BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Büyük davanın unutulmaz kahramanı

Büyük davanın unutulmaz kahramanı

Rauf Denktaş’ı bugün uğurluyoruz. Ardından yazılan “küçük ülkenin büyük lideri” şeklindeki nitelemeler dikkati çekmekteydi. Belki de, “büyük davanın, unutulmaz kahramanı” demek lazımdır.



Son nefesine kadar KKTC’nin geleceğini düşünen Kıbrıs Türkleri’nin efsane ismi Rauf Denktaş, gelecek nesiller tarafından da minnetle anılacak. Rauf Denktaş adı Kıbrıs ile özdeşleşmiştir. “Filistin Davası” denildiğinde nasıl Yaser Arafat’ın adı akıllara geliyorsa, “Kıbrıs Davası” denilince de ilk akla gelen Denktaş’tır. Ömrünün çok büyük bir bölümünü Kıbrıs Türklerinin var olma mücadelesinin lideri olarak geçirdi. Sömürge topraklarında doğdu; kurduğu bağımsız Cumhuriyet’in topraklarında hayata gözlerini kapadı. Hayat hikâyesi göz önüne alındığında Rauf Denktaş tüm Türk Dünyası’nın en başarılı devlet adamlarından biri olarak hatırlanacaktır. Denktaş’ın mücadelesi ne Kıbrıs Türklerinin Rumların insafına terk edileceği, geçmişte denenmiş ve iflas etmiş bir modeli yeniden getirmek, ne de Türkiye’nin üye olmadığı Avrupa Birliği’ne KKTC’yi sokmak içindi. Denktaş 1983’te bağımsızlığı ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dünya devletler sisteminin saygın bir üyesi olarak yaşamasını arzu ediyordu. Son saatlerinde bile 28 yaşını dolduran bu devletin geleceğine ilişkin endişelerini evlatlarıyla paylaşmış, sanki yanındaymışçasına Rum lider Hristofyas’a seslenerek, “Hristofyas! Burası bağımsız bir cumhuriyettir” demişti. ACABA ANLADILAR MI? Belki de Denktaş’ın son nefesinde KKTC’nin “bağımsız bir cumhuriyet” olduğunu hatırlatması gereken tek kişi Hristofyas değildi. Yıllarca narin bir çiçek gibi üzerine titrediği KKTC’nin içinde de, “Anavatan benim için her şeyden önemlidir” diyerek, bağlılığını ve derin sevgisini defalarca dile getirdiği Türkiye’de de, onu “geri kafalı”, “modası geçmiş”, “Soğuk Savaş artığı” olarak nitelendiren çok sayıda vizyon fakiri insan vardı. Mücadelesini ve hayattaki en büyük başarısı olarak kurduğu devleti küçümseyen, en zor günlerinde onu yalnız bırakan, “yetti be annem” pankartlarıyla onun ideallerini yerden yere vuranlar acaba son üç gündür Denktaş’ın yerinin doldurulmasının mümkün olmadığını anlamışlar mıdır? Denktaş hatıralarında, hayatının en mutlu gününün 20 Temmuz 1974 olduğunu söyler. Harekâttan bir gece önce, birkaç saat sonra Türk askerinin Ada’ya çıkacağı söylendiğinde yaşananları Denktaş’ın kaleminden okuyalım: ZAFER HALKTAN YANADIR “Sarıştık, ağlaştık, sevinçten gözlerimiz yaşarmıştı. Bana verilen talimat; ‘Sabah 05.00’e kadar kimseye bir şey söyleme’ şeklindeydi. Ancak söylemeden yapılacak işler de vardı. Karargâhın toplanması, taşınması, radyoya televizyona verilecek beyanatların hazırlanması, tercümesi. Bunun için saat 22.00’yi zor bekleyebildim. Bundan sonra arkadaşları bir bir çağırdım. Kendilerine her tebligatı yaptığımda, ‘Yarın sabah geliyorlar’ dediğimde, evvela bir sevinç, öpüşme, ağlaşma; sonra ‘eve gidip geleyim’ istekleriyle karşılaştım. ‘Hayır, artık bu kapıdan çıkamazsınız, Türk ordusu gelinceye kadar burada kalacaksınız’ dedim ve öyle yaptık.” Harekât başlarken Denktaş, halkına radyodan bu müjdeli haberi şu sözlerle veriyordu: “Türk Silahlı Kuvvetleri şu dakikadan itibaren Adanın çeşitli yerlerine çıkmaya ve inmeye başlamıştır. Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün koruyucusu olarak kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’ni aziz vatan topraklarında kucaklamanın, bir asırlık hasreti gidermenin sevinci ve mutluluğu içindeyiz. Zafer bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin savunucusu tüm Kıbrıslılarındır. Tanrı kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ve onların ayrılmaz bir parçası olan mücahit ordumuza kuvvet bahşetsin. Zafer nasip eylesin. Zafer haktan yanadır.” HAREKÂTTAN 9 YIL SONRA Barış Harekâtı zaferle sonuçlanmış, Kıbrıs Türkleri Ada’yı Yunanistan’a bağlamak isteyen cunta devrilmişti. Yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Kıbrıs Türkleri kurtulmuştu. Harekâttan dokuz yıl sonra 15 Kasım 1983’te Rauf Denktaş bu kez Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin “bağımsızlık bildirisini” Meclis’te okuyan kişi oldu. Bildiride, kendi istikbalini tayin etme hakkını kullanan Kıbrıs Türk halkının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurduğu ilan ediliyor, bu adımın Ada’daki iki eşit halk arasında ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözülmesini kolaylaştıracağı ifade ediliyordu. Bildiriyi okuyan Rauf Denktaş KKTC’nin kurucu cumhurbaşkanı seçildi. KKTC, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1984’te almış olduğu 550 sayılı karar yüzünden Türkiye dışında hiçbir devlet tarafından resmen tanınmadı. 1991’de bağımsızlıklarını kazanan Türk dünyası devletleri bile KKTC’yi tanıma kararı alamadılar. KKTC’nin dünyadan izole edilmişliğine rağmen Denktaş hiçbir zaman yılmadan bağımsızlık mücadelesini sürdürdü. Rum tarafıyla yapılan toplumlar arası görüşmelerde asla geri adım atmadı; Türklerin Ada’da egemen ve eşit halk olması hedefinden taviz vermedi. Tam da bu sebeple, Türkiye’den gelen bütün siyasi baskılara ve yönlendirmelere rağmen Annan Planı’na karşı çıktı. 2004’te yapılan referandumda Plan’a “hayır” oyu verdi. Annan Planı’nı neden ret ettiğini Denktaş şu sözlerle ifade etmekteydi: “Annan Planı Rumları tatmin etmek için ve Türkleri Kıbrıs’tan çıkartmak için, bulunmuş bir formüldü. Bu Plan’ı reddetmemiz için, daha birçok gerekçe var. Plan, gereğince müzakere edilmiş değildi. Ancak, Türkiye’yi Kıbrıs’tan çıkartmayı öngören devletler, meseleyi kendi görüşleri doğrultusunda halletme görüşündeydi. Rumların AB’ye müracaatı destekleniyordu.” RUHUNU ŞAD ETMEK İÇİN Kıbrıs sorununun çözümünü hedefleyen toplumlararası görüşmeler ise hâlâ devam ediyor. 2012’nin çözüm yılı olacağı söylense de, daha önce Annan Planı için de aynı ümitlerin dile getirildiği düşünüldüğünde, biraz temkinli olmak gerekiyor. Denktaş’ın vefatı üzerine onun büyüklüğü ve öneminden bahseden mesajlar yayınlayanlar, Kıbrıs Türk halkının egemenliğini ve bağımsızlığını koruyan bir çözümü gerçekleştirerek Denktaş’ın ruhunu şad edeceklerdir. Türkiye ile KKTC arasında imzalanan Kıta Sahanlığı Paylaşım Antlaşması’nın TBMM’de bir an önce onaylanması ve yürürlüğe sokulması bu yönde önemli bir adım olacaktır. Rauf Denktaş’ı bugün uğurluyoruz. Ardından yazılanlarda onu “küçük ülkenin büyük lideri” şeklindeki nitelemeler dikkati çekmekteydi. Belki de, “büyük davanın, unutulmaz kahramanı” demek lazımdır. Allah rahmet eylesin. Tarih onu haklı çıkardı Bu süreçte Denktaş’ı en fazla üzen ise, “Plana ‘hayır’ derseniz sonucuna katlanırsınız” diyenlerin tavrıydı. Üzerine titrediği Anavatan’dan kendisine üstü kapalı bir tehdit gelmişti. Rumlar ret ettiği için Plan yürürlüğe girmedi. Fakat referandum sürecinde söylenenler ve yaşananlar Denktaş’ı derinden üzmüştü. 2005 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimine girmedi. Aktif siyasi hayattan çekildikten sonra Kıbrıs Davası’nı çeşitli platformlarda anlatmaya devam etti. Annan Planı referandumundan bugüne yaşananlar, Denktaş’ın haklılığını onaylar gibidir. Planı ret eden Rumlar, 1 Mayıs 2004’te AB’ye üye olarak alındılar. Temmuz 2012’de dönem başkanı olmaya hazırlanıyorlar. Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin haklarını gözetmeden doğalgaz çıkartarak, AB doğalgaz piyasasının en önemli aktörü olmaya adaylar. Planı kabul eden Kıbrıs Türklerine AB hâlâ izolasyon uyguluyor. Zaten Rumlar kabul etmeden bu izolasyonların kaldırılması, AB’nin karar alma biçimi sebebiyle, mümkün değil. Annan Planı’na büyük destek vermesi ve Kıbrıs Türklerini de “evet” demeye yönlendirmesi sayesinde AB’yle müzakereye başlayan Türkiye, 2005’ten bu yana 35 müzakere faslının ancak 13’ünü açabilirken, tek bir fasıl kapatabildi. AB Türkiye’ye 2006’da Kıbrıslı Rumlara limanlarını ve havaalanlarını açmasının şart olduğunu hatırlattı.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT