BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Küçük Prens’in Türkiye imtihanı

‘Küçük Prens’in Türkiye imtihanı

Avrupa devletlerinden Andorra’nın iki prensinden biri olan Sarkozy, bir “Frank” olmamasına rağmen Frank’ların ülkesini yönetiyor. Şimdilik Ermeni oylarına yönelen Sarkozy’nin asıl hedefi Türkiye’yi AB ile müzakere masasından kaldırmak.



Avrupa’nın en küçük devletlerinden Andorra’nın iki prensinden biri olan Sarkozy, köken itibariyle bir “Frank” olmamasına rağmen 2007’den beri “Frankların Ülkesi” Francia’yı yönetiyor. * Siyaset bilimindeki anlamıyla tam bir “Politik Hayvan” refleksiyle hareket eden ve Ermeni oylarına yönelen Prens Sarkozy’nin asıl stratejik hedefi, Türkiye’yi AB ile müzakere masasından kaldırmak. İspanya ile Fransa’yı birbirinden ayıran Pirene Dağları’nın eteklerinde 468 kilometrekarelik yüzölçümü ve 85.000 kişilik nüfusuyla Avrupa’nın en küçük devletlerinden biri olan Andorra yer alır. Frank Kralı Charlemange’ın 9. yüzyılda İspanya’daki Müslümanlara karşı yürüttüğü seferlerde yararlık gösterdiği için özel bir fermanla Frankların himayesi altına alınan Andorra Prensliği, 1278’den beri Fransa ile Urgel Piskoposluğu tarafından birlikte yönetiliyor. 1993’te Birleşmiş Milletler üyesi de olan bu küçük prensliğin iki prensinden biri Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy. Köken itibariyle bir “Frank” olmamasına rağmen 2007’den beri “Frankların Ülkesi” Francia’yı yöneten Prens Sarkozy, Jacques Chirac’ın cumhurbaşkanlığı sırasında getirildiği içişleri bakanlığı görevinden başlayarak genelde Müslümanlara özelde ise Kuzey Afrikalılara ve Türklere karşı tavrıyla tüm Fransız ırkçılarının derin sempatisini kazanmayı başardı. İlk turunda %31 oy aldığı 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda, Fransa’da 19. yüzyıla uzanan derin kökleri bulunan faşistlerin verdiği oylar sayesinde oylarını %53’e çıkartan Sarkozy, Fransa Cumhurbaşkanlığı ve Andorra Prensliği koltuklarına oturmayı başarmıştı. HAÇLI SEFERİNİN ORTAĞI Siyasette kalıcı olabilmek için güçlü Fransız solu karşısında her zaman aşırı sağın oylarına muhtaç olduğunun bilinciyle iktidarının ilk günlerinden itibaren onların gönlünü hoş tutacak, en azından tepkilerini çekmeyecek, söylem ve davranışlarda bulunmayı sürdüren Küçük Prens Sarkozy ABD Başkanı George Bush’un başlattığı “Haçlı Seferi”nin Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden oluverdi. Sarkozy Bush’un görevini Obama’ya devrettiği 2008’den sonra da, Doğu Berlinli Protestan bir papazın kızı olarak dünyaya gelen ve Türklere karşı tutumunda hiç de kendisinden aşağı kalır bir yanı bulunmayan Almanya Başbakanı Angela Merkel’le omuz omuza “yabancılara” karşı “Avrupalılık Kimliğini” ve “Avrupa Değerlerini” cansiperane savunmayı sürdürdü. Merkel “uyum politikası” adı altında Almanya’daki Türkleri asimile etmeyi gündeme taşırken, Sarkozy 1905 tarihli laiklik yasasını hatırlatarak dini simgelerin kamusal alanlarda kullanımının yasaklanmasını sağladı. Fransa’da okullarda başörtüsü takılmasının, Müslüman kadınların sokakta peçeyle dolaşmasının hatta camilerde ezan okunmasının yasaklanması için başlatılan siyasi kampanyanın liderliğini yapan Sarkozy, “laik Fransa”da kilise çanlarının çalmasına neden izin verildiğini sorgulamaya ise hiç ihtiyaç hissetmedi. POLİTİK HAYVAN! Sarkozy’nin Fransa’daki Müslümanları doğrudan hedef alan politikasından son derece memnun kalan ırkçı Ulusal Cephe partisinin lideri Marine Le Pen Müslüman karşıtlığını Müslüman düşmanlığı mertebesine çıkararak, 2010’da yaptığı bir açıklamada Cuma ve Bayram günleri camilerin içine sığmadıkları için sokaklara taşarak namaz kılan Müslüman cemaati İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkeyi işgal eden Nazi ordusuna benzetmekte beis görmedi. Halbuki Nazi benzeri işler yaparak Fransa’yı tüm yabancılardan arındırmayı hedefleyen bizzat Le Pen’in kendisiydi. Le Pen’in açıkça yaptığı bu düşmanlığı, kendi iktidarı döneminde çok sayıda “yabancı”, istihbarat servisinin bilgisi dâhilinde Neo-Naziler tarafından öldürülür veya yaralanırken gözlerini yummayı tercih eden Merkel daha üstü kapalı biçimde yapıyordu. Tüm Avrupa’da yükselen ırkçılığın ve Müslüman düşmanlığının siyasi semeresini toplayabilmek adına yapabileceği ne varsa yapmaktan çekinmeyen Sarkozy 2012 Mayısında düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken, siyaset bilimindeki anlamıyla tam bir “Politik Hayvan” refleksiyle hareket etmeye başladı. Mart 2011’de Libya’ya tek başına saldırı başlatırken Fransız kamuoyuna verdiği mesaj “daha fazla göçmenin bu ülkeye gelmesine izin vermeyeceğiz” şeklindeydi. Fransa’da çok kültürlülüğün iflas ettiğini söyleyerek, bir kez daha seçilirse Fransız kültürünün ülkedeki herkese dayatılacağının işaretlerini vermeye başlayan Sarkozy, baştan beri karşı çıktığı Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliğinin asla gerçekleşmeyeceğini de sık sık tekrar etti. Sosyalist Parti’nin, cumhurbaşkanı adayı Dominique Strauss-Khan’ın karıştığı skandal sebebiyle yaşadığı krizi çabuk atlatması ve Ulusal Cephe’nin de oylarını gözle görülür biçimde artırmaya başlaması, Sarkozy’nin alacağı oyları tek tek hesaplamaya başlamasına yol açtı. ASIL HEDEFİ TÜRKİYE Bu çerçevede Fransa’daki en organize lobiye sahip Ermenilerin oyunu topyekûn almaya yönelen Sarkozy, önce Ermenistan’a resmi bir ziyarette bulundu. Ardından da daha önce birkaç defa gündeme gelen soykırım iddialarını inkâra ceza vermeyi öngören yasa tasarısını bir kez daha yasama organına taşıdı. Fransa Millet Meclisi’nde kabul edilen tasarı dün Senato’da da oylandı. Böylece Sarkozy Fransa Ermenilerine güçlü bir mesaj vermiş oldu. Taktik olarak şimdilik Ermeni oylarına yönelen Küçük Prens Sarkozy’nin asıl stratejik hedefi Türkiye’yi AB ile müzakere masasından kaldırmak. Bugüne kadar önüne çıkartılan tüm engellere rağmen gayet soğukkanlı biçimde “fişi çeken taraf biz olmayacağız” diyerek müzakere sürecini devam ettirmeye çalışan Türkiye, “soykırım inkârının” tüm AB üyelerinde suç kabul edilmesine yönelik bir kampanya başlarsa aynı soğukkanlılığını ne kadar koruyabilir? 2015 yaklaşırken böyle bir kampanyanın başlaması Ankara için sürpriz olmamalı. Diğer yandan Türkiye’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki artan etkisi, bu bölgeyi kendi tarihsel nüfuz alanı olarak gören Sarkozy’nin Türkiye karşıtlığına ivme kazandıran bir diğer faktör. BİR GÜN YALNIZ KALACAK Baba tarafından 1628’de Osmanlılara karşı savaştığı için Kutsal Roma İmparatoru (Habsburglar) tarafından asalet unvanıyla ödüllendirilen bir Macar Katolik aileye, ana tarafından ise Selanikli Yahudi bir aileye mensup olan Nicholas Sarkozy, “Frankların Ülkesi”ne bir kez daha cumhurbaşkanı olabilmek için Türkiye’yle mücadelesine her alanda devam edecek. Türkiye’nin düşmanlığını değil, dostluğunu kazanmanın Fransa’nın yararına olduğunu göz ardı ederek ülkesinin ekonomik ve ticari çıkarlarını siyasi hırsına kurban etmeyi sürdürecek. Fransız yazar Antoine de Saint Exupery’in masal kahramanı “Küçük Prens”in, yaşadığı gezegeni istila etmesinden korktuğu Baobab ağaçlarının fidanlarını her sabah sökmeye çalışması gibi Sarkozy de, Müslümanların Fransa’da artmasını engellemek için tedbirler almaya devam edecek. Korkarım Sarkozy’nin siyasetteki her fazla günü, Fransa’yı tek kültürün dayatıldığı, düşünce özgürlüğünün hiçe sayıldığı, sokaklardan kıyafetleri yüzünden insanların toplandığı, ırkçıların kendilerinden olmayanların “kökünü kazımaya” çalıştıkları bir manzaraya daha da yaklaştıracak. Günü gelip de siyaset sahnesinden düştüğünde Sarkozy’yi Fransa’da hiç kimse “yeni De Gaulle” olarak hatırlamayacak. Ama Andorralılar, kurtarıcıları Charlemange’nın Müslüman yayılması karşısındaki mücadelesini 21. yüzyılda büyük bir hevesle sürdüren Küçük Prenslerini herhalde bağırlarına basmaya devam edecekler.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT