BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Galatasaray’ın yanlışı!..

Galatasaray’ın yanlışı!..

Galatasaray, önümüzdeki 8-10 yılın iskeletini kurabileceği “genç” ve Türk futbolcuları -Yiğit Gökoğlan hariç-, birer birer, üstelik “sudan bahaneler ile” kaçırdı!..



Galatasaray, önümüzdeki 8-10 yılın iskeletini kurabileceği “genç” ve Türk futbolcuları -Yiğit Gökoğlan hariç-, birer birer, üstelik “sudan bahaneler ile” kaçırdı!.. Alper’den Olcan’a, Manisaspor’un çifte Yiğit’lerinden, Turgut Doğan’a kadar birçok genç, ama bugünün Galatasaray’ında “doğrudan oynayabilecek” kapasite ve yetenekte futbolcu alınabilirdi. Yapılmadı; “Pahalıydı, Ankaragücü’ne acıdık, kulüpteki dengeleri bozardı” gibi bahanelerle, tıpkı 2000’li yılların “o müthiş” ve “Türk oyuncu iskeletli” takımın bir benzerinin sahalara sürülmesi şansı kaybedildi!.. Diyeceksiniz ki; “Galatasaray onca parayı nereden bulacaktı?..” Basel’e, Arnavut asıllı futbolcusu Shakiri için teklif edilen “bonservis bedeli” ne kadar; şu an için 8 milyon euro kesin, 2 milyon euro da bonusu var; yani, 20 milyon liranın üstünde bir para!.. Bu paraya Galatasaray, Alper’i de, Olcan’ı da, Turgut’u da, iki Yiğit’leri de, Serdar Aziz’i de, Umut’u da alır ve belki de Kayserispor’un kapısını “doğru dürüst” çalarak, bu futbolculara Amrabat’ı bile “bonus” diye ekleyebilirdi, ocak transferinde!.. Ama Galatasaray’ın transferlerinde tıpkı mevsim başındaki gibi “üç başlılık” sürüyor; Ünal Aysal ve danışmanı Bülent Tulun cephesi, Ali Dürüst - Abdürrahim Albayrak cephesi, bunların arasında “iki arada bir derede kalan” Fatih Terim cephesi, zaman zaman işe müdahil olan Adnan Öztürk de cabası!.. Yazık, çok açık görülüyor ki, bugün “bonservis bedelleri pahalı görünen” ve de “kendilerine verilecek paralar itibariyle kulüpte dengeleri hiç de bozmayacak olan” bu genç yıldızlar, bir Shakiri’ye ödenecek paraya alınmadılar, çok değil gelecek yıldan itibaren, “bir tanesini alabilmek için” kim bilir, “kaç para gözden çıkarılacak?..” Yazalım bir kenara ve bekleyelim; yaşayıp, göreceğiz!.. Yapma be Başkan!.. Önce, Nihat Özdemir ve Ali Koç ile “hastanedeki odanda” baş başa görüşme yaptın; gizli!.. Bu görüşmenin üzerinden 48 saat geçmeden, Federasyon’dan karar çıkardın; “Genel Kurul toplansın ve 58’inci madde hakkında karar versin!..” Sonra, tam takımının başında Ordu’ya uçacak iken, Aykut Kocaman’ı yolundan çevirip, üstelik son aylarda tam bir “kulüp fanatiği gibi davranan ve konuşan” Rıdvan Dilmen’le beraber “baş başa görüşme” yaptın; gizli!.. Bu görüşmeden sonra, Aykut Kocaman Ordu’ya gitti ve Orduspor maçından sonra da, hakemler için “ceza aldığı” o meşhur, herkesi şaşırtan ve çok ağır “İnce ince Yasemince” eleştirisini yaptı!.. İki görüşmenin yapıldığına dair haberler yalanlanmadı, demek ki; iki haber de doğruydu. Sayın başkan, 3 Temmuz’dan beri, bunca başından geçen olaydan sonra, “bu acemilikleri hâlâ yapman” inanılır gibi değil!.. Elin oğlunun ağzı torba değil, şimdi gel de “büz” bakalım; diyorlar ki; “Mehmet Ali Aydınlar, şimdiden Fenerbahçe başkanlığına soyundu, ısınma ve alıştırma turlarına başladı; yöneticilere ve hatta teknik direktöre taktik veriyor!..” Hakan Şükür’e mesaj!.. Sevgili Hakan, stop. Diyorsun ki; “Büyüklerimden izin aldım, TBMM Genel Sekreteri’ne sordum, Grup Başkan Vekili’ne sordum ve yasal sorun olmadığını söylediler, ben de Maraton’da yorumculuğu kabul ettim!..” stop. Elbette bir partinin milletvekili olarak bunları yapacaksın, bir itirazım olamaz, stop. Ama unutma ki, sen TC Anayasası’na göre, “büyüklerinden önce, partinden önce, grubundan önce, hatta Meclis’ten önce milletin milletvekilisin, milletin vekilisin”, stop. Dahası “sporcu” olarak da halkın ve sporun anıt adamlarından birisin, stop. Milletten, halktan izin aldın mı, stop. Maraton’dan aldığın ve tıpkı Guss Hiddink’in Türk Futbol Federasyonu’ndan aldığı paranın saklanması gibi, gizli tutulan paranın, kamu vicdanında açtığı ve üzerinde adın yazılı olan “etik yarayı” bilmem ki, nasıl tedavi edeceksin?.. Stop. Haklı olarak soruyor Yılmaz Özdil; “Lig TV neden milletvekili olmadan önce yorumculuk için senin kapını çalmadı da, şimdi çaldı?” Stop. Milletin vekili olarak böyle bir “olumsuz” polemik bataklığının içine düşmen şart mıydı?.. Stop. “Vicdanım rahat” diyorsun, stop. Ama TV ekranında seni seyrederken vicdanının rahat olmadığını anlıyorum, stop. Sevgiler, stop. Öcal Uluç. Stop. Bu nasıl habercilik?.. İnanamıyorum, her gün Galatasaray’ın içinde olan, basketbolun içinde olan, “onlarla yatıp kalkan” ve üstelik “spor yazarı” olarak ün yapmış, “yorumcu” olarak ününü katlamış bir yığın arkadaşım “dün de dahil olmak üzere”, Galatasaray Basketbol Şube Sorumlusu Hakan Üstünberk’in gö-revinden istifa ettiği günden beri hep aynı şeyi yazıyorlar; işte sonuncusu da sevgili Levent Tüzemen yazdı; “Üstünberk’in ‘Yoruldum. Aileme vakit ayırmak istiyorum’ diyerek dile getirdiği ayrılış gerekçesine ben de inanmıyorum. Belli ki bir sorun yaşadı.” Peki, “inanmıyoruz” da, “gazeteci olarak” ne yapıyoruz; “hangi sorunu yaşadığını” neden öğrenmiyoruz, öğrenemiyoruz, sevgili Levent?.. Şimdi ben İstanbul’da olacağım, yıllardır Galatasaray’ın göbeğinde günün en az 10 saatini yaşayacağım, dahası, basketbolu yazıp çizenler ve yorumlayanlar için söylüyorum; basketbolla yatıp, basketbolla kalkacağım ve hâl⠓Üstünberk’in neden istifa ettiğini öğrenemeyeceğim ve yazamayacağım”; olacak şey mi?.. Ben buradan tahmin edeyim bari; Ünal Aysal ve ekibi, Üstünberk’e “üvey evlât muamelesi” yaptı ve de “ona verilen bazı sözler tutulmadı”; istifa sebebi işte bu kadar basit!.. Önemli Not: Haberi birkaç gazetede okuyunca inanmamıştım, sevgili Levent Tüzemen yazınca “doğru herhalde” dedim; Üstünberk’in yerine Bülent Tulun getirilecekmiş. Vay canına sevgili okuyucularım vay canına; Galatasaray’ı “bu şike hengamesinde” ayrı bir dosya ile soruşturmaya dahil eden, eski Galatasaray Başkanı’nı adliye kapılarına kadar gönderen ve “onun hakkında şaibe iddiaları oluşturacak” malzemeyi “gizlice” elde edip, saklayan ve elindeki bu malzemenin sızmasını bile önleyemeyen bir zata, herhalde “ödül olarak” verilecek bu görev; bravooo!.. Topumuz, bir hanım kadar olamadık!.. “Gizliliği kalmayan” Şike iddianamesi ve eklerinde öyle “telefon dinleme tapeleri” var ki, yazıp geldim; insanın tüylerini ürpertecek kadar çoğu “cinsel” içerikli “iğrenç” küfürlerle dolu; küfürlerin en hafifi “Şerefsiz!..” Bu küfürlerden “hepimiz” nasibimizi almışız, Federasyon ve Merkez Hakem Komitesi başkan ve yöneticilerinden, kulüp başkan ve yöneticilerine, hocalardan, hakemlere, gazetecilerden, yorumculara kadar hepimiz!.. İddianame açıklandığından ve gizlilik kalktığından beri bekliyorum; “bu küfürleri yiyenlerden bir tanesi” de çıkıp, savcılığa suç duyurusunda bulunacak mı, dava açacak mı; nerdeee; herkes tam siper, sütre gerisinde ve de sus pus; tam bir “korkaklar ordusu” hâlindeyiz!.. Ama bir “kadın” çıktı, bunca “erkeğin yapamadığını” yaptı; Demet Akalın Hanımefendi, bu tapelerde bulunan ve “kendisi hakkında” ağır hakaretler içeren sözlerle ilgili olarak, bir kulüp başkanı ve bir teknik direktör için savcılığa baş vurdu ve “hakaret davası (Türk Ceza Kanunu Madde 125) açılmasını” istedi; ne diyeyim; “Helâl olsun!..”
KAPAT