BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mekke-i mükerreme’nin fethine dâir -2-

Mekke-i mükerreme’nin fethine dâir -2-

Peygamberimiz, Hazret-i Ebû Bekr’le Hazret-i Ömer’i çağırdı; onlarla istişâre yaptı ve harbe karâr verdi. Eshâbına, sefer için hâzırlık yapmalarını emrettiler!..



Dün, hakkında birkaç kelime yazdığımız konumuza, bugün de devâm etmek istiyoruz. Kureyşliler, Efendimizin dün arz ettiğimiz mektûbundaki teklîflerini ve gösterdikleri merhameti anlayamadılar. Mekkeli müşrikler bu teklîfleri kabûl etmediklerini ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler. “Hem Benî Bekir’le ittifâkımızı kesmeyiz, hem de Huzâalılardan öldürülenlerin diyetlerini ödemeyiz! Ancak harb edebiliriz” diye haber gönderdiler. Fakat sonra, böyle yaptıklarına bin defa pişmân olup, korkularından antlaşmayı yenilemek üzere Ebû Süfyân’ı Medîne’ye doğru hemen yola çıkardılar. Daha Ebû Süfyân Medîne’ye gelmeden, sevgili Peygamberimiz, onun geleceğini Eshâb-ı kirâmına bildirdi ve “Şöyle anlarım ki, Ebû Süfyân, barışı yenileyip müddetini de uzatmak üzere geliyor. Lâkin, murâdı hâsıl olmayıp geldiği gibi geri döner” buyurdu. O zaman henüz Müslümân olmamış olan Ebû Süfyân, Medîne-i münevvereye geldi. Kızı ve Peygamber Efendimizin mübârek hanımı, mü’minlerin annesi olan Ümmü Habîbe’nin evine gitti. Daha sonra da Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerine gidip, sulhu yenilemek istediklerini söylediyse de hiçbirinden müsbet cevâp alamadı. MÜŞRİKLER ONU KINADI!.. Ebû Süfyân, Peygamberimizin mescidine girdi, “Ey insanlar! Ben, her iki tarafı da himâyeme alıyor, sulhu yeniliyorum” dedi. Peygamberimiz, “Yâ Ebâ Süfyân! Sen, bunu (kendi kendine) söylüyorsun, ben değil” buyurdu. Sevgili Peygamberimizin huzûruna gelen Kureyş lideri: “Ben, Hudeybiye antlaşmasını yenilemek ve müddetini de uzatmak için geldim. Haydi, aramızdaki bu muâhedeyi bir yazı ile yenileyelim” dedi. Habîb-i Ekrem Efendimiz: “Biz, Hudeybiye antlaşmasına aykırı bir davranışta bulunmayız ve onu değiştirmeyiz” buyurdu. Kureyş lideri, tekrâr tekrâr: “Antlaşmayı değiştirelim; yenileyelim” dediyse de, sevgili Peygamberimiz, ona hiçbir cevâbda bulunmadı. Kureyş lideri Ebû Süfyân, gösterdiği bütün gayretlerin hiçbir fayda vermediğini görünce, bundan sonra Mekke-i mükerreme’ye döndü. Mekke’ye varınca, Kureyş müşriklerine durumu anlatıp; “Hayâtımda, Eshâbının Muhammed’e gösterdiği bağlılık ve itâat gibi bir itâatle bağlanan başka bir kavim görmedim” dedi. Müşrikler; “Demek ki, hiçbir şey yapamadan geri döndün, öyle mi?” diyerek onu kınadılar. Artık Mekkeli müşriklerin, beklemekten başka yapacakları bir şey kalmamıştı. Ebû Süfyân, Medîne’den ayrılınca, sevgili Peygamberimiz Mekke’yi fethetmeye karâr verdi. Çünkü Kureyşliler, ahdlerinde durmamışlar ve barışı bozmuşlardı. Fakat bu sırrı, gâyet gizli tutuyor, müşriklere hâzırlanma fırsatı vermeden ve Harem-i şerîfde kan dökülmeden, Mekke’yi teslîm almak istiyordu. Bu bir harp tedbîri idi. Zira, Mekke fethedilince, kim bilir niceleri Müslümân olmakla şereflenecekti... HARBE KARAR VERİLDİ!.. Peygamberimiz, Hazret-i Ebû Bekr’le Hazret-i Ömer’i çağırdı; onlarla istişâre yaptı ve harbe karâr verdi. Eshâbına, sefer için hâzırlık yapmalarını emredip, nereye gidileceğini bildirmedi. Hâzırlığa başlanıp ordu toplandı. Bütün hâzırlıklar gizli tutuldu. Mekke yollarının tutulması ve kontrol işi, Huzâa kabîlesine verildi. Bu kontrol, son derece titizlikle yapıldı. Eshâb-ı kirâm, Efendimizin emri üzerine cihâd için hâzırlığa başladılar. Fakat nereye sefer yapılacağını bilmiyorlardı. Peygamber Efendimiz, ayrıca çevredeki Müslümân kabîlelerden Eslem, Eşca’, Cüheyne, Husayn, Gıfâr, Müzeyne, Süleymân, Damra ve Huzâaoğullarına haber gönderdi. “Allahü teâlâya ve âhıret gününe îmân edenler, Ramazân-ı şerîfin başında Medîne’de bulunsunlar” buyurarak onları harbe katılmaya da’vet etti. Habîbullah Efendimiz, bir tedbîr olarak, Mekke’ye giden yolları tutup, irtibâtı kesmek üzere, Hazret-i Ömer’e vazîfe verdi. Hazret-i Ömer, derhâl dağ yollarına, geçitlere ve diğer yol başlarına nöbetçiler dikip “Mekke’ye gitmek isteyen herkesi geri çevireceksiniz” emrini verdi. [İnşâallah, bu konuyu başka bir fırsatta yine ele alalım.]
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT