BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yedi dönümün hikâyeleri

Yedi dönümün hikâyeleri

Futbol denilen oyunu, sadece birbirini kovalayan adamların mücadelesi olarak gördüğümüzde, tüm buluşmaları, tarihi dönemeçleri; açık bir şekilde ıskalarız. Oysa bu oyun bazı şeyleri yakaladığınızda size ayrı bir tat verir çok farklı izler bırakır.



Her maç, her maçın her dakikası ve yeri; bana hep bir hikâye anlatır. Bulup çıkarmaya çalışırım ıskalanan lezzetleri. Bu tür tatlar alabildiğimde ise; “ben o gün oradaydım” diyebilme şansım oluşur. Herkesin gözünü diktiği 7 dönümlük araziden, bana özel hikâyeler çıktığını fark ederim ve işte o zaman topa bakanlardan değil, oyuna bakanlardan olduğumu anlarım. Aksi tabelaya esir düşmek demektir ki; bundan da nefret ederim... Mesela... Bir Yunan Yunanistan Milli Takımının bir oyuncusu Türkiye’ye transfer oluyor ve işe bakın ki, gelip Samsun’dan işe başlıyor. Lisansı çıkarılıyor ve ilk maçını eski Pontus medeniyetinin göbeğinde oynamak zorunda kalıyor. Üstelik Gekas imzayı attığı anda, biz bir Rum çocuğunu, Türk futbolunun en değerli “tek taşlarından” birini kaybediyoruz. Farklı zamanlarda olsa pek bir “ortak nokta” yokmuş gibi gelecek bana, ama öyle bir anda çakışıyor ki bu durum... Düşündürüyor beni... Bundan ne hikâye çıkar diye düşündürüyor... Bir Karabüksporlu Karabükspor için kollarını sıvayan MUSTAFA SARP, acaba hissetmiş olabilir mi, Samsunspor formasıyla gol attığı takıma bir de Karabükspor formasıyla gol atacağını? Üstelik aynı kaleye ve aynı yerden... Üstelik henüz ayrılmış olduğu eski takımına... O an düşünüyorum ki; aynı sahanın aynı kalesine ve aynı yerden Galatasaray formasıyla gol atmıştı Karabükspor’a... Mustafa Sarp için “bana kaderimin bir oyunu bu” adlı şarkı çalıyordu belki eski bir pikapta... Bir Trabzonsporlu Olcan Adın yeni ve son takımıyla ilk kez çıkıyor kendi seyircisinin önüne. Gol attırıyor ama atması da bekleniyor. Selamlayacak ya seyircisini... Atıyor atmasına ama kime? En az iki yıl aynı odayı paylaştığı ve Fenerbahçe takımında birlikte yer bulmaya çalıştığı eski bir kader arkadaşına... Samsunspor kalecisi Ertuğrul’a... Son olarak bir Fenerbahçe genç takımının idmanında atmış aynı golü Olcan Ertuğrul’a... Yıllar sonra aynı golü bir Karadeniz derbisinde attı eski kankasına... Bir Manisasporlu Delikanlı 17 yaş altında pırıldadı, Manisaspor’da yaldızlandı. Kariyeri müthiş bir Fenerbahçe maçıyla patladı. Manisaspor formasıyla Fenerbahçe’ye attığı gol onu fark ettirdi. Aynı maçta bir gol de kendi kalesine attı. Pazartesi gecesi ise Fenerbahçe takımının silahı oldu ve Manisaspor’a attı aynısını. Kaderin cilvesine bakın ki, pazartesi gecesi de bir “kendi kalesine atılan gol” belirledi skoru. Bu iki takım ve Caner varsa ortada, Caner mutlaka gol atar ve bir kendi kalesine gol atılacaktır, sonucunu çıkaramaz mıyım bu durumdan? Ya bunlar? Abdullah Ercan’ın yıllarca takım arkadaşlığı yaptığı Şota Arveladze’den çaldığı puan ve maç öncesindeki kucaklaşmaları... Fatih Terim’in üst üste 4 ve 5 golle, eski unutulmaz “prensleri” Arif Erdem ve Bülent Korkmaz’ı ateşe atması... Beşiktaş’ın üst üste Ertuğrul Sağlam ve Mehmet Özdilek ile oynamak trafiğine girmesi... POST-İT Futbol Federasyonu topu taca atmakta ve oyunu oynamadan bitirmekte pek mahir. 1 sezon kazanmak için çıktıkları yolda, 1 ay kazanmaya çalıştılar. Son gelişme 1 hafta daha kazanma yolundadır. Uzatmalardayız... Biri düdüğü çalmak üzere... LEFTER... Akıl baliğ olmamıştım daha... Attığı çalımları algılayamıyordum... Babamın omzunda ve duhuliyeden seyrettim onu. Sonra basın tribününde elini öpüp çok dertleştim... 3 yıl Büyükada’da yaşadım, uzun uzun dinledim anılarını. Attığı çalımların değerini çok sonradan anladım... Ve şimdi soruyorum kendime... “Onu hiç unutmayacağız” demek yerine, “Onu ne kadar hatırladık” diye yüzleşmemiz gerekmiyor mu kendimizle? Sarhoş ve yarı deli bir George Best’in belgeseli çok ve attığı bir iki çalımı defalarca seyrettiriyorlar da, Lefter’in iki siyah-beyaz görüntü dışında hiçbir şeyi yok... Üstelik Lefter Dünya Kupası oynadı... George Best ise hiç oynamadı... S-ÖZ: (Bir Rumen atasözü) “Biri sizi bir kere aldatırsa suç onun, aynı kişi tekrar aldatırsa suç sizindir...” En skolastik söylem, en omurgalı duruş, en yalpalamadan sergilenen tavır nedeniyle Galatasaray’ı ayrı bir yere oturtan Ünal Aysal’ı kutluyorum...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT