BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Muhaşşi Sinânüddîn Efendi

Muhaşşi Sinânüddîn Efendi

“Yapılacak sevapları ve günâhları, Allahü teâlâ, ezelde biliyordu. Fakat, insanın iyiliği, kötülüğü, Cennetlik, Cehennemlik olacağı, son nefeste belli olur...”



Muhaşşi Sinânüddîn Efendi, 1487 (H.893) senesinde Tokat-Erbaa’da doğdu. Amasya Medresesinde Taşköprülü Muslihuddîn Efendiden ilim tahsîl ettikten sonra İstanbul’a gelip Muhyiddîn Fenârî’nin talebeleri arasına dâhil oldu. Mezun olduktan sonra çeşitli vilayetlerde kadılık ve nihayet Anadolu Kadıaskerliği yaptı. Ebüssü’ûd Efendi vefât ettiği zaman Şeyhülislâmlığı teklif ettikleri halde kabûl etmedi. 1578 (H.986) senesinde İstanbul’da vefât etti. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki: Ebüssü’ûd efendi buyurdu ki: Yapılacak sevapları ve günâhları, Allahü teâlâ, ezelde biliyordu. Fakat, insanın iyiliği, kötülüğü, Cennetlik, Cehennemlik olacağı, son nefeste belli olur. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Bir kimse, bütün ömrünce Cehennem ateşine götürecek günâhlar yapar. Bu kimse, ömrünün son günlerinde, Cennete götürecek iyilikler yaparak, Cennete gider). Birçok inatçı, azgın kâfirlerin, son günlerinde, îmâna geldiği çok görülmüştür. Belli bir kâfirin ebedî kâfir kalıp kalmayacağını Allahü teâlâ bilir... Kur’ân-ı kerîmde haber verilen kâfirlerin, küfre mecbûr olmaları ve bunların îmâna çağrılmaları, ellerinden gelmeyen bir işi istemek demek olacağı da, yanlış sözdür. Çünkü ilim, malûma tâbidir. Allahü teâlâ, olacak şeyleri, olacağı için biliyor. Kur’ân-ı kerîmde haber verilen şeyler de, olacakları için bildiriliyor. Bir ressâmın, at resmi yapması, at o şekilde olduğu içindir. Yoksa, atın o şekilde olması, ressâm öyle yapdığı için değildir. EĞER MECBUR KALINSAYDI! Allahü teâlânın, bazı kimselerin îmâna gelmeyeceklerini bilmesi ve Kur’ân-ı kerîmde haber vermesi, onlar, kendi arzûları ile küfür üzere kalmayı niyyet edip, îmân etmek istemedikleri içindir. Yoksa, bunların kâfir olması, Allahü teâlânın bunları kâfir bildiği ve haber verdiği için değildir. Eğer Allahü teâlâ bildiği için, kâfir olmaya mecbûr kalınsaydı, Allahü teâlânın kendi yaratmasında da irâde, ihtiyâr sâhibi olmayıp, mecbûr olması lâzım gelirdi. Çünkü, kendi yaratacaklarını da, ezelde biliyordu. O hâlde bunlar, kendi irâde ve ihtiyârları ile kâfir oluyor. Allahü teâlâ, ezelde bildiği için, haber verdiği için, kâfir olmaya mecbûr değildirler. Îmâna çağrılmaları da, olmayacak şeyi istemek değildir. Kur’ân-ı kerîme topluca îmân etmek yetişir...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT