BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zaferden zafere...

Zaferden zafere...

Bizans ve İranlılar Müslümanları küçük görürlerdi. Onların elbiseleri, silah ve okları ile alay ederlerdi. Ancak onlardaki iman gücü karşısında perişan oluyorlardı!..



Bütün dinler, ister hak olsun ister batıl olsun, geldiği günden beri birçok zorluklarla karşılaşarak yoluna yavaş yavaş devam etmiştir. İnsanlar dinlerini rahatça yaşayamazlardı. O dini, o inancı benimseyen bir kral veya sultan bulunmasaydı sıkıntıları devam ederdi... İslâm dininde durum böyle olmadı. Bu en son ve mukaddes din, önemsiz bir göçebe kabilelerin konup göçtüğü çöl bir ülkede zuhûr etmişti. Hiçbir kralın desteğine ihtiyaç hissetmeyen, hiçbir milletten yardım almayan Müslümanlar, parlak zaferler elde etmiş, daha üzerinden elli sene geçmeden İslama tabi olanlar fetih sancağını; bir taraftan Hindistan sınırına, diğer taraftan Atlantik Okyanusunun sınırına diktiler. Şam’daki ilk halifeler, en süratli deve ile beş aydan kısa bir zamanda katedilemeyen imparatorluğa hükmediyorlardı. Hicretin birinci asrında halifeler, dünyanın en büyük hükümdarı idiler. HEPSİ TESLİM OLDU!.. Her Peygamber, sözlerinin doğruluğuna delil olarak mucizeler gösterdi. Getirdiği dinin Kureyşlilerle beraber bütün dünyanın karşı çıkmasına rağmen bu kadar kısa zamanda, bu kadar çok büyümesi, yayılması Peygamberimizin aleyhisselâm en büyük mucizelerinden birisidir. Yedi asır işgâllerle genişledikten sonra güçlenen Bizans İmparatorluğu, yarım asır önce kurulan Arap ülkesine teslim olmuştu. İran imparatorluğu, bin seneye yakın Bizans’ın karşısında mukavemet gösterdi. Fakat “Allahın kılıcı”nın önünde on seneden az bir zaman sonra dize geldi. Bu garip hadiseye ilmî açıdan bakıp hakiki sebeplerini araştıralım; çoğunlukla galibiyet, sayısı çok, elinde yetecek kadar silah ve teçhizatı mevcut, askerî disiplini tam, harp sanatını çok iyi bilen ordu ve devletler tarafından elde edilir. a-Sayı üstünlüğü: İslâmın Hristiyan ve Mecusilerle yaptığı bütün savaşlarda, taraflar arasında korkunç sayı farkı vardı. Onların sayısı Müslümanlardan kat kat fazla idi. İşte Yermük... Bu savaş için gelen Bizans ordusunun sayısı iki yüz bin, Müslümanların sayısı ise yirmi dört bindi. Kadisiye Savaşındaki sayı farkı aynı şekilde korkunçtu. Üstelik inanmayanların yaşadığı ülke Rabbimizin en verimli kıldığı, nüfusla dolup taşan, peteği sık sık bal veren, arka arkaya mahsul alınan yerlerdi. Zavallı Araplara gelince, memleketlerinden çıkmışlardı, kendilerine yardım binbir güçlükle ancak ulaşabiliyordu. b-Silah ve teçhizat: Müslümanlar bu yönden de çok zayıf idiler, silah sayıları çok azdı. Her şeyden önce ortada, devlet tarafından beslenen, plânlanan, teçhiz edilip gönderilen bir ordu yoktu. Savaşa katılanlar gönüllülerdi. Kendileri silahlanır, Allah yolunda cihad etmek, sevâp almak şevki ile cihada koşarlardı. Bizans ve İranlılar kendileriyle savaşmaya gelen Müslümanları küçük görürlerdi. Onların elbiseleri, silah ve okları ile alay ederlerdi. Ellerinde, çok sayıda asker, kâfi miktarda teçhizat bulunmayan, aşiretlere mensup bedeviler, nasıl olup da bu kadar kısa zamanda, kendilerinden kat kat üstün olan Bizans ve İran ordularını yendiler! Bunu anlamak zordur... Kendi aralarında sık sık kabile savaşları olurdu. Çok kılıç kullanırlardı. Fakat bu tecrübeleri, dünyaya meydan okuyan süper güçleri mağlup etmeye yetmezdi. RABBİMİZ ONLARI SEVDİ... Bu tecrübeleri kafi gelseydi, daha yetmiş sene önce Kâbe-i Muazzamayı yıkmaya gelen Ebrehe’nin ordusuna karşı koyarlardı. Mukaddes mabedin, onlar için maddî ve manevî değeri ölçülemezdi. Şeref ve itibarları yerle bir olurdu eğer yıkılabilseydi. Kureyşliler, ilk önce Âdem aleyhisselâmın yaptığı sonra ikinci defa İbrahim aleyhisselâmın bina ettiği Beytullah’ı müdafaa edemeyince Yüce Rabbimiz Ebâbil kuşları ile hepsini helâk etti. Bu güç, iman gücü idi. İslâm dinine tabi oldular. Onları hidayete erdiren Rabbimizi sevdiler, Rabbimiz de onları sevdi ve onları muzaffer kıldı. İman gücü olmasaydı, bu güç kendilerinde mevcut olsaydı Peygamberimizden önceki zamanlarda bu zaferleri elde edebilirlerdi. Bırakın zafer elde etmeyi, rüyalarında bile o zamanlar görselerdi inanmazlardı. Olacak şey değildi...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT