BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Avrupa ve biz

Avrupa ve biz

Türkiye âşikârdır ki 900 yıldan beri Avrupa’dadır. 200 küsur yıldan beri sistemin içindedir. Ama bu demek değildir ki Türkiye, Asya’da yoktur. Biz bir Balkan, Karadeniz, Akdeniz, Kafkas, Orta Doğu devletiyiz.



200 YILDIR SİSTEMDEYİZ Türkiye âşikârdır ki 900 yıldan beri Avrupa’dadır. 200 küsur yıldan beri sistemin içindedir. Ama bu demek değildir ki Türkiye, Asya’da yoktur. Biz bir Balkan, Karadeniz, Akdeniz, Kafkas, Orta Doğu devletiyiz. AVRUPA, BİZİ KABUL EDECEK Avrupa; biz Türkler’in, İslâm dinimizle, orijinal büyük kültürümüzle, Avrupa Topluluğu’na renk katacağımızı, köprüler kuracağımızı, bir Avrupa devleti olduğumuz gerçeğini şu veya bu şekilde kabul edecektir. AÇIĞA ÇIKMAYAN GERÇEKLER Avrupa Topluluğu’na niçin Yunanistan’la birlikte girmediğimizin tarihi daha yazılmadı. Hangi güçlerin bizi engellediği, niçin Sultan Selim’lerin, Sultan Mahmud’ların, Sultan Hamid’lerin, Atatürk’lerin kemiklerini sızlattığımız açığa çıkmadı. Bugün Dünya, vaktiyle olduğu gibi Avrupa kıt’asından yönetilmiyor. Avrupa, böyle bir ağırlığı ancak 200 yıl taşıyabildi. 70 yıldan beri bu ağırlık, Birleşik Amerika’nın üzerindedir. 18. asra girdiğimiz zaman (1700), Avrupa’nın henüz Asya’dan yoksul olduğu görülür. Düzenini Dünya’ya kabul ettirebilmekten uzaktır. Roma düzeninin (Pax Romana) yıkılmasından beri Arz’ın kudretli kıt’ası Asya’dır. 18. asır sona ermek üzereyken, dengenin altüst olduğu ortaya çıkar. Avrupa artık zengin, Asya yoksuldur. Avrupa, düzenini Asya’ya ve Afrika’ya geniş ölçüde yaymaya başlamıştır. Nice asırlık egemenliğinden yorgun olan Asya, ancak pasif bir direniş içindedir. Canlı milliyetlerden yoksundur. Avrupa düzenini şu veya bu oranda kabul etmeye hazırdır. Ancak bunu bile becerememektedir. AVRUPA İLE İÇLİ DIŞLI Osmanlı Türkiyesi, Avrupa’nın karşısında hemen hemen tek başına kalmıştır. Zaten sınırları hâlâ Polonya üzerinde olduğu, başkenti bu kıt’ada bulunduğu için, coğrafya bakımından bir Avrupa devletidir. Asırlardan beri Avrupa ile içli dışlı olmuştur. Avrupa ile ilişkileri olağan üstü yoğundur. Birçok büyük Avrupa devletinden fazla Hıristiyan uyruğu vardır. Türkiye, Avrupa düzeninin içine girmemekte ısrar ederse, Avrupa’dan atılacağını anlamıştır. Nitekim 1699’da Macaristan’ı ve 1774’de Kırım’ı kaybetmiştir. Karadeniz’deki mutlak tekeli kırılmıştır. Türk İmparatorluğunu kendi iç dinamiklerine göre yeniden 16. Asırdaki gücüne çıkartabileceklerini sanan, Hoca Sâdeddin Efendi’den Köprülüler’e kadar uzanan reformistler, 1683’te Viyana surlarına çarparak misyonlarını tamamlamışlardır. 1699 barışı ile Sadrâzam Nevşehirli Dâmâd İbrahim Paşa gibi yüzlerini batıya döndürmüş, Batı’nın nesini alabiliriz de kendimize gelebiliriz şeklinde düşünen ilk reformist kuşağı ortaya çıkmıştır. Bunlar, imparatorluk bürokrasisinde azınlıktır. Ancak saltanat-hilâfet makamı, gittikçe artan ölçüde bu azınlığın fikirlerine yatkın duruma gelmiştir. Diyebilirim ki bir asır müddetle Osmanlı bürokrasisindeki ve saltanat makamındaki bu çekingen reformistler bir şeyler yapmaya çalışmışlar, fakat yetmemiştir. Nihayet hâkanlık ve halifelik tahtına 1789 yılında, çok iyi yetişmiş, uyanık, çok genç bir adam çıkmıştır. Büyük Fransız İhtilâli‘nin patlamasından, Avrupa düzeninin kendi içinde altüst olmasından tam 3 ay, 7 gün önce... ÜÇ RADİKAL İNKILÂPÇI Türkiye tarihinde, devletin ve milletin istikametini değiştirecek radikallikte sadece üç inkılâpçı çıktı: Üçüncü Selim, İkinci Mahmud ve Atatürk... Üçünün de safha safha aynı yönü işaret ettikleri görülür. Sultan Selim 24 Şubat 1793 fermanı ile Nizâm-ı Cedîd‘î, Türk imparatorluğunun devlet rejimi ilân etti. Rejimin adı, çok açıktı: Bugünkü Türkçe ile yeni düzen demektir. Bu düzenlemenin, Avrupa’ya endeksli olduğu âşikârdır. Aynı zamanda, o zamana kadar Türk imparatorluğunun yönetildiği nizâm-ı âlem (Pax Ottomana) sisteminden çıkıldığını da ifade ediyordu. Zâten Nizâm-ı Âlem, bir asırdan beri fiilen yürütülemiyordu. Üçüncü Selim, Asya ve Afrika kıtalarında, Hıristiyan âlemi dışında, Uzak Doğu dahil, batıya dönük ilk reformisttir. Sonrakiler, hep onu izlediler. Öncü, odur. Avrupa, Rönesans’tan beri başlayan uzun bir hazırlık döneminden sonra, okyanuslara el koyarak, kendi düzenini Arz’a kabul ettirmişti. 1856 Paris Kongresi, Büyük Devlet sayısını resmen 7 ile sınırladı: İngiltere, Fransa, Prusya (Almanya), Avusturya (Avusturya-Macaristan), Sardunya (İtalya), Rusya ve... Türkiye... İspanya’yı bile dışladı. 40 yıl sonra Birleşik Amerika ile Japonya’ya da büyük devlet statüsü tanındı. Çin’i bu statü dışında bıraktı. Bu düzen ancak 1914-18’e kadar yürütülebildi sevgili okuyucularım... Zira bu tarihte, Arz’a düzen empoze eden Avrupa medeniyeti, akıl almaz, korkunç bir intihar teşebbüsünde bulundu. Türkiye ve Avusturya, büyük devletler arasından çıktı. Rusya’da Avrupa düzenine aykırı bir rejim egemen oldu. Avrupa, dehşetli savaşı kendi kendine sona erdiremedi, Birleşik Amerika’yı kendi kıt’asına çağırdı. İKİNCİ İNTİHAR TEŞEBBÜSÜ Derlenip toparlandığı sanılan Avrupa medeniyeti 1939-45’te ikinci bir intihar teşebbüsünde bulunmasın mı? Artık bu defa Birleşik Amerika, yalnız Avrupa’da değil, bütün dünyada söz sahibi oldu. 1990’a kadar Sovyetler’ce dengelendi. 1990’da Amerika, tek başına kaldı... Bugün Avrupa Topluluğu ve Uzak Doğu, Kuzey Amerika dışında iki blok daha oluşturdular. Bunlar dışında Çin vardır, İslâm âlemi vardır... Türkiye nerededir? Türkiye âşikârdır ki, Avrupa’dadır. 900 yıldan beri Avrupa’dadır. 200 küsur yıldan beri sistemin içindedir. Ama bu demek değildir ki Türkiye, Asya’da yoktur. Biz bir Balkan, Karadeniz, Akdeniz, Kafkas, Orta Doğu devletiyiz. Türk âleminin büyük parçasıyız. Ancak coğrafya bilmeyen gafiller bizim Adriyatik’le Çin Seddi arasında durduğumuz gerçeğini espri konusu yapabilirler. Biz aynı zamanda Atlantik’le Pasifik arasında uzanan İslâm âlemindeyiz, onun en dinamik parçasıyız. GERÇEKLERİ GÖRMEK Gerek Avrupa, gerek Müslüman devletler bu dinamizmi, bu potansiyeli kıskanabilirler. Ama gerçekler eninde sonunda kendini gösterir. Kendi kusurlarımızı, yanlışlarımızı, aymazlıklarımızı da iyi teşhis etmemiz gerekir. Avrupa Topluluğu’na niçin Yunanistan’la birlikte girmediğimizin tarihi daha yazılmadı. Hangi güçlerin bizi engellediği, niçin Sultan Selim’lerin, Sultan Mahmud’ların, Sultan Hamid’lerin, Atatürk’lerin kemiklerini sızlattığımız açığa çıkmadı. Biz Türkler’in, İslâm dinimizle, orijinal büyük kültürümüzle, Avrupa Topluluğu’na renk katacağımızı, köprüler kuracağımızı, zaten isteyen beğensin, isteyen beğenmesin, bir Avrupa devleti olduğumuz gerçeğini, gerçekleri daima arayan ve bulan Avrupa, şu veya bu şekilde kabul edecektir. Biz yardımcı olmalıyız. Bileşik Amerika, bizim müttefikimizdir. Fakat biz Amerikalı değiliz, olamayız. Avrupa ve Akdeniz medeniyetinin büyük bir parçasıyız. Asya ile derinlemesine ilişkilerimiz koparılamaz. Gerçek kimliğimiz budur. Türk ve Türkiye budur. Avrupa, bu kimliğimizi görmekte zorlanıyor. Biz kimliğimizin farkında mıyız?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT