BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Can sıkıntısı

Can sıkıntısı

Bazen yaptığım işten sıkılınca kendime garip meşgaleler bulurum. Birkaç gündür 10. cumhurbaşkanı Sezer’in sağda solda yaptığı konuşmaları tarıyorum. 2006 senesinde Harb Akademileri’nde uzunca bir konuşma yapmış. Doğru şekliyle uzunca bir metni okumuş.



Bazen yaptığım işten sıkılınca kendime garip meşgaleler bulurum. Birkaç gündür 10. cumhurbaşkanı Sezer’in sağda solda yaptığı konuşmaları tarıyorum. 2006 senesinde Harb Akademileri’nde uzunca bir konuşma yapmış. Doğru şekliyle uzunca bir metni okumuş. Bu metni bulup sizin de göz atmanız zor değil. Özetlemek kolay değil ama bir paragrafta şöyle toparlanabilir. İrtica öyle bir tehlike ki, yüce devletimize bulduğu delikten sızıyor.. Devletimiz tehdit altında. Allahtan ki siz varsınız da bizi bu tehlikeden kurtarıyorsunuz. Nasıl olduysa 2007 milat gibi oldu. 2007’den önce devlet ileri gelenleri deyince hükümet hesaba katılmazdı. Devlet, cumhurbaşkanı, ordunun üst kademesi ve yüksek mahkemelerden ibaretti. Aradan çok zaman geçmemiş. Bugün bu konuşmayı ben okurken bile mahcup oluyorum. Beni mahcup eden birlerinin öyle düşünüyor olması değil. Bireysel olarak kimin nasıl düşündüğünün bir önemi yok. Ama devletin en üst kademesindeki insana birkaç sene sonra mahcup olunacak konuşmayı nasıl yaptırıyorlar. Bu iş karşılıklı konuşarak, ikna ederek, mutabık kalınarak mı oluyor yoksa onun öyle düşünmesini sağlayacak veriler akıtılarak mı oluyor. Her iki hal de (ihtimal de) devletimiz için bir zaaf değil mi? En tepeye giden bilgileri kim kontrol ediyor? ... 10. cumhurbaşkanı 7 yıllık dönemini detaylarıyla hatıra ve notlar şeklinde kaleme alsa 7 yıllık döneminden daha büyük hizmette bulunmuş olur. Son yıllarda bende oluşan kanaat irtica tehlikesi yaygarası koparan merkezle demokrasiye geçiyoruz, yok öyle yağma, darbecileri ayıklıyoruz yaygarasını koparan merkez aynı. Hatta Sultan Hamid dönemindeki 31 Mart Vak’asının arkasındaki merkez de aynı. O tarihte de, “Din elden gidiyor” diye yola çıkmışlardı. ... İnsanların aldandık, demesi kolay iş değil. Oktay Ekşi’nin 2007’de anlattığı Hasan Amca örneği vardı. Hasan Amca Ekşi’ye, 957’de, 912’deki darbeyle ilgili şöyle diyor: “Evlat biliyor musun ne oldu? Mahmut Şevket Paşa hükümetini devirmek için mücadele ederken meğer o zamanki İngiliz Büyükelçisi’nin hesabına çalışıyormuşuz. Bugün öğrendim” dedi. “Peki Hasan Amca, bu bilgiyi anılarınızda kullanacak mısınız?” “Nasıl kullanabilirim evlat... Onu yazarsam hem bütün kavgalarım anlamsız olur, hem de hayatım boşa geçmiş sayılır. Yazmayacağım” dedi. Zorluğunun ötesinde aldatıldık diyebilmek için dahi anlamak lazım. Hasan amca 45 yıl sonra anlamış. Bizim ihtilalcilerin kafaları bu işlere basmıyor. Ben 27 Mayısçıları da, 12 Eylülcüleri de, 12 Martçıları da çok dinledim. Dengeleri çözenine denk gelmedim. 28 Şubatçılar konuşmuyor. Onlardan bu işi fark eden var mı bilmiyorum. En öne çıkanları dönemin genel sekreteri ile 2 başkandı. Acaba kimin için koşuşturduklarının farkına vardılar mı?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT