden de öte” bir şeydi; Özkahya, herhalde genç futbolcuya “kıyamamış” olmalı ki, affetti!.. Ertesi gece, bu defa Orduspor maçında Fenerbahçeli Emre, tam da, “kendisini yatıştırmaya çalışan Tolga Özkalfa’nın önünde” rakip oyuncuya “yumruğunu” gösteriverdi; vay canına sayın seyirciler, vay canına, şu pervasızlığa ve cür’ete bakın siz!.. İşte, Galatasaraylı “çaylak” Emre’ye müsamaha gösteren hakemlerin, “Emreleri getirdiği” nokta tam da burası; “eskinin” Galatasaraylısı, “bugünün” Fenerbahçelisi “büyük usta” Emre!.. Özkahya’lar ve Özkalfa’lar, gençlere “Öz’ü” bıraktım, “doğru dürüst kahyalık ve kalfalık yapamadıkça”, olacağı budur ve de oluyor, zaten!.. Dünkü yazısında, Özkahya ve Özkalfa’ya “bu iki örnek” ile “unutamayacakları birer hakemlik dersi veren” sevgili Ömer Faruk Ünal’a teşekkürler!.. Yanlış hesap kime zarar verdi?.. Nihat Özdemir’e de, Ali Koç’a da, Aykut Kocaman’a da bir sorum var; “Yanlış hesabın Bağdat’tan döneceğini” sonunda anladınız mı?.. Sürekli ve “öfkeli” açıklamalarınızla, “ağlamaklı” kampanyalarınızla, taraftarı sokağa dökmenizle Savcılık iddianamesinde adı geçen “8 kulüpten sadece biri olan” kulübünüz ile ilgili iddiaları, “ortalığı velveleye vererek gündemin tepesinde ve sıcak tutmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürdünüz”; bu tutumunuz kime zarar verdi; kendi kulübünüze ve kendi sporcularınıza!.. 7 Kulübün yöneticileri ve teknik adamları, sizin yaptığınızın tam tersini yaptılar, kulüplerini gündemden çektiler, teknik adamları ve sporcuları ile işlerine baktılar; tablo ortada; strateji ve taktik olarak kim hatalı acaba?.. Değişti mi?.. Hani ünlü bir söz vardır; “İnsan, yolculukta, içki ya da kumar masasında kendini belli eder” diye; buna benzer bir söz, spor için de doğrudur; “İnsan, kendini başarılı olunduğu zamanlarda değil, başarısızlığa düşüldüğü anlarda belli eder!..” “Çok az konuş, hareketlerini, mimiklerini devamlı kontrol altında tut, göstermek istediğin kişiliğine ters düşecek hareketlerden kaçın”; Aykut Hoca, yıllar yılı bunu başardı, ama ramp ışıklarına Fenerbahçe ile çıktığında, zaman gelip “başarısızlık” ve “zorluk” derecesi yükselince, “kimsenin ondan beklemediği” konuşmalar, imalar başladı, dahası “arkasında Aziz Başkan’ın gücü eksilince”, tam tabiri ile “şapka düştü ve saçsız baş göründü!..” Ne demektir, “Güç dengesi değişince hakemler de değişti, bizi ince ince doğramaya başladılar, onları kutlarım” sözü?.. Sözü “tersinden okuyalım”; bu söz “Güç dengesi bizdeyken, bizi kolluyorlar, rakiplerimizi ince ince doğruyorlardı” itirafı değilse, nedir?.. Peki, “güç dengesi” nasıl değişmiş; Galatasaray ve Trabzonspor, Futbol Federasyonu ile “neredeyse” gırtlak gırtlağa gelmiş, Beşiktaş, Fenerbahçe’nin gerisinde, işte dün Vatan’da sevgili İbrahim Seten, yorumcuları da konuşturarak, “hakemlerin, bu sezon Fenerbahçe lehine yaptığı hataların bir çoğunu sıralamış”; eeee?.. Söyle bizlere, “futbolu giderek gerileyen” takımına, mesela “son haftaların en kötüsü” olan “Özer’den Alex yapmak” gibi kendi hatalarına bakacağına, hem de “kendinin Fenerbahçe’deki başarına gölge düşüreceğini” hiç düşünmeden, “bu sözleri” söylemek kime hizmettir, Aykut Hoca?.. Hakan Şükür’e mesaj!.. Hakan Şükür’ün “Maraton programı’na yorumcu olarak çıkacağı” haberini okuyunca, kendi kendime dedim ki; “Yanlış yaptı, hata etti. Bugüne kadar sonradan bakan olmuş, belediye başkanı olmuş nice ünlü siyasetçinin ‘milletvekili oldukları sırada büyük holdinglere danışmanlık yaptığını maaş aldığını biliyorum, ama iş Hakan Şükür olunca, tartışma başlayacak, polemikler ayyuka çıkacak!..” Yanılmadım; Hakan Şükür hedefe kondu ve kendi partisinin Meclis Başkanı ve de Anaya Komisyonu Başkanı’nın bile diline düştü!.. “Nedenlerini” yazmayacağım, zaten bilmeyen hemen hemen yok; ama “hiç olmazsa” ne yapması gerektiğini yazacağım: Hakan Şükür, “böyle bir programa çıkacaksa” ve de “para almadan da yapamayacağına göre”, zira “bu iş parasız yapılmaz”, çok daha başka taraflara da çekilebilir; hiç olmazsa sözleşmesine “Alacağım ücret, Lösemili Çocuklar Vakfı’na ya da Eğitim veya Çevre vakıflarından birine (hangisi ise), Çocuk Esirgeme Kurumu’na, Kızılay’a veya ağır hasta ve muhtaç olan şu veya bu futbolculara, sporculara, ‘isimleri gizli tutulmak kaydı ile’ verilecektir” şartını koydurmalı ve “bu durum” kamuoyuna açıklanmalıydı!.. Böylece, aslolan “etik değer” yerine getirilir, konu “bu kadar” dal budak salmazdı!.. Bu yol hâlâ açık ve Hakan Şükür ya bunu yapmalı ya da “Maraton’u bırakmalıdır!..”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT