BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kâğıttan tayyare

Kâğıttan tayyare

Haber yapmışlar: “Sizin de başınıza gelebilir. Filan yerde gariban çobanın kimlik cüzdanındaki fotoğrafını değiştirerek adına şirket kurdular, telefon bağlattılar, kart aldılar.. Çoban evine gelen haciz memurlarını görünce şaşırdı.”



Haber yapmışlar: “Sizin de başınıza gelebilir. Filan yerde gariban çobanın kimlik cüzdanındaki fotoğrafını değiştirerek adına şirket kurdular, telefon bağlattılar, kart aldılar.. Çoban evine gelen haciz memurlarını görünce şaşırdı.” Bir benzerini herkes yanından yöresinden duymuştur. Mahkeme kararları ile bu sahtekârlık tespit ediliyor ama o adam neredeyse ömür boyu bu dertten kurtulamıyor. Her gittiği yerde bu iş karşısına çıkıyor, “Ben o değilim” deyinceye kadar anası ağlıyor. Böyle hallerde koşuşturma ve “ben o değilim” deme işi neden mağdura düşüyor. Bu işin caydırıcı bir müeyyidesi olsa.. Yapanlar her hâl ve şart altında yakalansa.. İlan edilse bir daha kim böyle bir iş yapmaya cesaret edebilir. Kamu otoritesi (devlet) bu işi problem olarak görmüyor ki.. Tesadüfen başka bir iş kovalarken yakalanırlarsa ne âlâ.. Yoksa sadece kayıtlarda kalıyor, istatistik tutuluyor. Oysa devlet dairelerinde iş yaparken, bizimkiler kadar evrak, mühürlü kâğıt, isteyeni yoktur. Yani bu kadar göstermelik tedbir sıradan bir suistimale engel olamıyor. Halbuki hiçbir evrak istemeden beyanı esas alarak, kimlik numaranı ver, aşağıdaki şartlara uygun olup olmadığını yaz ve imzala denilerek bu işler yürütülse.. yanlış beyanların ve suistimallerin peşine düşülse hem sahtekârlıklar azalır.. hem de işler hafifler. Devlet dairesinde iş takip etmek eziyet olmaktan çıkar. Devlet, dağdaki çobanın kimliğini çalıp onun adına sahtekârlık yapan adamı üç günde hakimin karşısına çıkaramıyorsa başka işleri nasıl yapacak. Önemsiz işi yapamayanlar önemli işleri nasıl yapacak. Bu, zapt-ı rapt talebi değil. Bu işler herkesi zapt-ı rapt altına almakla olsa olağanüstü dönemlerde sahtekârlık azalır. Oysa ihtilal sonrası dönemlerde hep artmıştır. Herkesi baştan kontrol etme sevdasından vazgeçip, adamın söylediklerini doğru kabul edeceksiniz. Bile bile yalan beyanda bulunmuşsa onun yakasına yapışacaksınız. Yat kalk reform yapıyoruz.. Taslaklarda yeni bir şey yok. FBI benzeri bir yapılanmayı düşünmek lazım. Mesela semt mahkemelerine kafa yormalıyız. Ufak tefek ihtilaflarda adam sabah uğrasın mahkemeye.. İki saat içinde kararı eline alsın. Bir kural ihlal etmişse hemen o gün ya anlaşarak, ya da hakimin verdiği cezaya razı olarak evine dönsün. Böyle işlerde pazarlık kötü bir şey değil.. Böyle işlerin cezasını birebir santimiyle kuruşuyla kanun metnine yazmak da çözüm değil. Savcı adama diyecek ki: “Bende bu işin önemini kavrayamadığın kanaati oluştu. Sana 2000 lira ceza kesiyorum. Tekrarı hâlinde hayatın kayar.. Razı değilsen öğleden sonra mahkeme var..” Pazarlık dediğim bu.. Sağlığa ayırdığımız paranın yarısını bu işlere ayırsaydık sistem kestiği cezalar ve alacağı harçlarla kendini çevirir hâle gelirdi. Semt mahkemelerini kastediyorum.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT