BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hukuk guguklaşırsa

Hukuk guguklaşırsa

Sezai Karakoç, bir şiirinde şöyle der: ‘Büyüyüp de çocuk kalmak/İşte bu en büyük tehlike/Belki gün doğarken patlak verir/ Belki bir bando geçende.



Sezai Karakoç, bir şiirinde şöyle der: ‘Büyüyüp de çocuk kalmak/İşte bu en büyük tehlike/Belki gün doğarken patlak verir/ Belki bir bando geçende. Her kişi ve her kurum gibi hukuk için de dönem dönem büyük tehlikeler olabilir. Bazen mahkum eden mahkum olur. Necip Fazıl’ın bu dramı hikâyeleştiren ‘Reis Bey’ senaryosu tekrar okunmalı. Mesut Uçakan’ın aynı isimle yaptığı film, bir kere daha seyredilmeli. Tehlike şudur: Hukukun guguklaşması... İşte o zaman, Hazreti Ömer’in -radıyallahü anh- ‘adalet mülkün temelidir’ taklit edilmiş hükmü, bunu gerçekleştiremeyenler için felakete dönüşür. Bizim ‘69’da Hukuk fakültesine girmemizden önceki senelerde hukukta hem yazılı ve hem de şifahi/sözlü imtihanlar varmış. Sözlü imtihanlarda meraklılar balkonlardan imtihanı takip edebilirlermiş. Seneler sonra bir görgü şahidinin bize anlattıklarını hiç unutmadık. Sıra bir talebeye gelir. Bu talebe galiba rahmetli Ahmet Bayazıt’tır, ‘Sebeb Ey’ şiirinin şairi rahmetli Erdem Bayazıt’ın biraderi. Ahmet Bayazıt, imtihan başlayınca hukuk yerine ‘guguk’ der. Gugukta şöyledir, gugukta böyledir... diye. Hocayı hafakanlar basar ‘oğlum, hukuk de!’ diye ikaz eder, fakat nafile. O, ısrarlıdır. Tabiî kendini kapının önünde bulur. O genç delikanlının yaptığı bir şuuraltı reddiyedir. ‘Sebeb Ey!’ demenin bir başka şeklidir. Bir Maraşlı gencin bir imparatorluğun tasfiyesine aksülamelidir. Genç isyan, bin üçyüz şu kadar yıllık yerli hukukdan kopup batının loş koridorlarında çare arayışını kabullenmemedir. Nitekim bundan dolayıdır ki Hicretin 1400. Yılında arkadaşlarıyla beraber Ajans 1400’ü kuracakaklardır... Ergenekon ekseninde Hrant Dink davası münakaşa edilmekte. Bir dava, beş sene gibi bir fakülte hayatından daha uzun müddet sürdükten sonra karar açıklanıyor. Tam bir ayıplar manzumesi... Gecikmiş, eksik ve tatmin edici olmaktan uzak. İşin garibi mahkeme hakimi de huzursuz. Savcı ve hakim halkın önünde birbiriyle atışıyorlar. Vaziyet bir bakıma Ziya Paşa’nın resmettiği gibi: ‘Kadı ola davacı vü muhzır dahi şahit, ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet?’/Hakiminin davacı, mübaşirinin şahit olduğu bir davada o mahkemenin verdiği hükme adalet derler mi? Cevabı hep beraber verebiliriz: Hayır demezler! Zira o zaman, hukuk guguk olur. Dink davasında hukuk guguka dönmüştür. Biz çatısı akan çok adliyeler gördük. Bugün o virane binalardan adliye saraylarına kavuşuldu. Fakat, adaleti temin ve tesis eden bina değildir. Adalet, hukuk ve hukuku tatbik eden ehliyetli hakimlerle dağıtılır. Hakim, hukuka vicdanen inanmadıktan sonra beklenen adaletin şafağı sökmez. Dünya hukukunu reddetmeyelim. Ancak ve mutlaka ecdat hukukunu da yok saymayalım. Çok iyi derecede Arapça, Osmanlı Türkçesi ve İngilizce bilmeyen iyi hukukçu olamaz. Gugukçu değil de hukukçu yetiştirmek için bu lazimeye riayet şarttır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT