BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ödül için film yapmak

Ödül için film yapmak

Oscarları bir tarafa koyarsanız, önem sırasına göre birçok festival ve ödülden bahsetmek mümkün... Peki seyirci ne kadar umursuyor bu ödülleri? Veya bu ödüller ne işe yarıyor? (Oscarlar da tartışmalıdır ama yerleşmiş bir ön yargıyla, diğerlerine bariz fark atıyor.)



Oscarları bir tarafa koyarsanız, önem sırasına göre birçok festival ve ödülden bahsetmek mümkün... Peki seyirci ne kadar umursuyor bu ödülleri? Veya bu ödüller ne işe yarıyor? (Oscarlar da tartışmalıdır ama yerleşmiş bir ön yargıyla, diğerlerine bariz fark atıyor.) *** Boğaziçi Üniversitesi 2010 Sinema Söyleşilerinde Nurgül Yeşilçay bir soru üzerine “Yaşamın Kıyısında” filmi için, yönetmeni Fatih Akın’ın “Ben bu filmi Cannes için yapıyorum” dediğini söylemişti. Nuri Bilge Ceylan’ın Siyad Ödül törenindeki hırkalı hali, filmi “Siyad” için yapmadığı anlamına gelebilir. O da Cannes için çalışmış demek ki... Diğer taraftan Ömer Faruk Sorak’ın twitterdaki Siyad tepkisi, önümüzdeki günlerin tartışma konularından olacağa benziyor: “Türk siyaseti için CHP neyse, Türk sineması için SİYAD odur... Ey siyad...Emek sinemasının yıkılma sebeplerinden birisin... Sakın yalandan sahip çıkmaya çalışma.. Ama bir şeyin yıkılmasını istemiyorsan, onu ayakta tutma ihtimali olan şeyleri yok sayarak yıkmaya da yalandan sahiplenme, komik oluyorsun!” *** Başa dönelim. Seyirci bu ödülleri ve tartışmaları ne kadar önemsiyor? Veya önemsemeli mi? Her ne kadar “sanat” gibi saygı duyulacak ve “sahip çıkılacak” bir güzelliğin ve derinliğin arkasına sığınılsa da, işin görünen ve görünmeyen “ticari” kısmı, sektörün bütün unsurlarını zorluyor. Halbuki Türkiye’nin sinemada üretim, salon, seyirci anlamında sıçrama yaşadığı/ yaşaması gerektiği bir dönemde, bütün tarafların “seyirci”yi yanına alması, “seyirci”ye yaklaşması, onu anlamaya çalışması ve kendini anlatmaya çalışması gerekir. Ama... “Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur” benzeri zırvalarla bazı “meslek”leri halkın üstünde bir yere konumlamaya çalışmak, “tepeden bakma” ve “kendini önemseme” kibrinin tezahürüdür. Neye yarar? Kendi içinde çırpınan bir kast oluşturursun sadece. Ondan sonra da gişe yapmayan film için halkı suçlarsın; “Anlamıyorlar...” diye... Haluk Bilginer’in Film Arası’na verdiği röportajda “Yaptığımız işi seyirci anlamıyorsa, kabahat bizdedir” şeklindeki beyanı, sadece sinema filmi için değil, festivaller ve ödüller için de geçerlidir. *** Elbette sektörü desteklemek, bu işe emek verenleri yüreklendirmek için “ödül”ler önemlidir. Olmalıdır. Ama gidip bir DVD alıyorsun. Kapağında ismini cismini duymadığın ülke ve şehirlerin organizasyonlarında alınan ödüllerin uzuuuun bir listesi... Bu kadar ödül aldığına göre “seyretmeliyim” diyorsun... Sonra anlıyorsun ki bu bir pazarlama ameliyesinden başka bir şey değil. Bu pencereden bakınca, derneklerin, belediyelerin, valiliklerin velhasıl ödül verme sevdasında olan kurum ve kuruluşların, verecekleri ödülün saygınlığının kendi saygınlıkları kadar olacağını hesaba katmaları lazım... Ödül almak için yanıp tutuşanların da... Seyircinin alkışı, hangi ödülden daha değerlidir?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT